Direnişçi SKB’liler: Tecride ve faşizme karşı kadınları mücadeleye çağırıyoruz

Direnişçi SKB’liler: Tecride ve faşizme karşı kadınları mücadeleye çağırıyoruz

AvEG-Kon öncülüğünde Köln’de yapılan açlık grevine katılan SKB’liler, “Tecride karşı mücadeleyi kadın kitlelerine ulaştırmak her günkü mücadelemizin temel unsuru olmalıdır. Tecridi kırarak kadın özgürlük mücadelemizi büyütelim, Leyla’yı yaşatalım” dedi.

4 Nisan 2019 – Avrupa Ezilen Göçmenler Konferderasyonu (AvEG-Kon) öncülüğünde tecride ve faşizme karşı başlatılan dayanışma açlık grevine Sosyalist Kadınlar Birliği’de (SKB) katılıyor. Kadın hareketinin durumunu ve tecrit karşıtı mücadele içinde kadınların konumunu SKB Avrupa Koordinasyonu üyeleri Zeynep Diren ve Eylem Deniz ile konuştuk.

Leyle Güven’in açlık grevi 140’ıncı gününü aştı. Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerindeki tutsak binlerce tutsak direnişçi, Güney Kürdistan ve Avrupa’da açlık grevinde bulunan direnişçiler de kritik aşamayı aşmış durumda. Kadınlar, başta Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit uygulaması gelmek üzere tüm topluma dayatılan inkâr ve baskılara karşı mücadelenin neresinde?

Eylem Deniz: Leyla Güven bu mücadelenin öncülüğünü yaptı. Kürt kadın kimliği ile faşist şeflik rejiminin Kürt halk önderi Sayın Öcalan’a yönelik tecrit üzerinde somutlaşan ve yoğunlaşan faşist devlet terörü ile baskı ve zulüm rejimine karşı ‘Teslim olmayacağız’ çığlığıdır Leyla. Güven’in eylemi aynı zamanda tüm topluma ve özellikle de kadınlara dayatılan baskı politikalarına karşı bir direniştir.

Erkek egemen faşist şeflik rejimi altında kadınlara dönük artan kadın katliamları, rejimin politik İslamcı restorasyonu bağlamında kadınların yaşam tarzında yönelik müdahaleler, kadın bedenine yönelik tahakküm politikaları, kadın siyasetçileriyle öncülerin tutuklanması ve cinsel istismar yasaları-erkek yargı aracılığıyla kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasına karşı da bir direniştir Leyla’nın direnişi.

Kadın özgürlük mücadelesi tarihinde ve özellikle de Kürt kadın hareketi tarihinde böylesi öncü çıkışların birçok örneği vardır. Beritan’ın teslimiyete karşı fedai direnişi, Zilan’ın hareketteki tıkanmaya karşı yol açma eylemi gibi bugün de Leyla Güven bu misyonu üstlenerek geriye çekilen kitle hareketini ileriye atmak için, devrim güçlerine ve kadın özgürlük hareketimize yeni bir yol açmak için yeni bir dönemi başlatmıştır.

Bu direniş sadece Türkiye ve Kürdistan sınırlarında kalmamıştır, Türkiye’deki değiştirici ve dönüştürücü etkisinin yanı sıra dört parça Kürdistan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde hem açlık grevleriyle hem de kitle eylemleriyle dünyasallaşmıştır.

Daha şimdiden faşist Erdoğan’ın saldırganlığına ve tutuklama terörüne rağmen 8 Mart, Newroz ve seçim mitingleri ve kutlamaları gibi kapsamlı kitle eylemlerini düşündüğümüzde, direnişin yeni bir sıçrama sürecine girdiğini göstermiştir. Yanı sıra AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde almış olduğu yenilgi, kaybettiği belediyeler ve düşen oy oranıyla başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere emekçi solun kazanımıdır ve başarısıdır. Keza bunu 8 Mart’ta tüm engellemelere rağmen kadınların meydan okuyuşu, sokakları özgürleştirmesi, Taksim yasağını kararlı mücadeleyle delmesi, direnişin hedefine doğru ilerletilmesinin göstergelerinden bir tanesi olmuştur.

