Avrupa’da açlık grevi: Köln’den Paris’e direniş

Avrupa’da açlık grevi: Köln’den Paris’e direniş

Tecride karşı binlerce siyasi tutsağın sürdürdüğü açlık grevi direnişine Almanya’dan katılım sağlayan Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu üyesi Özkan Özdemir, Köln’de devam ettiği süresiz açlık grevini 12 Nisan’da Paris’e taşıyacak.

11 Nisan 2019 – Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu’nun (AvEG-Kon) 1 Nisan’da Almanya’nın Köln şehrinde başlattığı 5 günlük açlık grevi sona ererken, Özkan Özdemir direnişini süresiz açlık grevine dönüştürdü.

AvEG-Kon’a bağlı kurum temsilcileri, 6-7 Nisan’da bir araya gelerek siyasal sürece dair değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda, tecride karşı verilen mücadelenin Avrupa sokaklarında görünür kılınması ve yerli partilerin kendi kitlesiyle katılımını teşvik etme konusunda hemfikir olundu. Hapishanelerde açlık grevinde bulunan tutsaklara yapılan işkence ve kötü muamele ve hak gasplarının da teşhir edilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Temsilciler toplantısında, tecride karşı birleşik mücadele çağrısında bulunan açlık grevi direnişçisi Özkan Özdemir, ETHA’nın sorularını yanıtladı.

Özdemir, direnişini süresiz açlık grevine dönüştürme nedenini, “Açlık grevleri bir eylem biçimi olarak toplumsal mücadelede, hak alma mücadelesinde en azından 20. yüzyılın başından itibaren kullanılan yöntemlerden. Esas olarak ilerici, devrimci tutsaklar tarafından uygulanagelse de, kimi dönem tek tek bireylerin dahi verili durumu protesto etmek ve tabi ki değiştirmek, hak elde etmek ya da iktidarların var olan hakları, insan haklarını görmezden gelen keyfi yaklaşımlarına karşı geliştirilen bir yöntem. Bir nevi sessiz çığlık, artık görmek ve duymak istemeyenlere görün, duyun ve harekete geçin çağrısıdır” diyerek özetledi.

Özdemir, açlık grevlerinin hedefinin, iktidarın talepler karşısında adım atmasını sağlamak olduğu kadar, aynı zamanda toplumun harekete geçmesini amaçladığını ifade etti.

Hapishanelerdeki siyasi tutsaklar üzerinde uygulanan insanlık dışı uygulamalara karşı direndiklerini söyleyen Özdemir, “Konuya biraz vicdanlı yaklaşan her bireyin görebileceği gibi, Erdoğan rejiminin mutlak tecrit siyasetiyle birlikte, gerek Kürt halkı için, gerekse de Türkiye’de yaşayan bütün inançlardan, ulusal kökenden halkların, işçi ve emekçilerin yaşamları üzerindeki tecrit de buna paralel koyulaşmıştır” dedi.

ÜLKE AÇIK BİR HAPİSHANEYE DÖNÜŞTÜ

“Zaten kırıntı düzeyindeki haklar da bir bir kullanılamaz hale gelmiş, ülke bir bütün olarak açık hapishaneye dönüştürülmüştür” diyen Özdemir, “Artık kadın katliamları, gözaltı ve işkence, çocuklara cinsel taciz ve tecavüzü, ilerici ve devrimci kurumlar üzerinde estirilen devlet terörü, toplumsal kutuplaşma, rantçılık, çevre katliamı ve militarist saldırganlık, uygulanan tecrit politikasının yansımalarıdır” şeklinde konuştu.

“Tüm bu saldırganlığı gören ve bütün hücrelerine kadar yaşayan HDP Milletvekili Sayın Leyla Güven, bir kadın olarak sürece itirazını bedenini açlığa yatırarak, süresiz-dönüşümsüz açlık greviyle geliştirmiştir. Onun bir işaret fişeği olarak bedenini açlığa yatırması buzkıran rolü oynamış, eylemi kısa zaman içerisinde başta Türkiye ve Kürdistan’daki hapishaneler olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesine yayılmıştır. Bugün Hewler’den Strasbourg’a, Londra’dan Kanada’ya kadar yüzlerce insan bu direnişin aktif unsuru haline gelmişlerdir” diyen Özdemir, 1 Mart itibariyle Muhabbet Kurt, Aydın Akyüz, Ali Haydar Saygılı ve Hülya Gerçek gibi komünist tutsakların da eyleme katıldığını hatırlattı.

Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık süresiz açlık grevi bir kaç yüz kişinin eylemi olmaktan çıkmış, içerisi ve dışarısıyla toplumsallaşmıştır. Buradan bu direnişi güçlendirmeye devam etmek, faşizmi ve uyguladığı tecridi alt etmek için önemli bir yerde durmaktadır. Bugün direniş etrafında kenetlenmiş binleri düşündüğümüzde er ya da geç zaferle sonuçlanacağından kuşkumuz yoktur.”

İKİYÜZLÜLÜKTEN VAZGEÇSİNLER

“Leyla Güven’in ortaya koymuş olduğu talepler, talebimizdir. Başta Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit olmak üzere, tüm hapishanelerdeki tecridin kaldırılması temel talebimizdir” diyen Özdemir, “Bununla birlikte Erdoğan rejimi üzerinde, konuya dair gerek ulusal gerekse de uluslararası hukuk çerçevesinde imza koyduğu anlaşmalara uygun davranması için tüm kesimlerin üzerine düşen vicdani ve hukuksal sorumlulukları yerine getirmesidir. Bu açıdan AB, AP ve buna bağlı CPT temel yerde durmaktadır. Başta Almanya, Fransa ve İngiltere gibi AB ülkeleri gelmek üzere, ikiyüzlü çıkar politikalarından vazgeçerek, hala üç maymunu oynadıkları süreç karşısında Türkiye üzerinde gerekli baskıyı kurmalarıdır” diye kaydetti.

Açlık grevi direnişinin güncel siyasal sürece etkisini değerlendiren Özkan Özdemir, “Politik süreçleri birbirinden kopuk ele alamayız. Bazen tek bir bireyin dahi ortaya çıkıp ‘ben varım ve eylemdeyim’ demesi bile koca bir süreci etkileyebilir. Binleri kapsamış, hem de toplumsal vicdanın merkezini oluşturan hapishaneler konusunu içeren bir süresiz açlık grevi eyleminin, kendisine insanım diyen her bir bireyi etkilememesi düşünülemez. Dolayısıyla, açlık grevleri kendisini esas olarak HDP etrafında birleştirmiş tüm kuvvetlerde, HDP dışındaki tutarlı ilerici-demokrat kesimlerde, yerel seçimlerde en iyi sonucu alarak AKP-Erdoğan faşizmini geriletmede daha kararlı olunmasını ve canlı bir çalışmanın ortaya çıkartılmasını sağlamıştır” dedi.

AVRUPA SOKAKLARI EYLEM ALANI

Açlık grevlerinin Avrupa’daki etkilerine değinen Özdemir, “Avrupa sokakları direnişin başladığı günden beri eylem alanına dönüşmüş durumda. Ancak geçen süreye rağmen hala bir sonucun ortaya çıkartılamamış olması, genel sahiplenişin yeterli düzeye gelmediğini göstermektedir. Bu hedeften bir an bile şaşmadan, geniş kitlelerin, özellikle Avrupa’da yerli halkların katılımını önemseyici şekilde öznelerin hareketine ihtiyaç var. Direnişi ve direniş etrafında kenetlenmeyi, süreklileşen bir aydınlatma ve eyleme çağıran bir çalışmayla birleştirmek gerekiyor. Diğer yandan ana akım medya direnişi görmemek için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla, süreç yeni katılımları, daha sıkı kenetlenmeyi gerekli kılıyor” ifadelerinde bulundu.

Avrupa’da devam eden açlık grevlerinin birleşik tarzda ilerlediği koşullarda tecridi kırarak faşizmi gerileteceğini dile getiren Özdemir, sözlerini “Eylemimiz 1 Nisan’da ‘Tecride ve faşizme karşı açlık grevi’ şiarıyla Köln’de başladı, daha sonra süresize dönüştü. Yaklaşık bir hafta daha burada devam edeceğiz. 12 Nisan itibariyle de direnişimizi Paris’e taşıyacağız. Avrupa siyaseti bakımından Paris önemli merkezlerden birisi ve orada böylesi bir direniş mevzisinin varlığını önemli görüyoruz” şeklinde noktaladı.