Atılım/Gündem: Zafere ortak olmak!

Atılım/Gündem: Zafere ortak olmak!

Newroz, faşizme meydan okuma olarak tarihe geçecektir; bunun verileri şimdiden görünmektedir. Faşizme karşı bu kitlesel meydan okuyuş 31 Mart’ta kayyumların sökülüp atıldığı bir siyasi zaferle birleştiği oranda popüler tabirle 1 Nisan sonrasını gören, faşist rejimin krizini onu yenilgiye uğratacak güçleri bir araya getirerek karşılayan devrimci bir hamle için esaslı bir adım atmış olacağız.

15 Mart 2019 – Atılım gazetesinin 368. sayısındaki “Gündem” köşesinde; süren açlık grevleri ve mücadele konuları işleniyor.

Atılım Gazetesi’nin Gündem yazısı şöyle:

Tecride karşı başlayan Açlık grevi direnişi yayılıyor. Leyla Güven’in başlattığı ve zindanlarda, Kuzey ve Güney Kürdistan’da, Avrupa’da 300’ü aşkın devrimci ve yurtseverin katılımıyla devam eden direniş, geçen hafta zindanlarda bulunan binlerce yurtsever ve devrimci, komünist tutsağın da sürece dahil olmasıyla birlikte yeni bir düzeye evrildi. Leyla Güven ve aynı dönemde direnişe başlayanların açlık grevinin kritik aşamaya girdiğini de bu tabloya eklemek gerek.

Zindanlardaki tutsaklar tarihsel rolünü oynayarak direniş barikatını yükseltiyor, faşist sömürgeci rejimin zayıf karnı, can damarı olarak İmralı tecridini kırmak için öncü bir rol oynuyor. Mazlum Doğan ve dörtler, ‘82 Diyarbakır ve ‘84 Metris, ‘96 ve 2000 Ölüm Orucu direnişçileri ve daha onlarca zindan direnişinin yapıcıları ne yaptıysa, bugün bedenleriyle direniş barikatı örenler de aynı şeyi yapıyor. Yol açıyorlar. Direniş damarlarının toplanacağı, büyüyeceği ve faşizmi yenilgiye uğratabilecekleri bir düzeyi canları pahasına inşa ediyorlar.

Bu bakımdan tarihe yön verebilecek direnişlerden biri ile karşı karşıya olduğumuzu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Direnişin Kürt halkı başta gelmek üzere devrimci demokratik güçler üzerinde böylesi bir sürükleyici etkisinin olduğu şimdiye kadarki süreçte görüldü. Direnişle buluşmak için Diyarbakır’da bir araya gelen on binler, İstanbul’da toplanan binler ile Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’nın dört bir yanında harekete geçen irili ufaklı kalabalıklar, bu potansiyelin en canlı görünümü olarak orta yerde duruyor.

Ne var ki, direniş bir yol açsa da devrimci, yurtsever ve emekçi sol güçlerin bu açılan yola girmek, direnişin tarihsel ve güncel mesajına, anlamına karşılık gelebilecek bir pratik örgütlemek konusunda aynı açıklık ve irade ile hareket ettiğini söylemek mümkün görünmüyor. Ve açık ki, bu eşitsizlik direnişin geleceği bakımından belirleyici nitelikte. Denebilir ki, genel olarak dışarıda direnişi örgütlemek ve hedefine yönlendirmekle sorumlu devrimci demokratik güçlerin zindanların, Türkiye’nin Kürdistan’ın düzeyine yaklaştırılması öncülük iddiasındaki tüm devrimci demokratik güçlerin nirengi noktası olarak öne çıkıyor. İçinden geçtiğimiz süreçte, hele örgütlü güçlerin bir dizi özgün sorun içinde yol almaya çalıştığı koşullarda bu görevin başarılmasının kolay olmadığı açık. Ancak sorunla ilişkiye giren kitle potansiyelinin açıkça görülebildiği bir anda tüm güçlüklere rağmen bunun başarılabilir olduğu da bir o kadar açık. Gerçeklik içindeki olanağa odaklanmak, olanağı fiile dönüştürecek bir hareket planı oluşturmak ve bu hareket planını hayata geçirebilecek güçleri bir araya getirmek, başarı için olmazsa olmaz gereklilikler olarak sıralanabilir.

