Atılım/Gündem: CHP’yle ittifak antifaşist mücadeleye kazandırmaz

Atılım/Gündem: CHP’yle ittifak antifaşist mücadeleye kazandırmaz

HDP-HDK’de ifadesini bulan birleşik demokratik cephe, komünistler için politik mücadelenin sınırı değil, politik mücadeleyi daha kitlevi ve etkili biçimlerde geliştirmenin aracıdır. HDP’ye oy çağrısını antifaşist kitle hareketinin kaldıracı kılmakta, yerel seçimleri faşist şeflik rejimi karşısında politik bir muharebeye dönüştürmekte ve bunun gerektireceği tüm bedelleri göğüslemekte bir an bile duraksamayacak olan komünistler, yerel seçimlerde CHP adaylarını desteklemeyecek ve CHP için halklarımızdan oy istemeyeceklerdir.

7 Aralık 2018 – Atılım gazetesinin bu haftaki “Gündem” köşesinde; komünistlerin yerel seçimlerde CHP adaylarını desteklemeyeceği ve CHP için halklardan oy istemeyeceğinin nedenleri işleniyor.

Atılım Gazetesi’nin Gündem yazısı şöyle:

Gazetemizin 9 Kasım 2018 tarihli sayısında, “HDP yönetimi ve halk vekilleri antifaşist ve antişovenist çizgiye sadık kalmalıdır” başlıklı yazımızda, HDP yönetimi içinde gelişen bir siyasi eğilim olarak, yerel seçimlerde CHP’yle ittifak arayışı konusundaki eleştiri ve uyarılarımızı gündemleştirmiştik.

Bir süredir, HDP eş genel başkanları, sözcüleri ve vekilleri düzeyinde yapılan açıklamalarda, CHP’yle bu ittifak yönelimi resmen parti politikası şeklinde ifade ediliyor. Buna göre, HDP’nin tek başına kazanamayacağı belediyeleri AKP’ye bırakmamak için güç birliği yapmak, tek adam rejimini geriletmek için ortak adaylar etrafında birleşerek seçimlere girmek gerekir! Söylenenlerin anlamı açıktır: İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin ve Türkiye’nin daha birçok kentinde, HDP kitlelere, CHP’nin göstereceği belediye başkanı adaylarına oy verme çağrısı yapma hazırlığındadır!

Hemen belirtelim: Halkçı demokratik çizgideki seçim politikasının başarısı, içinden geçtiğimiz koşullarda, 31 Mart yerel seçimlerini, her şeyden önce, emekçilerin ve ezilenlerin antifaşist mücadelesinin gelişimine basamak yapmakta cisimleşir. Zira, söz konusu olan faşist şefin polis-zindan-mahkeme terörüyle tam bir mezar sessizliği yaratmak istediği, ırkçı ve inkarcı zulmü alabildiğine tırmandırdığı, sömürgeci yeni işgallere hazırlandığı, seçimlerde ise her türlü hileyi yapmaya ve kazanamayacağı belediyelere de kayyum atamaya şimdiden yöneldiği koşullardır. Burada uzatmak gerekmiyor; belediye seçimleri, 24 Haziran’ın ardından kurumsal temele kavuşmuş olan faşist şeflik rejimi altında düzenleniyor.

HDP’nin seçim politikası, AKP’nin elindeki belediyelerin ihale vurguncusu yuvalarına dönüşmeleri, yolsuzluğa ve kayırmacılığa batmaları, toplumsal hizmetleri sadece AKP seçmenine götürmeleri, yeşil alanları talan edip kentleri beton yığınlarına çevirmeleri, en asgari düzeyde katılımcı işleyişten ve bütçe şeffaflığından tamamen yoksun olmaları, taşeronlaştırma ve güvencesizleştirmede sınır tanımamaları gerçeğini halklarımıza anlatmayı, buna alternatif olarak halkçı demokratik belediyecilik programı ve pratiğini propaganda etmeyi elbette içermelidir. Fakat açık ki, bu yerel seçimlerde toplumsal-siyasal saflaşma, öncelikle belediyecilik anlayışları etrafında değil, faşist şeflik rejimine karşıtlık veya yandaşlık ekseninde gelişecektir.

