’2015′in en önemli görevi o barajı yıkmaktır’

IMG_0824
PARİS(11.04.2015)- Sosyalist gazeteci ve yazar İbrahim Çiçek, 2014 ve 2015′in siyasi gelişmelerini değerlendirdi. Haziran Ayaklanması ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında HDP’nin tarihsel yükselişine işaret eden Çiçek, HDP’nin egemen sınıfların planlarını bozduğunu kaydetti. Rojava devriminin bölge halkları için büyük bir ışığa döndüğünü kaydeden Çiçek, Türkiye emekçi soluna Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında kendi tarihiyle yüzleşme çağrısı yaptı.

Sosyalist gazeteci ve yazar İbrahim Çiçek, Paris’te “2014 ve 2015 olayları, devrimci görevlerimiz” başlıklı panelde konuştu.

Konuşmasına Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarını hatırlatarak başlayan Çiçek, bu isyanların 2014 ve 2015′in önemli siyasi gelişmelerine önemli etkilerde bulunduğunu kaydetti. Çiçek “Tunus’ta üniversiteyi bitirmiş ama iş bulamayan, bu nedenle seyyar satıcılıkla onurlu biçimde hayatını kazanan bir genç, bedenini ateşe verdi, Bu ateş Tunus’u, Libya’yı, Mısır’ı ve Suriye’yi tutuşturdu. Ve bütün buralarda halkların büyük mücadelesinin kıvılcımı oldu. Tunus ve Mısır’da despotların iktidarı yıkıldı.”

‘HALK AKP’YE DEVİRME MESAJI VERDİ’
Arap halk ayaklanmalarının Türkiye’de Gezi direnişiyle etkisini gösterdiğini belirten Çiçek, “2013 yılında İstanbul’dan Anadolu ve Kürdistan’ın tüm kentlerine yayıldı. Onlarca kentte milyonlarca insan ayağa kalktı. Farklı ezilen kesimlerden insanlar, çok değişik düşüncelere sahip insanlar hep birlikte ayağa kalktılar” diye konuştu.

Haziran Ayaklanması ile birlikte sokağa çıkan halkların onurlu ve özgür yaşamak istediklerini belirten Çiçek şöyle devam etti: “Aleviler, kadınlar, Kürtler, işçiler, LGBTİ bireyler, çevreciler, Ermeniler ve toplumumuzun tüm kesimleri onurlu ve özgür yaşamak için diktatörlüğe karşı çıktılar. AKP hükümetine ülkeyi dar ettiler. 31 Mayıs’ta polisin Gezi Parkı’na saldırması açık devlet terörüne sarılmasıydı. Bu isyan, cumhuriyet tarihi açısından düşünürsek, 100 yılda ancak bir kez ortaya çıkmış bir durumdu. Benzer bir durum daha önce 15-16 Haziran büyük işçi direnişiydi. Ancak bu da İstanbul ve kısmen Kocaeli’ye kapsayan lokal bir isyandı.”

Çiçek, Haziran Ayaklanması döneminde halkların “Biz artık eskisi gibi yaşamak ve yönetilmek istemiyoruz” dediğini aktardı. Halkın AKP iktidarının devirmek için ayağa kalkma mesajı verdiğini kaydeden Çiçek, “Bu ayaklanma işçilerimizin, emekçilerimizin bilincinde büyük bir değişim yarattı, korku imparatorluğunu kırdı. Ortak mücadele arzusunu yüksek bir düzeye çıkardı” dedi.

Haziran Ayaklanması sonrasında AKP hükümetinin sosyalistleri hedef aldığını hatırlatan Çiçek, “Taksim’de, Gazi’de kurulan barikatlarda ‘mavi bayraklılar’ duruyordu. Onlara direniş için de ‘mavi bayraklılar’ diyorlardı. Onlarca ‘mavi bayraklı’ gözaltına alındı, tutuklandı. Haklarında ayaklanma çıkarmak, illegal örgüte üye olmaktan davalar açıldı” diye konuştu.

IMG_0829
’17-25 ARALIK SAHTEKARLARI GÖSTERDİ’
17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun da son yılların en önemli gelişmelerinden biri olduğunu kaydeden Çiçek, “Bu olay, iktidarı elinde bulunduran AKP hükümetinin dayandığı ittifakın bozulduğunu gösterdi. İki taraf birbirini lanetledi. Halklar önünde şu açığa çıktı ki, iki taraf da din-iman için hareket etmiyorlar, bunlar para ve iktidar için mücadeleye ediyorlar” diye konuştu.