Keza 23 Mart itibariyle bir kadın devrimi olan Rojava’nın IŞİD’den temizlenerek zafer ilan edilmesi aynı yeni dönemin bir başka başarısıdır. Dolayısıyla hem Rojava, hem de Türkiye ve Kürdistan’daki bütün bu gelişimlere bakıldığına yeni dönemde büyük olanakların açığa çıkacağını ve bu olanakların realize edilmesinde kadınların öncü rol oynadığını söylemek gerekir.

Sosyalist kadınlar olarak direnişin temel talebi olan ‘İmralı tecridi kalksın’ talebini sahipleniyoruz ve yükseltiyoruz. Çünkü bu tecridin kaldırılması siyasal özgürlük mücadelemizin önemli ve belirleyici bir unsurudur.

Peki dünya kadın hareketinin durumu ve toplam tecrit karşıtı mücadele içindeki yeri nedir?

Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da direniş etkisini gösteriyor. Hapishanelerde direnişe kendini feda eden kadın eylemcileri de bu kapsamda saygıyla anıyoruz ve hapishanelerde açlık grevinde olan binlerce tutsağı selamlıyoruz. Dünya çapında yükselen faşist saldırılara karşı dünya çapında dördüncüsü gerçekleştirilen kadın grevi emperyalist küreselleşme saldırılarına karşı bir kadın isyanıdır. Bu yıl ki 8 Mart özellikle de hem yaygınlığı, hem de kitleselliği ile önemli bir yerde durmaktadır. Dünya’nın her yerinde kadınlar faşizme, erkek egemenliğe ve kapitalizme karşı ayakta, isyanda ve grevde. Ayırt edici bir yan olarak da dünya kadın hareketi açısında birleşik mücadele hattının gelişiyor olmasıdır. Aynı zamanda sistemi hedef alan içeriye doğru ilerliyor. 8 Mart sürecinde de Leyla Güven’in talebi dünyanın birçok yerinde eylemlerde temel slogan oldu. Bundan sonraki süreçte de kadınların tecrit karşıtı mücadelesini dünya kadın hareketine ve kadın kitlelerine daha güçlü biçimde mal etmek ve yaymak için daha fazla çalışmalıyız.

Avrupa’da faaliyet yürüten bir sosyalist kadın örgütü olarak talepleriniz nelerdir? SKB olarak mücadelenin neresindesiniz?

Zeynep Diren: Sosyalist Kadınlar Birliği olarak Avrupa’da da Leyla Güven’in başlatmış olduğu öncü direnişinin ilk andan itibaren sesini duyurmak ve yaymak için ‘Tecridi kıralım, Leyla’yı yaşatalım’ şiarıyla eyleme geçtik.

Avrupa’da da Kürtler ve sosyalistlere karşı tecrit uygulamaları var. Baskınlar, yasaklamalar, Rojava’da IŞİD’i yenilgiye uğratan YPJ flamalarının yasaklanması, kitap evlerine baskınlar, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması veya yasaklanması Türkiye’de Sayın Öcalan’a uygulanan tecridin devamıdır. Bizde Köln’de açlık grevini başlatarak mücadeleye yeni bir mevzi kazandırırken, Alman Devletinin faşizan uygulamalarını da protesto ediyoruz.

Avrupa Komisyonuna bağlı İşkenceyi Önleme Kurumu (CPT), başta Merkel-Macron hükümetleri gelmek üzere Avrupa Devletleri ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar üç maymunu oynuyorlar. 109 gündür Strasbourg’da devam edem bir açlık grevi var. Eylemciler kritik aşamayı aşmış olmalarına rağmen Avrupa’da basın ne eylemcileri, ne de taleplerini haberleştiriyor. Tecridin bir başka göstergesi de söz konusu basın ve medya ambargosudur.

