ABD gözlem noktaları ve gelişmelerin yönü – Metin BOTAN

ABD gözlem noktaları ve gelişmelerin yönü – Metin BOTAN

Bölgede kurulacak olan “gözlem noktaları” herkesin kendi durduğu yerden okuyabileceği mesajlar içeren bir politikanın ürünüdür.

3 Aralık 2018 – Söz konusu olan Ortadoğu olunca düz ya da kısa yol diye bir şey yok. Son günlerde yaşanan gelişmeler bu gerçeği bir kez daha teyit ediyor. Emperyalistlerin, sömürgecilerin, işgalcilerin kendi aralarında ve bütün ezilenlerle olan çelişkileri her an daha karmaşık ve katmerli bir hal alıyor. Ortadoğu’da himaye savaşına girişen ABD ve Rusya’nın bu süreçteki karşılıklı hamleleri sürüyor. Türkiye, İran, Suudi Arabistan gibi gerici-faşist devletler ise farklı emperyalist merkezlere yaslanarak bölgesel güç olmaya hevesleniyorlar. Rojava devrimi, bu kurtlar cangılında kendi yolunu almaya çalışıyor.

Haliyle, Rojava devrimi ve onun etki sahası, bölgede hesapları olan tüm güçlerin ilgi odağı durumunda bulunuyor. Devrimin açığa çıkardığı yeni durum, emperyalistleri bölgedeki, gerici faşist-İslamcı diktatörlükleri kendileri için tehlikeli olarak gördükleri bu yeni olgu karşısında tutum almaya ya da gözden geçirmeye itiyor. Karşı cephe listesinin en baş ve değişmez müdavimi politik İslamcı faşist Türk devleti.

İşgalci faşist Türk devleti, Rojava devrimi başladığı andan günümüze devrimi boğmak için her şeyi yaptı. ABD ile birlikte kurdukları ÖSO çeteleri çare olmayınca El Nusra’yı, o da olmayınca IŞİD’i destekledi. Kobanê direnişi, sömürgeci Türk faşizminin heveslerinin kursağında kalmasının ve devrimin emperyalist ve bölgesel güçlerin ilgi sahasına girmesinin de başlangıcı oldu. IŞİD’in ve İslamcı faşist AKP-Türk devletinin yenilgi süreci böylece başlamış oldu.

Devrim, bölge halklarıyla birleşik bir devrimci kuvvet yaratma yönünde ilerledikçe diktatörün ve sömürgeciliğin paniği arttı. Düne kadar adeta savaş halinde oldukları, uçağını düşürdükleri tarihsel hasımı Rusya gibi ya da bölgesel hegemonya kavgasında baş rakibi İran gibi güçlerle işbirliğine girmek durumunda kaldı. Onunla da kalmadı, sabah akşam küfredip aşağıladığı Esad rejimiyle bile Rojava devrimini boğma karşılığında işbirliğine girebilmenin yollarını aradı. Bir dizi görüşme ve diyalog gerçekleştirdi.

OLDU BİTTİ POLİTİKASININ SINIRLARI

Erdoğan ve çetelerinin Rojava devrimini boğma hamlelerinden biri de Efrin işgali oldu. Bu, bölgesel güçlerin ve himayeci emperyalistlerin çelişkilerinden yararlanılarak gündeme getirilen bir saldırıydı. Daha önce çokça yazıldığı gibi bu işgal, Rusya’nın desteği, ABD emperyalistlerinin de görmezden gelen tavrıyla mümkün olabildi. Ne var ki buna rağmen Türk burjuva devletinin muradının gerçekleştiği söylenemez. Rojava devrimi tüm bu boğma, geriletme, ezme, asimile etme girişimlerine karşın ayakta kalmaya, Arap, Süryani ve diğer halklarla ittifaklarını sürdürmeye devam etti. Kendi özgücüne dayanma ve emperyalist, bölgesel gericiliğin çelişkilerinden en etkin biçimde yararlanmaya dayanan bir taktik yaratıcılık gösterme çizgisini korudu. Tüm açmazlara karşın gösterilen bu dirayet büyük önem taşıyor.

