Burjuvazinin felaketi: MARX

Burjuvazinin felaketi: MARX

“Tarihi boyunca kapitalizmin her dönem manevra şansı oldu çünkü sermayenin genişletilmiş yeniden üretimi için olanaklar tükenmemişti. Şimdilerde ise kapitalizmin manevra imkânı giderek azaldı. Krizde olan yalnızca ekonomi değil, bütün bir burjuva toplum biçimidir. Burjuva toplum tarihsel varlık nedenini kaybetti. Onun bugünkü tek şansı işçi sınıfının örgütlü gücündeki zayıflıktır. Eğer bugün bir dünya devrim dalgası ortalığı sarsmıyorsa bu kapitalizmin reform kabiliyetinden değil işçilerin sınıf bilincinin dumura uğratılmasındandır. Marx, kapitalizm kendiliğinden çökmez; onu, sınıf bilinci edinmiş işçi sınıfı, devrimci bir partinin önderliği altında başkaldıran ezilenler yıkar, kapitalizm bu sondan kaçınamaz çünkü kendisini yıkacak olan bu gücü kapitalizm her geçen gün kendi eliyle çoğaltır, der.”

1 Kasım 2018 – Yüksek ateşe tutulmuş nöbetler geçiren kapitalizmin doktorları, olan biteni çaresizlik içinde izliyor ve titrek bir sesle sayıklıyorlar: Marx’ın kapitalizmin yıkılacağına ilişkin tespitleri de doğruysa!.. Ya Marx haklıysa.

Fukuyama’dan aylar önce burjuvazinin ideolojik kalelerinden The Economist dergisinde(1) benzer bir değerlendirme yayınlandı.

MARX HAKLIYDI

Economist “Marx haklıydı” diyor. Marx’ın iki konuda hakkını teslim ediyor.

1- Kapitalizm tekelci bir eğilime sahiptir. Büyük kapitalistler küçükleri mülksüzleştirir ve yutar ya da bir eklentiye dönüştürür. Economist, Marx’ın konuya ilişkin görüşünü bu biçimde aktardıktan sonra şöyle devam ediyor: “Bu, küreselleşme ve internetin şekillendirdiği ticari dünyanın makul bir açıklaması gibi görünüyor. Dünyanın en büyük şirketleri sadece mutlak anlamda büyüyerek değil aynı zamanda çok sayıda küçük üreticiyi sadece eklentilere dönüştürüyor. Yeni ekonomiye sahip olan efendiler Amerika’nın soyguncu baronlarından beri görülmeyen bir piyasa hakimiyeti kurdular.”

2- Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan, bir işten diğerine geçmeye hazır, çalışan ve yedekte bekleyen bir işçi ordusu ortaya çıkarır kapitalizm. Uzun büyüme yıllarında “bu bir saçmalık gibi görünüyordu” diyor Economist. En azından artık zengin dünyada kaybedecek birçok şeyi vardı işçilerin: Güvenceli işler, banliyölerde evler ve çeşitli tüketim malları. Hatta diyor Economist, “Herbert Marcuse gibi Marksistler, kapitalizmi çok az değil, işçiler için çok fazla servet ürettikleri gerekçesiyle kınamak zorunda kaldılar.”

Ne var ki üzülerek ekliyor Economist, “bugün Marx’ın argümanı bir kez daha aciliyet kazanıyor.” Çünkü iş güvencesi olmayan, atomize edilmiş, her an işe çağrılmayı bekleyen emekçi ordusu büyüyor; İngiltere’de ev fiyatları o kadar yüksek ki, 45 yaş altındaki insanların bunu satın alma umudu çok azdır. Çoğu ABD’li işçi, bankada sadece birkaç yüz doları olduğunu söylüyor. (Eyvah!) Marx’ın proletaryası yeniden doğuyor.

GERÇEKLİK KORKUSU

Yukarıdaki iki konunda Marx’ı haklı bulan Economist, işaret ettiği nesnel gerçeklikten duyduğu korkuyla irkilerek kendine geliyor: Yine de “Marx’ın hataları doğrularından fazla.”

Nedir bu hatalar?
1- Marx’ın, kapitalizmin işçinin yaşam standartlarını geçim düzeyine doğru sürüklediği iddiası saçmadır. Aksine kapitalizmin dehası, temel tüketim maddelerinin fiyatını acımasızca azaltmasıdır. Bugünün işçileri Marx’ın zamanındaki zenginlerin lüksleri düşünüldüğünde mallara daha kolay erişme olanağına sahiptir. Dünya bankası, aşırı yoksulluk içindeki insan sayısının 1990’da 1,85 milyardan 2013’te 767 milyona düştüğünü hesaplıyor.