Demektir ki, yerel seçim politikası ve pratiği, geriye çekilmiş ama faşist şeflik rejimine boyun eğmemiş kitlelere antifaşist direniş kararlılığı ve diktatörü devirme inancı aşılayacak, bunun gerektirdiği öncü iradeyi sergileyecek tarzda kurulmalıdır. Bu, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da HDP listelerinden azami sayıda halkçı demokratik aday göstermek, bu adaylar etrafında birleşik seçim çalışmalarını her yere yaymak, antifaşist cepheleşmeyi genişletmenin her imkânını değerlendirmek, zengin-yoksul, ezen-ezilen, devlet-halk, faşizm-özgürlük çelişkileri ekseninde bütün politik, ekonomik ve toplumsal sorunları politik ajitasyona ve propagandaya konu etmek, HDP’nin “yeni yaşam” programını on milyonlarca emekçiye ulaştırmak, Saray faşizminin olası tüm yasakları, engelleri ve saldırılarını tam bir kararlılıkla göğüslemek anlamına gelir. Böyle bir duruşun, seçimlerde Bakur Kürdistan’ın kayyumlarını bozguna uğratmakla ve Türkiye’de yeni yerel mevziler kazanmakla kalmayacağı, halklarımızın faşist şeflik rejimine karşı saflaşmasının gelişmesine, 31 Mart sonrası için antifaşist moral ve direnç toplamasına büyük katkıda bulunacağı şüphe götürmez.

Buna karşılık, HDP eş genel başkanları ve sözcüleri, yerel seçimlerde faşizmi durdurmaktan, AKP-MHP faşist zihniyetini CHP’yle yapılacak güç birliği sayesinde devirmekten bahsediyorlar. Bu söyleme bakılırsa, Saray iktidarının sürmesi için belirleyici önemde olan belediyeler seçimle alınacak, böylece faşizm geriletilecek ve 31 Mart’tan itibaren yerel demokrasiyle büyük bir dönüşüm başlatılacak!

Yukarıda belirttiklerimizin ardından vurgulamalıyız ki, HDP’nin yerel seçim politikası, 31 Mart’taki neticenin faşist şeflik rejiminin sonunu hazırlayacağı hayaliyle ve parlamentocu-belediyeci bir politik dargörüşlülükle sakatlandığında, ne antifaşist mücadelenin büyütülmesinde hatta ne de seçimle kazanılacak belediye sayısının artırılmasında beklenen başarıyı sağlayabilir. Üstelik, CHP yerel seçimlerde politik müttefik kabul edildiğinde, öncü direniş kararlılığıyla buluşmaya aday emekçi ve ezilen kitlelere düzen içi muhtemel bir hayal kırıklığı daha armağan edilir.

CHP’nin kitlelerde herhangi bir umut yaratamadığını, faşist şeflik rejimine bir alternatif oluşturmadığını, Türk burjuva devletine sımsıkı bağlı, politik İslamcı faşizmle mücadeleye ise niyetsiz ve takatsiz olduğunu, öyle ki, faşist şeflik rejimi ile politik özgürlük arzusu arasındaki çelişki keskinleştikçe burjuva solun erime yaşadığını ve emekçi solla arasındaki oy farkının yüzde 10’a kadar gerilediğini ortaya koyan 24 Haziran seçim tablosu unutulmuş olamaz.

CHP’nin, halkçı demokratik ilkeleri savunan ortak adaylar belirlenmesi noktasında HDP’yle anlaşmaya yanaşmayacağı besbellidir. Öyleyse, CHP’li adayların destekleneceği Türkiye’nin bir dizi kentinde, “yeni yaşam” programını CHP’ye oy isteyerek anlatmanın nasıl bir ikna ediciliği, nasıl bir umut vericiliği olacaktır? HDP’li adayların Bakur Kürdistan’a doğru daraltılması, Türkiye kentlerinde birleşik demokratik cephenin yakalamış olduğu kitlesel gelişim trendine ne katacaktır?

Faşist şeflik rejimine karşı CHP’yle seçim ittifakı kurma yönelimi ile seçim sürecinde antifaşist mücadeleyi fiili meşru temelde büyütme görevi arasında görmezden gelinemeyecek bir çelişki vardır. Çünkü emekçilerin ve ezilenlerin faşist şeflik rejimine karşı öfkelerinin örgütlenip ateşlenmesi, faşizme karşı birleşik halk direnişinin hazırlanması, ancak CHP’nin düzen içi uzlaştırıcılığının aşılmasıyla mümkün olabilir. Dahası, CHP’ye angaje olmak için sırasını beklemekten yıllardır vazgeçmeyen küçük burjuva reformizminin iradesiz, etkisiz, sosyal-şovenizmden kopamayan hali de ortadadır.

