Atılım/Gündem: Hayat ırmağı

Atılım/Gündem: Hayat ırmağı

Rejimin meşruiyet alanı daralmakta, toplumsal bir kırılma ve sıçramanın zemini genişlemektedir. Gelişen ve güçlenen budur. Devrimci akıl, tüm zorluklara karşı gelişene, güçlenene, filizlenenene odaklanmayı emretmektedir. Hayat ırmağı bizden yana akmaktadır. Mesele o ırmağa girmekte, o ırmakta yüzmekte ve o ırmaktan yeniden doğma cesaretini göstermekte.

25 Ocak 2019 – Atılım gazetesinin bu haftaki “Gündem” köşesi şöyle:

Sarayı rejimin merkezine taşıyan süreç yıllarla ölçülse de bu süreci koşullayan yapısal sorunlar, devletin kurucu sürecine kadar uzanır. Devletin yapısal özellikleriyle toplumsal gerçeklik arasındaki uçurum cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan irili ufaklı bir dizi krizin de beslendiği temel kaynak oldu. AKP, bu uçurumu kapatma, ‘devletin bekaa’sını tehdit eden bu sorunu çözme arayışının ürünü olarak iktidara taşındı. Uzatmaya gerek yok. Tablo ortada… Sorunu çözme iddiasıyla başlayan süreç, gelinen aşamada sorunu derinleştirmekten başka bir sonuç vermedi. AKP devletin toplumsal meşruiyetini yeniden tesis etme, devletle halk arasındaki çatlakları onararak hegemonya kurma vasfını gün geçtikçe yitirdi. Bu halde üzerindeki değişim elbisesini çıkardı, elinde kalan o eski ve paslı silaha, yani şiddete, zorbalığa, ezcümle faşizme sarıldı. Faşizmin Saray merkezli restorasyonu yapısal krizi limitine vardırdı. Geride kalan birkaç yılın özeti bu.

Çok katmanlı krizin temel görünümlerinden, kendini ortaya koyuş biçimlerinden biri olarak toplumsal meşruiyet ihtiyacı bu temelden kökleniyor. Toplumsal meşruiyetini şu ya da bu biçimde inşa edememiş bir rejimin yönetme, bir hegemonya alanı oluşturma şansının olmadığını gören Saray faşizmi, bu boşluğu doldurmak için farklı yollara sapıyor. Faşist saldırganlık siyasetiyle felç ettiği ama bir türlü hegemonik alanına çekemediği kitleleri yönetmek için sembolik kimi girişimlerle yol almaya çalışıyor. Fazıl Say üzerinden organize edilen orta oyunu, 19 Mayıs kutlamalarına ilişkin olarak şimdiden çevrime sokulan PR çalışmaları, İzzettin Doğan ve Cem vakfı üzerinden Alevi emekçilere dönük olarak başlatılan ele geçirme hamlelerinin hepsi bu çaresizliğin ürünü. Faşist reis gittikçe daralan meşruiyet alanını genişletmek için geleneksel düzen güçlerinin ideolojik motiflerini ve sembollerini öne çıkararak, bu güçlerin etki alanındaki kitlelerde derinleşen kopuş eğiliminin önüne geçmeye çalışıyor. Medya, iletişim kanallarının büyük oranda ele geçirilmesiyle yetinmiyor, zayıflayan toplumsal meşruiyet zeminini bu yolla da tahkim etmek istiyor. Ne var ki sorun orta yerde duruyor. Devlet ve rejim ile ezilenlerin çeşitli bölüklerini bir arada tutabilecek, meşruiyet sağlayabilecek bir denge kurulamıyor. Aksine uçurum derinleşiyor. Kürtler ve Aleviler başta gelmek üzere uluslar, inançlar ve topluluklarının, gençlerin, kadınların, emekçilerin ilerici devrimci bölüklerine dönük baskı, faşist saldırganlık siyaseti ve manipülasyonlara karşın saray rejiminin meşruiyet zemini zayıflıyor. Baskılara, çalıp çırpmalara rağmen AKP’nin oylarındaki gerilemenin gizlenememesi, HDP’ye desteğin belli bir düzeyin altına düşmemesi -aksine yükselmesi-, CHP tarafından kontrol altında tutulan ilerici emekçi yığınların güvenini yitirmeye başladığı yönlü emarelerin çoğalması, yandaş ekonomi ve sadaka sistemini ayakta tutan zeminin ortadan kalkmasına yolu açan ekonomik krizin AKP tabanında yarattığı kırılma eğiliminin açıkça hissedilir hale gelmesi ve daha eklenebilecek bir dizi veri bu gerçeğin altını çiziyor. Bu bakımdan Saray faşizminin meşruiyet krizini derinleştirecek bir kaç bağlama özellikle dikkat çekmekte yarar var.