Hemen yukarıda atomize edilmiş, iş güvencesinden yoksun bir emekçi ordusunun ortaya çıktığından bahseden, 45 yaş altı işçilerin ev alma umudunun olmadığını ve ABD’li işçilerin bankada en fazla birkaç yüz doları olduğunu belirten aynı Economist değil miydi?

Bu bir gerçeklik korkusu: Görüyor, anlıyor, olacakları biliyor ama inanmak istemiyor.

2- Marx’ın en büyük başarısızlığı, insanların akılcı tartışma ve uzlaşma yoluyla kapitalizmin bariz sorunlarını çözme kabiliyetini, reformun gücünü küçümsemesiydi. Tarihin önceden belirlenmiş bir uç noktaya giden bir savaş arabası olduğuna inanıyordu.

Bu her iki konuya açıklık getirmekte fayda var.

MARX’IN YAMULTULMASI

1-Aslını söylemek gerekirse, Marx’ın hatalarına dair Economist’in değerlendirmeleri kendini Marksist olarak tanımlayan pek çok aydın tarafından da dile getiriliyor. Bunlar, Marx’ı sıradan bir analizci durumuna indirgeyen ve kendi basitliklerini ona mal eden kişilerdir. Marx hiçbir zaman hiçbir yerde işçilerin giderek mutlak olarak daha fazla yoksullaşacağını söylemedi. O ve Engels’in ortaya koyduğu görüş o kadar karmaşık değildi: Kapitalist, işçinin ürüne kattığı yeni değere el koyar. Bu artıdeğerdir. Emek gücü maliyeti ne kadar düşürülebilirse artıdeğer miktarı o ölçüde yükselir. Bunun da iki yolu vardır, ilki işçiyi daha yoğun ve daha uzun süre çalıştırmak, ki buna mutlak artdeğer deniyor; ikincisi teknolojinin üretime uygulanması yoluyla işçiye ayrılan payını azaltmak, ki buna da göreli artıdeğer deniyor. Kapitalizmin ilk on yıllarında mutlak artıdeğer baskınken sonraki yüzyıllarda göreli artıdeğer belirleyici konum kazandı. Teknolojinin üretime uygulanması sayesinde birim başına üretim maliyeti düşer, çünkü birim başına ürüne katılan emek gücü azalır. Aynı ürünü daha geri teknolojiyle üreten eğer piyasada alıcı bulmaya devam ediyorsa fiyat bu ikisinin maliyetinin ortalaması üzerinden hesap edilir. Gelişkin teknoloji kullanan sermaye daha az maliyetle ama ortalama piyasa fiyatı ile satış yaptığı için daha büyük kazanç elde eder. Bundandır ki kapitalistler daha çok kar elde etmek maksadıyla yüksek teknoloji kullanımında birbirlerine üstünlük kurmak isterler. Bu da sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşmasının zorunlu koşuludur. Giderek daha geri teknolojiler ortadan kalkar, küçük ve orta firmalar tekellere tabi olur ya da onlar tarafından mülksüzleştirilir. Marx ve Engels bundan 170 yıl önce Komünist Manifesto’da sermayenin üretimde sürekli devrim yapmak zorunda olduğunu söylerken bunu kastediyorlardı. Üretimde teknik gelişmenin kaçınılmaz sonucu metaların fiyatının giderek ucuzlamasıdır. İşçilerin ulaşabildikleri tüketim malı artar ama yine işçilerin ürettikleri üründen aldıkları pay göreli olarak azalır. Günde 10 gömlek üreten işçiye bir gömlek karşılığı ücret düşüyorsa ve günde 100 gömlek üreten işçiye şimdi 5 gömlek fiyatına denk gelen ücret ödeniyorsa işinin ulaştığı meta sayısı ve çeşidi artsa da ücreti yarı yarıya düşmüş olur. İşçi, zenginlik ürettikçe yoksullaşır. Marx’ın kastettiği budur.

Hepsi bu değil, kapitalizmde ekonomi değil politik ekonomi vardır. Kapitalist devlet olmasa, bu devletin şiddet ve ideolojik araçları olmasa patronlar işçiler üzerinde nasıl efendilik taslayabilirdi. İşçilerin de sendikaları, devrimci partileri olmasaydı patronlar öyle kendiliğinden vicdana gelerek onlara kuruş koklatır mıydı? İşte buna sınıf mücadelesi diyoruz. İşçilerin görece yoksullaşması bir dönem biraz azaldıysa bunu biricik sebebi işçi sınıfın örgütlü gücünü göstermesi ve kimi ülkelerde iktidarı almasıdır.

