Atılım/Gündem: Direniş kazandırır

Atılım/Gündem: Direniş kazandırır

Bugün Saray faşizminin destekçisi ve gizli ittifak gücü CHP ile kurulacak ittifak ilişkilerinin mücadeleye katkı sağlamayacağına inanıyorlar. Dolayısıyla bulundukları her yerde HDP’nin ayrı aday ya da liste çıkardıkları her yerde HDP’ye oy isteyecek, HDP adaylarının kazanması için çalışacak ancak CHP’ye dolaylı ya da doğrudan destek anlamına gelecek hiçbir girişimin parçası olmayacaklardır.

1 Şubat 2019 – Atılım gazetesinin bu haftaki “Gündem” köşesinde; HDP’nin seçimlerde aday göstermediği yerde kimi destekleyeceği ile Leyla Güven’in açlık grevi direnişinin işlendi.

Atılım Gazetesi’nin Gündem yazısı şöyle:

Politik İslamcı faşist rejim yerel seçimlere “Çöktürme planı”na uygun olarak hazırlanıyor. Seçimleri savaş siyasetinin bir devamı olarak ele alıyor. Daha şimdiden Kürdistan’da belediye eşbaşkan adayları gözaltına alınmaya başlandı. Kayyumlarla yerel halk iradesinin gasp edilmesi “çöktürme planı”nın bir devamı olarak devreye konulmuştu. Amaç halk iradesini ve direniş çizgisini kırmaktı. Kürdistan’da belediyelere kayyum atadılar fakat Kürt halkının iradesini ve direniş çizgisini kırmayı başaramadılar.

İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ağırlaştırılması ve dünya ile bağının koparılması da aynı amacın bir parçasıydı. 2014’ten bu yana ne ailesi ne de avukatları ile görüştürüldü. Ta ki Leyla Güven’in Amed zindanında zamanın ruhunu yelesinden yakalayarak bedenini açlık grevine yatırana kadar. Hakkari Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in ve 240 tutsağın sürdürdüğü açlık grevleri direnişinin belli bir aşamasında devlet Öcalan’ın kardeşini apar topar İmralı’da görüştürme ‘lütfunda'(!) bulundu. Buradaki esas amaç, manevra yaparak direnişi boşa düşürmekti. Leyla Güven’in direnişi sürdürme kararlılığı devletin manevrasını boşa çıkardı. Bu kez direnişi kırmak için Leyla Güven’i tahliye etmek zorunda kaldı. Leyla Güven, direnişini sürdürerek dışarıya taşıdı. Burada esas olanın direniş olduğu bir kez daha ispatlandı.

Leyla Güven’in direnişçi çizgisi Kürt halkının direniş etrafında harekete geçmesine, kitle eylemlerinin gelişmesine yol açtı. Direniş devlete geri adım attırmakla kalmadı irade ve kararlılıkla Kürt halk hareketinin mücadele dinamiklerini de yeni bir düzeyde toparlayıcı bir rol oynadı. Leyla Güven kadın özgürlükçü çizginin, kadın devriminin sembollerinden biri olarak direnişinin yaratacağı muazzam devrimci sonuçları görmektedir/göstermektedir.

Halkları Demokratik Partisi yerel seçim taktiğini Leyla Güven’in direnişini sürdürdüğü koşullar altında belirledi. Açıklanan taktiği bir de direniş çizgisi ile bağıntısı içerisinde ele almakta yarar var. Çoklu taktik olarak adlandırılabilecek seçim politikası önümüzdeki süreçte halklarımızın birleşik mücadelesinde tartışma konusu olacaktır.

HDP’nin seçim taktiğini şöyle özetleyebiliriz; Kürdistan’da kayyumlar eliyle işgal edilen belediyeleri almak, Batı’da AKP/MHP faşist koalisyonunun seçimleri kaybetmesini sağlamak. Bu seçim taktiğinin bir sonucu olarak faşist İyi Parti’nin aday çıkardığı yerlerde alternatif aday çıkarmak ve CHP’nin aday gösterdiği büyük şehirlerde aday göstermemek.

Bu taktiği CHP’ye kısmi destek olarak da okuyabiliriz. CHP’nin aday çıkardığı İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mersin, Adana gibi illerde aday çıkarılmaması, kabaca AKP/MHP faşist ittifakını geriletme ve toplumsal meşruiyetini zayıflatma olarak tarif ediliyor.

Sosyalistler bakımından CHP ile taktik ittifakın programatik ve ideolojik olarak yanlış ve kabul edilemez olduğunu daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. HDP’nin Türkiye için belirlediği bu seçim taktiğinin direniş çizgisi ile bağdaşmadığı açıktır. HDP’nin Leyla Güven şahsında geliştirmeye çalıştığı direnişçi çizgi ile uyumlu olmadığını belirtmek gerekir. Bu, HDP’de direnişçi çizgi ile uzlaşmacı çizginin bir aradalığını gösteriyor. Bunun dönem dönem kritik anlarda HDP’de duraksamalara yol açtığını da belirtmek gerekir.