Çiçek, Haziran isyanının egemenleri de eskisi gibi yönetemeyecekleri bir duruma soktuğunu kaydetti ve şunları söyledi: “Yolsuzluk operasyonu bize şunu gösterdi; eskisi gibi yönetemiyor ve birbirlerinin iplerini çekiyorlar. Eğer Cemaat’in gücü yetseydi mutlaka Erdoğan’ı hapishaneye gönderecekti ve yargılayacaktı. Erdoğan’ın gücü yeterse de o Fettullah Gülen’i yargılayacak. Bu tabi ki çok hayırlı bir olaydı. Çünkü samimi olarak inanan insanların, bu iki tarafın da gerçekten inananlar olmadığını, sahtekar olduklarını görmelerine vesile oldu” dedi.

‘HDP REJİMİN PLANLARINI BOZDU’
Cumhurbaşkanlığı seçimleri dönemini de değerlendiren Çiçek, egemen sınıfların Türkiye’de iktidar yapısını değiştirmek istediğini kaydetti. Çiçek, “Herkes seçim sonuçlarını merak ediyordu. Çünkü şöyle bir plan vardı ortada. Egemenlerin AKP’de birleşmiş bölükleri, diktatörlüğün yapısını değiştirmek, despotik özellikler katarak, İslamcı ancak otokratik bir yapıyla, bir çeşit AKP-Erdoğan diktatörlüğüne dönüştürmek istiyorlardı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bunun birinci adımı, 2015 seçimlerini de ikinci adım olarak planlıyorlardı” dedi.

Bu planın karşısında ezilenlerin mücadelesinin önemli bir engel oluşturduğunu kaydeden Çiçek, “Demokrasiden, özgürlükten yana olan güçlerin merkezi HDP oldu” dedi.

Bu nedenle belli çevrelerin HDP ve HDK’yı, yurtsever hareketle özdeşleştirmeye ve onun bir aracı gibi göstermeye çalıştığını kaydeden Çiçek şunları söyledi: “HDP ve HDK’yı sosyalistler ile yurtseverler birlikte kurdu. Tüm burjuva partiler, HDP için ‘Kürtlerin partisi’ propagandası yapıyor. Evet HDP Kürtlerin partisidir. Ama aynı zamanda kadınların, işçilerin, Ermenilerin, çevrecilerin, Alevilerin ve tüm ezilenlerin de demokratik partisidir” diye konuştu.

HDP’nin ilk büyük mücadelesinin cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu hatırlatan Çiçek, Avrupa ülkelerinde seçimlere katılımın oldukça sınırlı bir düzeyde kaldığını hatırlattı. Avrupa’da HDP’ye oy verebilecek kitlenin yüzbinlerle ifade edildiğini ancak Avrupa’dan giden oyların HDP’yi yüzde 10 barajına yaklaştırmakla sınırlı kaldığını söyledi. Çiçek, 7 Haziran 2015 genel seçimleri bakımından Avrupa ülkelerinde daha büyük bir seçim faaliyet yürütülmesi gerektiğine işaret etti.

’2015′İN EN ÖNEMLİ GÖREVİ O BARAJI YIKMAKTIR’
Birleşik mücadele ve güç birliğinin önemine dikkat çeken Çiçek, Türkiye emekçi sol hareketinin zayıf yanlarının, HDP gibi büyük bir cepheleşme adımı ile değişmeye başladığını söyledi. Çiçek şunları söyledi: “Yürüttüğümüz mücadele ve Haziran deneyimlerinin birleşmesi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 9,76′lık oy aldık. Sömürgecilik ve 12 Eylül faşist rejiminin önümüze koyduğu barajı yıkma düzeyine kadar ilerledik. İşte 2015′te en önemli demokratik görev o duvarı yıkmaktır. Baraj yıkıldığında Türkiye’de siyasi iklimin tümüyle değişeceğini düşünebiliriz. O duvar bir hapishane gibi birleşme, örgütlenme ve güçlü bir propaganda yapamamamızı sağlayan, bizi engelleyen faşist bir duvardır. İşte Yunanistan’da SYRIZA nasıl büyüdüyse, ezilenlerin birleşme noktası, umudu ve geleceği olan HDP’de birkaç yıl içinde giderek büyüyecektir. Son yüzyılda ilk defa Anadolu’da sosyalistler, Kürtler, aleviler ve işçi hareketleri bir araya geldi. Bunu daha önce hiç elde edemedik. Bu büyük bir alternatif, bunu daha da büyütebilir ve daha ilerilere taşıyabiliriz.”