Bugün yeni bir durumla karşı karşıyayız. Kapitalizm üretimde sürekli devrim yapma yeteneğini kaybetti. Göreli artı değerin yerini giderek daha fazla mutlak artıdeğer alıyor. İşsizlik, özellikle genç işsizlik taşınamaz düzeye ulaştı. Yoksulluk devasa boyutlarda, eşitsizlik derinleşiyor. Bütün bunları Marksistler değil, Credit Suisse(2), IMF, UNACTAD, Mc.Kinsey(3) gibi kapitalizmin beyin takımları ortaya döküyor. Eksik olan işçi sınıfının örgütlü gücüdür, devrimci başkaldırıdır.

2- Marx kapitalizmin reform gücünü küçümsemedi. Hatta İngiltere’deki işçi sınıfının yaşam koşullarının görece düzelmesi nedeniyle burjuvalaşmakta olduğundan söz etti. Marksistler kapitalizmin reform kabiliyetini asla görmezden gelmedi. Onların söylediği basitti: Sömürü oranını artırmak sermayenin başlıca güdüsüdür. İşçi sınıfının örgütlü gücü burjuvaziyi taviz vermeye zorlar çünkü bu tavizleri vermeseler devrim tehlikesi kapıdadır. Kapitalistler reforma yönelebilir, verdikleri tavizlerle bir dönem sınıf mücadelesinin ateşini düşürebilirler ama bu sonsuza dek sürmez. Kapitalistler krize girdiklerinde ya da işçi sınıfı örgütlülüğü zayıfladığında ellerindeki siyasal güçle, yani devletle kazanımları geri almaya çalışırlar. Bu nedenle işçi sınıfının nihai kurtuluşu devrimle iktidarı alarak burjuvazinin siyasal egemenliğine son vermek ve sosyalizmin inşasına girişmekle gerçekleşebilir.

Bugünün farkı ise şudur: Tarihi boyunca kapitalizmin her dönem manevra şansı oldu çünkü sermayenin genişletilmiş yeniden üretimi için olanaklar tükenmemişti. Şimdilerde ise kapitalizmin manevra imkânı giderek azaldı. Krizde olan yalnızca ekonomi değil, bütün bir burjuva toplum biçimidir. Burjuva toplum tarihsel varlık nedenini kaybetti. Onun bugünkü tek şansı işçi sınıfının örgütlü gücündeki zayıflıktır. Eğer bugün bir dünya devrim dalgası ortalığı sarsmıyorsa bu kapitalizmin reform kabiliyetinden değil işçilerin sınıf bilincinin dumura uğratılmasındandır. Marx, kapitalizm kendiliğinden çökmez; onu, sınıf bilinci edinmiş işçi sınıfı, devrimci bir partinin önderliği altında başkaldıran ezilenler yıkar, kapitalizm bu sondan kaçınamaz çünkü kendisini yıkacak olan bu gücü kapitalizm her geçen gün kendi eliyle çoğaltır, der.

Tıpkı Fukuyama gibi Economist de bundan dolayı alarm zilleri çalıyor. Ya işçi sınıfı ve ezilenler tam da Marx’ın öngördüğü gibi, kapitalizme karşı birleşerek sistemi alaşağı etmeye kalkışırlarsa…İşte Economist bu nedenle burjuvaziyi: “Sadece sistemde parlak biçimde tanımladığı ciddi hataları anlamak için değil, kendileriyle yüzleşmedikleri taktirde kendilerini bekleyen felaketi hatırlatmak için” Marx’la yeniden tanışmaya çağırıyor.

Şu işe bakın siz hele, işçiden aldıkları Marx’ı burjuvaya vermeye kalkışıyorlar. Nedeni açık. Fukuyamadan Economist’e burjuvazinin hizmetkarlarının dilinden yaklaşan “felaket” düşmüyor. Felaketten kaçınmanın yegâne yolu olarak da Marx’ı salık veriyorlar.

Marx kendini rehber alan burjuvazinin bu ideolojik önderlerini görüyor olsaydı fikirlerini gözden geçirirdi belki(!)

Dipnotlar:
(1) Rulers of the World: Read Karl Marx, The Economist, 5 Mayıs 2108.

(2) Global Wealth Report 2018

(3) A Decade After The Global Financial Criss: What Has (And Hasn’t) Changed?

Arif ÇELEBİ – ETHA