Birinci ve belki de en öncelikli halka, yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız hareket halinde olan, gözlemlenebilen ve açlık grevine yeni katılımlarla birlikte genişleyen kitle potansiyelini ilk elden harekete geçirebilecek ve daha geniş halka ile buluşmasını mümkün kılabilecek bir hattı oluşturmak olarak ifade edilebilir. Devrimci demokratik güçlerin önemli bir bölümünün direnişin talebinin hem rizikosu yüksek, hem de kitlede karşılığı olmayan bir içerikte olması fikrinden hareketle, bu mücadeleye mesafeli durması olanağı görmekten çok olanaksızlıklara odaklanan bir yaklaşımın etkisinde olduğunu söylemek haksızlık olmaz sanırız. Bu görüş açısı, kitle hareketinin genel olarak sokakla buluşmakta güçlük çektiği bir dönemde genele seslenebilmek adına harekete geçmeye en yakın kitleye uzak durmayı tercih ediyor. Bunu yaparak toplam kitle hareketinin önünü açabilecek bir olanağı geri çevirmiş oluyor. Aynı bağlamda diğer vurgulanması gereken nokta, talebi sahiplenmekten kaynaklı yaşanabilecek risklerin yarattığı temkinli hareket tarzının yarattığı engeller. Talebin, tabiri caizse ‘el yakan bir konu’ olduğu açık. Ancak bırakalım faşizme karşı devrimci bir hattın inşa edilmesini, en basit demokratik taleplerin karşılanması için bile dişe diş mücadele dışında bir yol bırakılmadığı bir zeminde bu temkinliliğin mücadelesizlik ve apolitizm dışında bir karşılığının olmadığı açık. Dahası, binlerce tutsağın zindan koşullarında canları pahasına bu talebin arkasında durduğu, on binlerin bu sorunla yatıp kalktığı bir bağlamda risklere odaklanmak öncülük iddiasından yoksun ve ideolojik olarak da sorunlu bir yaklaşımın ürünü olabilir.

İkincisi, tüm bunlara karşın devrimci demokratik hareketin bu sorunla doğru zeminde buluşmaya yakın mümkün olan en geniş kesimlerini militan ya da geniş kitlesel araç ve biçimlerle yan yana getirmek kritik bir halka olarak değerlendirilmelidir. Devrimci demokratik güçlerin tek tek süreci göğüslemesinin oldukça zor ve birleşik bir antifaşist mücadele hattının başarıda belirleyici olduğu, hareketi farklı açılardan kapsayacak ve yönlendirecek bir öncülük düzeyinin ancak bu yolla elde edilebileceği açıktır. Sorunu, talebin içeriğinden hareketle Kürt hareketine havale eden, Kürt sorununun toplam demokrasi ve devrim mücadelesindeki kritik ağırlığını göremeyen yaklaşım apolitizmden başka bir sonuç üretmemektedir. Direnişi devrim ve demokrasi mücadelesinin kritik bir halkası olarak görmek ve birleşik antifaşist mücadelenin zemini olarak güçlendirmek başarının temel anahtarlarından biri olacaktır.

Newroz’un bu bakımdan kritik bir eşik olacağını şimdiden söyleyebiliriz. 2019 Newroz’u açlık grevleri etrafında biriken, kadın özgürlük hareketinin enerjisinden beslenen direniş dinamiklerinin tek vücut halinde bir araya geleceği kitlesel bir mücadele arenası ve bir faşizme meydan okuma olarak tarihe geçecektir; bunun verileri şimdiden görünmektedir. Faşizme karşı bu kitlesel meydan okuyuş 31 Mart’ta kayyumların sökülüp atıldığı bir siyasi zaferle birleştiği oranda, popüler tabirle 1 Nisan sonrasını gören, faşist rejimin krizini onu yenilgiye uğratacak güçleri bir araya getirerek karşılayan devrimci bir hamle için esaslı bir adım atmış olacağız.

Kadın özgürlük hareketi ve kriz koşullarında rejime karşı derinleşen emekçi öfkesinin harekete dönüşmesi bu hamleyi yıkıcı bir güce dönüştürebilir. 8 Mart’ta sokakları özgürleştiren kadın iradesi yolu açtı. Şimdi sıra Kürt halkımızın halklarımıza armağan ettiği Newroz’un direnişçilerin soluğuyla buluşturulmasında. Sosyalistler, zindanlarda olduğu gibi dışarıda da tereddütsüz bu mücadelenin örgütleyici ve yürütücü güçlerinden olacaktır. Çünkü zafer için mücadeleyi ortaklaştırmak ve zaferin ortağı olmak için mücadelenin de bedelin de ortağı olmak gerekir.