‘KAPİTALİZMİN İNSANLARA SUNACAĞI HİÇ BİR ŞEY KALMADI’
2014 ve 2015 yıllarının öne çıkan gelişmelerine dikkat çeken Çiçek, şöyle devam etti: “2014′te hepimizi derin acılara boğan Soma işçi katliamıdır. 301 işçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Yüzlerce eş, çocuk, torun yetim kaldı. Bu bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’deki kapitalizm dünyanın en vahşi kapitalizmlerinden biri. İnsanları canlı canlı toprağa gömebilir. İstanbul’da inşaatta yanan işçiler, Bursa’da yanan kadınlar gözler önünde hayatlarını kaybetti. İşçiler hem sömürülüyor, hem de gelecekleri yok ediliyor. Bir kez daha gördük ki, kapitalizm vahşidir, sömürücüdür ve insanlara sunabileceği hiç bir şey kalmamıştır. O kadar aşağılık bir düzen ki bu, asla kendi kendine yıkılmaz ve çökmez. Mutlaka birleşmek, mücadele etmek, işçi sınıfının diğer ezilen kesimlerle birleşerek kapitalizmi yok edecek mücadeleleri inşa etmelidir.”

Soma katliamının toplum üzerindeki etkilerine de dikkat çeken sosyalist gazeteci Çiçek, HDP’nin katliam sonrasında büyük bir mücadelenin örgütleyicisi olduğunu kaydetti. Çiçek, “Toplumun farklı kesimlerinin acıları birleşti. Aralarında güçlü bir köprü kurmanın çabası içerisinde oldu” dedi.

‘DAİŞ-AKP İŞBİRLİĞİ ANADOLU HALKLARI İÇİN TEHDİTTİR’
Anadolu’da çok sayıda halkın katliamlara maruz kaldığını hatırlatan Çiçek, “Halklar büyük bir tehlike altında. Halkların güvenliğini kim sağlayacak. Özellikle Alevi halkımız defalarca kez ateşe atılmış ve yakılmıştır. İşte Rojava, bu büyük tehlikenin karşısında halklarımıza yönelik tehditler karşısında büyük bir set oluşturdu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Kobane düştü düşecek” derken, umudunu devrime bağlayanlar dünyanın dört bir tarafından oraya gittiler ve gericilerin bu arzusunun hayata geçmesini engellediler” dedi.

‘ROJAVA’DA HALKLARIN EŞİT TEMSİLİN GÜVENCE ALTINDA’
Kobane’nin 2014 ve 2015′te dünya gündeminin en önemli direnişi olduğunu kaydeden Çiçek, şöyle devam etti: “Kobane direnişi, Anadolu ve Ortadoğu’da yaşayan halklarımız için çok daha hayati derecede önemlidir. Kobane her şeyden önce Rojava devrimi demektir. Rojava, Tunus’ta patlak veren ayaklanmanın Ortadoğu’da ulaştığı en ileri düzeydir. Demokratik halkçı bir iktidar kurulmuştur. Halk kendi kurduğu meclislerle kendini örgütlemeye ve yönetmeye başlamıştır. Bu yönetimde her şeyden önce kadınlar ve erkekler eşit oranda temsil edilir. Kadın özgürlükçü olmayan hiçbir yönetim demokratik olamaz. İkinci olarak bu yönetim demokratiktir. Çünkü bölgedeki tüm halkların temsilcileri eşit haklarla yönetimde yer alırlar. Yani bir halkın üstünlüğünü değil, halkların eşit oranda temsilini güvence altına almıştır. Halkların kendi kurduğu örgütlenmelerle, hem asayiş hem de gıda sorununu böyle çözülmektedir.”

Rojava’nın halklar için bir ışık haline dönüştüğünü belirten Çiçek, “Bu ışıktan yola çıkarak şunu söylüyoruz. Başka bir dünyayı, sosyalist bir dünyayı örgütlemek mümkündür. Rojava’da şu an büyük bir savaş yaşanıyor. DAİŞ çeteleri Rojava devrimini boğmak ve örgütlemek için 2014′te harekete geçtiler. Kobane, karşı devrim ile devrimin öncü birliklerinin karşı karşıya geldiği bir savaştı. Kobane’nin düşmesi Anadolu halkları açısından büyük bir tehlikenin ortaya çıkması demekti. AKP işbirlikçisi DAİŞ çetesi, Hristiyanlar, Aleviler ve laikler için de büyük bir tehdit. Şu soru önemli, bu halklar devrim olmadan kendilerini nasıl savunacaklar? Rojava halkların kendilerini savunmaları için en büyük siperdir.”

ICOR KOBANE’DE HASTANE KURACAK
Çiçek konuşmasının devamında şunları söyledi: “6-8 Ekim Kobane serhildanı, AKP ve emperyalistleri korkuttu. AKP’yi geri adım atmaya, emperyalistleri DAİŞ’e karşı harekete geçmeye zorladı. Bir kez daha gördük ki, İstanbul’dan Amed’e tüm halklar eskisi gibi yaşamak istemiyorlar. Ocak ayında Kobane direnişi zaferle sonuçlandı. Ancak geriye yıkılmış bir kent kaldı. Çünkü DAİŞ faşistleri ile devrimciler göğüs göğüse çarpıştı, kent ev ev, oda oda, bahçe bahçe savunuldu. Şimdi bu kenti yeniden inşa etmek için çalışmalar var. Şimdi bu inşaya katılma zamanı. 2015′in en önemli devrimci görevlerinden biri budur. ICOR, Kobane’de bir hastane kurulması kararı aldı. Bunun için bir komite oluşturuldu ve ICOR bu hastaneyi örgütlemeye çalışıyor. 7 Haziran’dan sonra Kobane’ye mühendis, mimar ve sağlıkçılar, dört haftalık sürelerle giderek hastane çalışmalarına katılacak. Bu çalışmalara destek sunmak, insani bir sorumluluk ve herkesin katacak sevgisi, umudu olmalı.”