Demokratik haklar, adalet, inanç ve yaşam tarzı özgürlüğü isteyen, faşist şeflik rejiminden kurtulmayı arzulayan, CHP’nin her seçimde kendi sağına yaslanmasından rahatsızlık duyan ama henüz CHP’den kopamamış olan emekçileri etkileyip antifaşist mücadele saflarına çekecek söylem, politika ve ilişki biçimlerini geliştirmek, mutlaka ki HDP’nin sorumluluğudur. Zira HDP, burjuva düzen solunun etkisi altındaki kitleleri oradan koparmanın ve halkçı demokratik mücadelelere kanalize etmenin başlıca aracıdır. Fakat bunun yolu, CHP’nin sallanan yönetimine “güç birliği” diye dayanak sunmaktan, böylece CHP’ye siyaseten yedeklenmekten değil, CHP’nin siyaseten yalıtılmasını temel almaktan geçer.

Emekçileri ve ezilenleri faşist şeflik rejimine karşı direniş saflarına çekmek mi, yoksa burjuva düzen solundan medet umar bir pozisyona terk etmek mi? Yerel seçimlere yürürken antifaşist dinamikleri birleştirip güçlendirmek mi, yoksa CHP’nin peşinde pörsümelerine neden olmak mı? Meselenin esası, işte bu sorularda düğümleniyor.

HDP’nin görevi, CHP’nin Erdoğancı Yenikapı mitingine katılmasını, vekil dokunulmazlıklarının gasp edilmesine el kaldırmasını, HDP eş genel başkanları ve vekillerinin tutuklanmalarını seyretmesini, sömürgeci savaş ve işgal tezkerelerine onay vermesini unutturmak değil, hatırlatmaktır. HDP’ye daima karşıt duran ama kirli savaşın faşist içişleri bakanı Akşener başkanlığındaki İyi Parti’yle ve Madımak katliamı kışkırtıcısı politik İslamcı Karamollaoğlu başkanlığındaki Saadet Partisi’yle seçim ittifakı yapan CHP gerçeğini emekçilere ve ezilenlere tekrar tekrar göstermektir.

HDP, Erdoğan diktatörlüğünü gerçekten geriletmenin imkânlarını burjuva düzen soluyla ittifak mesaisinde aramak yerine, işçilerin, kent ve kır yoksullarının, kadınların, gençlerin, Kürtlerin, Alevilerin, ezilen ulusal ve inançsal toplulukların bağrındaki mücadele dinamiklerine dikmelidir gözlerini. Antifaşist cepheleşmeyi, emekçi soldan mücadeleci kesimlerin katılımıyla genişletmeye odaklanmalıdır.

HDP-HDK’de ifadesini bulan birleşik demokratik cephe, komünistler için politik mücadelenin sınırı değil, politik mücadeleyi daha kitlevi ve etkili biçimlerde geliştirmenin aracıdır. HDP’nin halkçı demokratik politik misyonuna tekabül etmeyen bir bocalama hali, komünistlerin kendi sözlerini daha da özgüvenli söylemelerini, kendi çizgilerini daha da ısrarlı uygulamalarını gerektirir. HDP’li adaylar etrafında yerel seçim seferberliğine girişmekte, HDP’ye oy çağrısını antifaşist kitle hareketinin kaldıracı kılmakta, yerel seçimleri faşist şeflik rejimi karşısında politik bir muharebeye dönüştürmekte ve bunun gerektireceği tüm bedelleri göğüslemekte bir an bile duraksamayacak olan komünistler, yerel seçimlerde CHP adaylarını desteklemeyecek ve CHP için halklarımızdan oy istemeyeceklerdir.

31 Mart yerel seçimleriyle faşist şeflik rejiminin çelişkilerinin tabii ki şiddetleneceği beklenmelidir. Ama bu, birkaç belediyenin AKP’den CHP’ye geçmesiyle değil, antifaşist halk kitlelerinin daha kararlı biçimlerde mücadele sahnesine çekilmesiyle olacaktır.