1 Mart’tan itibaren zindanlarda komünist kadınlar Hülya Gerçek ve Muhabbet Kurt’un başlattıkları süresiz açlık grevi biz sosyalist kadınları için özel bir mesajdır. Bizde Avrupa’dan Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması, başta CPT gelmek üzere İnsan Hakları Kurumlarının ve iktidarların bu insanlık suçuna sessiz kalmamalarını, İmralı’ya heyet gönderilmesini ve Avrupa’da Kürt halkının ve sosyalistlerin tecridin sona erdirilmesini, temel hak ve özgürlüklerimizin kısıtlanmamasını talep ediyoruz.

Açlık grevinizin 4. günündeyiz. 4 gün içinde gözlemleriniz nelerdir?

Eylem Deniz: Öncelikle belirteyim ki, çadırımızı ağırlıkla kadınlar ziyaret ediyor. Çadır eylemimiz oldukça canlı, dolu dolu geçiyor. Birçok kurumun ve bireyin ziyaret ettiği, hem yazılı hem de görsel araçlarla kamuoyuna, özellikle de yerlilere taleplerimizi ilettiğimiz bir süreç oldu. Direniş süresince kentin birçok noktasında bildirilerimiz dağıttık. Çeşitli forumlar, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenledik, söyleşiler yaptık. Medya ve basın ambargosunu yarmak için dosyalarımızı medya kuruluşlarına, sosyal kuruluşlara, sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine ilettik.

SKB olarak Leyla Güven’in açlık grevini başlatmasıyla birlikte bu mücadeleye dâhil oldunuz. Hangi hedeflerle çalıştınız? Neler yaptınız ve önümüzdeki süreçte neler yapacaksınız?

SKB olarak Leyla Güven’in tecride karşı başlatmış olduğu açlık greviyle birlikte Almanya’nın 7 kentinde sokaklara çıktık. 25-27 Mart’ta Berlin, Brüksel ve Strasburg’da bir grup aktivistimiz ile birlikte Alman Parlamentosu, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi ile CPT önünde eylemler düzenledik, almanca-fransızca dosyalar sunduk ve milletvekilleriyle görüştük.

Anlaşılacağı üzere bir tarafta iktidarlar ve basın üzerinde sessizliklerini bozmaları için baskı kurarken, diğer tarafta da kadın kitlelerini tecrit karşıtı mücadeleyle buluşturmak ve harekete geçirmeye çalıştık.

SKB olarak 1 Nisan itibariyle de AvEG-Kon’un başlatmış olduğu açlık grevi eylemine dâhil olduk ve dördüncü günündeyiz. Buradan Leyla Güven’in ve tutsak komünist kadın direnişçilerin sesi olmak için bulunuyoruz.

Önümüzdeki süreçte de kadın kitlelerini tecride karşı harekete geçirmek için eylemlerimizi sürdüreceğiz. Biliyoruz ki, söz konusu tecrit kadın öncülüğünde parçalanabilecek bir uygulanmalıdır. Her yerde mücadeleye devam edeceğiz.

Son olarak kadınlara mesajınız nedir?

Zeynep Diren: Kadın isterse hayat durur, kadın harekete geçerse tecrit kırılır. Rojava Kadın Devrimi IŞİD çetelerini yenilgiye uğrattı. Bizde başarabiliriz. Hepimiz üzerindeki tecride baskılara karşı bütün kadınları mücadeleye çağırıyorum.

Eylem Deniz: Bir halk ile önderi arasına örülen duvarın yıkılması aynı zamanda bir halkın özgürleşmesini, halkların kardeşleşmesini sağlar. Bu nedenle kadınlar olarak tecrit karşıtı mücadeleyi yükselterek yaşam tarzımıza yönelik müdahalelere, kadın katliamlarına dur diyoruz. Tecride karşı mücadeleyi kadın kitlelerine ulaştırmak her günkü mücadelemizin temel unsuru olmalıdır. Tecridi kırarak kadın özgürlük mücadelemizi büyütelim, Leyla’yı yaşatalım.