’2014, MLKP’NİN 20 YILI VE 5. KONGRESİNİN YILI OLDU’
Konuşmasının devamında Rojava devrimini savunan güçlere dikkat çeken Çiçek, Türkiye ve Kürdistan’da yasadışı faaliyet sürdüren MLKP’nin tarihsel bir rol oynadığına işaret etti. Çiçek şunları ifade etti:

“Rojava devrimi savunulurken, Türkiye’den Rojava’ya giden Serkan Tosun şehit düştü ve İstanbul’da uğurlandı. Ardından Rojava’dan, Kobane’den peş peşe şehit haberleri geldi. İnsanlar ‘Rojava’da MLKP’nin ne işi var?’ diye sordular, ‘Nasıl oldu da Mardin’e, Ankara’ya, Adana’ya, Dersim’e şehit cenazeleri gelmeye başladı?’ diye sordular. Daha sonra MLKP savaşçıları, Ezidi halkının varlığının korunması, kırıma uğramasının engellenmesi için ve özgürlüğü için Şengal’de olduklarını duyurdular.

2014 yılı, aynı zamanda MLKP’nin 20. kuruluş yıldönümüydü ve yakın zamanda açıklandığına göre MLKP 5. kongresi de yine 2014 yılında topladı. MLKP’nin 20. kuruluş yılını ve 5. kongresini, Ortadoğu’nun gerçek Marksist Leninist neferi olarak ortaya çıkışını, kendini halklar için ortaya koyuşunu, 2014′ün hayırlı olaylarından biri olarak görmek ve kabul etmek gerek. Çünkü MLKP, Ortadoğu halklarının birleşik mücadelesini ve birleşik zaferini savunuyor. Ortadoğu halklarının demokratik, sosyalist bir federasyon halinde birleşmesini, bütün halklar için eşit, onurlu ve özgür bir yaşam için anlaşması gerektiğini savunuyor. 2014 yılında dünya halklarına kendisini Ortadoğu’da savaşan devrimci komünist bir güç olarak tanıtmasını da bugün ve gelecek açısından önemli olduğunu söyleyebiliriz.”

‘SOYKIRIMIN 100. YILINDA BİR HESAP VERMEK ZORUNDAYIZ’
Konuşmasının sonunda, 1915 Ermeni Soykırımı’nın 100. yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çiçek, Türkiye emekçi soluna ilişkin çarpıcı yorumlarda bulundu. Çiçek, “Türk burjuvazisinin işlediği en büyük suçlardan biri 1915 yılında işlenen soykırımdır. 1915 Nisan’ından itibaren Ermeni halkı kent kent sürüldü, bugün Deyri Zor denilen Suriye’nin o zamanki vilayetlerinden birine sürüldü. 1.5 milyon Ermeni hayatlarını ve her şeylerini kaybettiğini biliyoruz” dedi.

Ermenilerin Anadolu’da yaşayan halklardan biri olduğuna dikkat çeken Çiçek, “Anadolu’da yaşayan hepimizin boğazından bir Ermeninin ekmeği geçmiştir. Yaptıklarını, mimari binalarını görmüşsünüzdür. Anadolu’da büyük katliamlara maruz kalan Alevi halkımızın herkesten önce Ermeni halkının acılarını anlaması ve paylaşması gerekir” dedi.

Türkiye emekçi solunun Ermeni Soykırımı’na ilişkin tutumunun zayıf kaldığını kaydeden Çiçek şunları kaydetti: “Türkiye ve Kürdistanlı devrimciler olarak biz de, tarihle yüzleşmeliyiz. soykırım gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Biz neden bu Ermeni soykırımını halka anlatamadık, Türk burjuvasinin suçlarını açığa çıkaramadık. Ermenilerin hak ve hukuklarını neden savunamadık, onların acılarına neden tercüman olamadık. Bu da bizim günahımız, zayıflığımız, mutlaka aşmamız gereken bir yanımız. Ermeni Soykırımının yüzüncü yılında bu gerçekle, kendi devrimci tarihimizle yüzleşmeliyiz, bir hesap vermek zorundayız. Bu bütün Anadolu halklarının görevidir.”