Efrîn işgalinde işlenen insanlık suçlarının boyutları her geçen gün daha açık hale geliyor. Bunun çare olmadığını gören politik İslamcı faşist Türk devleti ve diktatör, Kobanê sendromunu atlatmak için yeni işgal hevesine tutulmuş durumda. Kobanê, Girê Spî, Serêkanî, Dirbesiyê ve daha birçok yere dönük yapılan saldırılar bu yönelimi ve arayışı yansıtıyor.

Şam’da Emevii Cami’nde namaz kılma efelenmeleri, Efrîn işgali karşılığında Rusya’nın tetikçiliğine yerini bıraktı. Sahte kabadayılıkla ABD’ye diklenme hamasetinden sonuç çıkmayacağı anlaşılınca rahip Brunson’u bırakmak zorunda kaldı. Minbiç’te ancak ondan sonra ortak devriye atabildi. Bu devriyeleri Minbiç’in içlerine taşıma dayatması kabul edilmeyince ise bu kez, Rojava’nın doğusuna saldırılar başlattı. Onun bu politikasını dayattığı süreçte, QSD güçleri de, Deyrezor hamlesini durdurdu. Hazırlıklarını Türkiye sınırına doğru kaydırdı. Bu gelişmeler sürerken, ABD’nin “on iki gözlem noktası kuracağız” açıklamasıyla Türk devletinin temsilcileri büsbütün hüsrana uğradı.

ABD’NİN İRAN HESAPLARI VE SURİYE’DE MEVZİ İHTİYACI

ABD’nin Ortadoğu’ya dönük stratejik kavrayışında İran temel engel olarak görülüyor. Almanya, Fransa, Rusya başta olmak üzere birçok emperyalist devletle yaşanan gerilim başlıklarından biri de bu. Bu tablo içinde Türkiye hem Kürdistan’ın sömürge statüsünün korunması hem de enerji ihtiyacından dolayı tarihsel ve bölgesel rakibi İran’a mecbur olmakla sadece stratejik hesaplarını tehlikeye atmakla kalmıyor, ABD ile de esaslı bir gerilim alanına girmiş oluyor.

Yine de emperyalist ABD’nin, Türkiye gibi bir devleti tümden devre dışı bırakmasını beklememeli. Üstelik bu devletin kendisi için en büyük rakibi olan Rusya ile yakınlaşması söz konusu ise. Zira son dönemdeki kimi hamleleri bu gerçeği teyit eder niteliktedir. Kuzey ve Güney Kürdistan’da, işgalci Türk ordusuna en büyük desteği ABD vermeye devam etmektedir. Bu desteğin son ifadesi olarak, PKK’nin üç önder kadrosu hakkında yakalama ve ödül politikasını ilan etti. Bu, ABD emperyalistlerinin politik tutum ve yönelimini yansıtan kirli ve sembolik bir adım olarak anlaşılmalıdır.

ABD, Suriye’de Kürtlerden başka ittifak yapabileceği bir gücün olmadığı gerçeğinden hareketle böyle bir taktik ittifakı tercih etse de Kürt özgürlük hareketinin devrimci dinamizmini ve özgürlükçü karakterini bilmektedir. Bu ikili durumu, hareketi bölmeyi, asimile etme temelinde aşmayı ummaktadır. Rojava Kürtlerini PKK’den ayrıştırma, Başur tarzı işbirlikçi, kendisine teslim olmuş, ideolojik olarak özgürlükçü karakterini yitirmiş, kapitalizmin hizmetine girmiş bir oluşum yaratma peşindedir. PKK ve Rojava devriminin özneleri ideolojik politik nitelikleri itibariyle anti-emperyalisttir ve bu ABD emperyalizmi için tehlikedir. Ancak, sahadaki reel politikten kaynaklanan ihtiyaçlar ABD’yi Demokratik Suriye Güçleri’ne mecbur hale getirmekte ve bu nedenle de şimdilik Türkiye ve DSG arasında dengeye dayanan bir ilişki yürütmeye zorlamaktadır.