Birinci olarak, Saray faşizmine karşı yarattığı toplumsal meşruiyet alanı temelinde süreç boyunca sokağı terk etmeyen kadın özgürlük hareketi dikkate değerdir. Kadın özgürlük hareketi bu süreç boyunca en direngen, istikrarlı ve rejimin toplumsal meşruiyetini zayıflatıcı niteliğiyle öncü bir rol oynamıştır. En son 25 Kasım eylemlerindeki direngenlik ve kadın özgürlük hareketini birleşik bir güç olarak öne çıkaran Kadınlar Birlikte Güçlü oluşumu ve buluşması bu rolün gelişerek devam edeceğini göstermiştir. Kadın özgürlük hareketinin 8 Mart’a dönük olarak önüne çektiği kadın grevi bu bakımdan bir eşik olma, sıçrama noktası yaratma potansiyeli taşımaktadır. Kadın devrimi görüş açısıyla hareket eden komünist kadınlar, tüm güç ve olanaklarıyla bu potansiyeli realize etme görevini önüne çekmelidir.

İkinci olarak, ekonomik krizin sonuçlarının açıkça hissedilir hale gelmesine bağlı olarak ortaya çıkan işçi mücadeleleri kaydedilmelidir. Saray rejiminin yaslandığı zemini sarsan, faşist şefi sürekli açıklama yapmak durumunda bırakan, savunma pozisyonuna çekilmeye zorlayan kriz süreci rejimin zayıf noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Henüz genel ve birleşik bir hareket düzeyinde olmasa da 3. havaalanı, Flormar, Cargill, TOKİ, Başakşehir hastahane inşaatı işçilerinin eylemleri ve yaygınlaşan işsizliğe karşı kendini yakma biçiminde gerçekleşen tepkiler gibi bir dizi örnek işçi sınıfı hareketindeki bir filizlenmeyi işaret ediyor. Bu filizlenmeyi beslemek, birleşik bir nitelik kazandırarak rejimin karşısına dikmek işçi sınıfı devrimcileri olarak komünistlerin tarihsel olduğu kadar güncel bir görevidir. Parçalı biçimde ortaya çıkan direnişlerle dayanışma ilişkisinin ötesine geçen bir görüş açısıyla ilişkilenmek, hareketi büyüten ve birbiriyle temasa sokan bir hattan ilerlemek dönemin temel çizgilerinden biri olarak ele alınmalıdır.

Üçüncüsü, Leyla güven etrafında ortaya çıkan direniş potansiyeline özel olarak dikkat çekmekte yarar var. Leyla Güven’in İmralı tecridine karşı başlattığı açlık grevi sadece Kürt özgürlük dinamiğini yeniden harekete geçiren, sokağa çıkararak rejimin karşısına diken bir rol oynamıyor; aynı zamanda birleşik demokratik cephenin temel mecraları olan HDP-HDK bakımından da sarsıcı bir rol oynuyor. Birleşik mücadele kulvarına can suyu taşıyor. Komünistler başta gelmek üzere tüm emekçi sol güçler bu direniş gücünü büyütme görüş açısıyla rol üstlenmeli, rejimin meşruiyet alanını ortadan kaldıran en diri ve canlı mücadele güçlerini rejimin karşısına dikerek sonuç almaya kendini yatırabilmelidir.

Kuşkusuz bu saydıklarımıza yerel veya genel bir dizi bağlam daha ekleyebiliriz. Rojavayı işgal tehdidi bunların başında geliyor. Ekolojik yıkıma karşı gelişen hareketler, yerel seçimler üzerinden ortaya çıkan imkanlar vd. bunlara eklenebilir. Konuları çeşitli kereler defaatle dile getirdiğimiz için tekrara gerek yok. Odaklanılması gereken nokta, ortada duran tüm ‘kötü’ tabloya karşın mücadele imkan ve olanakları artmaktadır. Rejimin meşruiyet alanı daralmakta, toplumsal bir kırılma ve sıçramanın zemini genişlemektedir. Gelişen ve güçlenen budur. Devrimci akıl, tüm zorluklara karşı gelişene, güçlenene, filizlenene odaklanmayı emretmektedir. Çünkü hayat devrimden yana akmaktadır. Politika yapmakta yaşanan zorluklar, örgüt ve kadro sorunları, faşist saldırganlık döneminin ürünü olarak ortaya çıkabilen sorunlar hiç kuşkusuz tüm bu olanaklarla ilişkilenmekte kimi kısıtlar yaratmaktadır. Ancak bu kısıtları aşmanın yolu da kendi sınırlarımızın ötesine geçerek kendimizi bu olanaklar içinde yenilenme başarısı ve iradesi gösterip gösteremeyeceğimiz sorunuyla da sıkı sıkıya bağlıdır. İşimizin kolay olmadığı açık. Ancak hayat ırmağı bizden yana akmaktadır. Mesele o ırmağa girmekte, o ırmakta yüzmekte ve o ırmaktan yeniden doğma cesaretini göstermekte.