Buradaki sorunun esası şudur: Kürdistan’da kayyum politikasına karşı izlenen direniş çizgisi Türkiye’nin ihtiyaçları temelinde geliştirilemez miydi? Daha doğru bir ifadeyle Türkiye’de direniş eğilimlerini geliştirme ve açığa çıkarma, Erdoğan faşizminin yaratmaya çalıştığı korku impartorluğunu yıkacak dinamikler üzerinde bir plan inşa edilemez miydi? Seçimlerin Türkiye illerinde devrimci demokratik seçeneğin toplumsal temelde inşasına hizmet edecek bir biçimde ele alınamaz mıydı? Sorular çoğaltılabilir. CHP’ye rağmen CHP ile ittifak politikası izlendiği ortadadır.

Leyla Güven çizgisinin Türkiye’ye taşınması ve HDP’nin direnişçi halk dinamiklerini etrafında toplaması ile olanaklıdır.

Karşıdevrim saflarındaki çatlakları, çatışma ve çelişkileri derinleştirecek olan halklarımızın geliştireceği direniş çizgisi olacaktır. AKP/MHP faşist koalisyonunu geriletecek olan da budur. Türkiye’de anlamlı bir direniş odağı geliştirilmedikçe karşıdevrim saflarında oluşan yarılmalardan devrimci demokrasi lehine bir sonuç da çıkmaz. HDP ilçelerde ve belediye meclislerinde kendi adaylarıyla çıkacaktır. Bu adaylarla bir seçim çalışması sürdürecektir. Fakat bunun HDP’nin 2014, 2015, 2017 seçimlerinde olduğu gibi siyasetin merkezinde oynadığı rolü onayamayacağı açıktır. Her şeyden önce faşist ve gerici partilerden umudunu kesmiş milyonların odağı haline gelmesini sağlayamaz. Belirlenen seçim taktiği kitlelerin mücadele isteğine, sistem partilerinden kopuş ve arayışlarına yanıt veremeyeceği açıktır.

Bu çoklu taktik aynı zamanda HDP için Türkiye’de iddia kaybı olarak kaydedilecektir. HDP şimdiye kadar ne kazandıysa ve halklarımıza ne kazandırdıysa, siyasi kararlılık ve iddia sahibi olması ile kazanmıştır.

Sosyalistler, HDP’nin seçim taktiğini yanlış buluyor ve eleştiriyor. Fakat bu eleştirileri taktik ayrışmayı HDP çizgi ve misyonuna sahip çıkma eylemi olarak ele alıyor.

Sosyalistler, CHP ile ittifakın veya açıktan oy istenmezse bile destekçiliğinin ana darbenin doğrultusunda bulunan ve karşıdevrimin temel dayanaklarından olan egemen sınıfları güçlendireceğini savunuyorlar. Açıkçası orta burjuvazi yalıtılmadan ve tecrit edilmeden politik özgürlükler için mücadelenin gelişmeyeceğini savunuyorlar. Bugün Saray faşizminin destekçisi ve gizli ittifak gücü CHP ile kurulacak ittifak ilişkilerinin mücadeleye katkı sağlamayacağına inanıyorlar. Dolayısıyla bulundukları her yerde HDP’nin ayrı aday ya da liste çıkardıkları her yerde HDP’ye oy isteyecek, HDP adaylarının kazanması için çalışacak ancak CHP’ye dolaylı ya da doğrudan destek anlamına gelecek hiçbir girişimin parçası olmayacaklardır.

Sosyalistler bu seçimlerin faşizme, sömürgeciliğe ve kapitalist sömürüye karşı mücadele mevzisi olarak örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorlar. Aslolan 31 Mart sonrasına hazırlıktır. Bu hazırlığın da yerel demokratik ve toplumsal mücadele dinamiklerinin inşa edilmesi ile olanaklıdır. Buna hazırlanmayan ve yürütülecek seçim çalışmalarında bunu gözetmeyen bir seçim çalışmasının da Saray faşizmine geri adım attırmayacağı açıktır.

Kürdistan’da kayyumlara karşı zaferin ortaya çıkaracağı sonuçlar ve Kürdistan devriminin gelişimi sadece Kürdistan’la sınırlı olmayacaktır. Kürt halkının AKP/MHP faşizmine karşı zaferi Türkiye devriminin ve devrimci gelişimin önemli bir itici gücü olacaktır. Kürdistan ve Türkiye devriminin gelişimindeki eşitsizliklerin, açı farkının derinleşmesi değil aynı zamanda bu açı farkının kapanması halklarımızın çıkarınadır.

Kürt halkı üzerindeki tecridin kırılması sadece Kürdistan halklarının mücadelesini değil, aynı zamanda Türkiye ezilen ve sömürülen halkların mücadele ve direnişinde de anlamlı bir yer tutacaktır.

 

31 Mart’ın ötesi

ESP, 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin tutum belgesini açıkladı

CHP’yle ittifak antifaşist mücadeleye kazandırmaz

HDP yönetimi ve halk vekilleri antifaşist ve antişovenist çizgiye sadık kalmalıdır