Türk devletinin boşluktan yararlanarak, bir oldu-bitti politikasıyla “Fırat’ın Doğusu”nda operasyonlara başlaması, ABD emperyalistlerinin bölgesel çıkarları açısından bir tehdittir, bugünün koşullarında. Ancak, sadece tehditten ibaret de değildir. Kürt özgürlük mücadelesi söz konusu olduğunda faşist Türk burjuva egemenlerinin gözü kanlıdır. Bu faşist güçlerin, Rojava’ya yönelik saldırılarının faturası sadece Rojava kentlerini yıkarak, bombalayarak ödenmeyecek, sonu çok başka türlü de bitebilecek, yeni bir kaosun kapısını da açacaktır. Böyle bir savaş, öyle zannedildiği gibi çeteler arası güçlerin ayarında kalmayacaktır. Enkazlarının altında kimlerin kalacağı hiç belli olmayan bir savaştır gündemdeki. Kelimenin gerçek anlamıyla, herkesi yakacak bir ateştir. Dolayısıyla, bölgesel hesabı olan tüm güçlerin “sırça köşkte oturanların, başkalarının camlarına taş atarken dikkat etmeleri gerektiğini” bilecek kadar tecrübeleri olduğunu varsayabiliriz.

ABD emperyalistleri bir yandan, bölgede ayak basabildikleri yegane bir alanda, Türk devletinin varlığını, en azından şu dönem için kabul etmezken, öte yandan Rojava devrimini “yola getirmeye” çalışmaktadır. Kürt özgürlükçülüğünü Türk faşizmiyle sınırlandırmayı amaçlamaktadır.

GÖZLEM NOKTALARININ ÇOK YÖNLÜ MESAJLARI

Bölgede kurulacak olan “gözlem noktaları” herkesin kendi durduğu yerden okuyabileceği mesajlar içeren bir politikanın ürünüdür. Türk faşist devletine, “bu taraftan size zarar gelmesini engelliyoruz ama siz de bizim bulunduğumuz tarafa yönelmeyin”; Kürt özgürlük hareketine ve bölgedeki Arap güçlere, “bakın bizim varlığımız sizin güvencenizdir. Bu nedenle, bizimle iyi geçinin, daha fazla sistemi zorlayan adımlar atmayın, makul sınırlarda durun”; Rusya, İran ve Suriye’ye de, “bu bölgede biz de varız ve bizi hesaba katmayan adımlar atmayın” denilmiş oluyor.

Kuşkusuz hayat, elbette sadece onların dedikleri eksende gelişmiyor. Güç ilişkileri pek çok denklemi değiştirebiliyor. Ancak, Ortadoğu’da her adım belli bir politikaya ve çıkar ilişkisine yaslandığı için iradesi ve gücü olanlar, taktik ustalıkla süreçlere etkide bulunabiliyorlar.

Çelişkiler, emperyalist Rusya ve ABD’nin bölgede henüz doğrudan kendi kuvvetleriyle karşı karşıya gelebilecekleri bir durumda değildir. Bundan dolayıdır ki bölge devletleri ve bölge kuvvetleriyle durumu kendi lehlerine çevirecek hamleler yapmaktadırlar.

Rojava devrimi, dost ve düşman bütün kuvvetlerin hesaba katması zorunlu olan bir gerçeklik ortaya çıkartmıştır. Bu gerçekliği görmeyen, devrimin kendi gücünü ve olanaklarını da göremez. Emperyalistlerin ellerinde sihirli değnekle dünyayı yönettiklerini sanırlar. Kendi iradesizlik ve politikasızlıkları üzerinden derin teori ve politikalar üretirler. Küçük burjuva düşünüş tarzı iki top atışıyla panikler, heyecanlanır, fikir değiştirir, sarsılır, sallanır…