Ekim Devrimi’nin çağrısı: Ya barbarlık ya sosyalizm

Ekim Devrimi’nin çağrısı: Ya barbarlık ya sosyalizm

Savaş ve ekonomik krizlerin yol açtığı kapitalist emperyalist barbarlık, sosyalizmin biricik çözüm olduğunu hep yeniden hatırlatır. 1917 Şubat ve Ekim devrimleri savaşın yol açtığı felaketlere karşı işçi ve emekçilerin çektiği “imdat frenleri”dir. Doğu Avrupa devrimleri de keza öyle. Nice ekonomik kriz, isyan, ayaklanma veya devrimci durumu tetiklemiştir.

1 Kasım 2018 – Ekim Devrimi, insanlığın o güne kadar gördüğü en büyük savaş olan I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın en şiddetli bir tarzda sürdüğü bir zamanda zafere ulaştı. Ölüm, katliam, açlık ve sefalet halkları acıya boğmuş, yeryüzünü yıkıma sürüklemişti. Emperyalist rekabetin yol açtığı bir çeşit barbarlık anıydı. Ekim Devrimi, Rusya ve bağlı sömürge halkları savaşın dışına taşımakla kalmadı, savaşın ve evrensel tarihin seyrini değiştirdi.

Savaş, kapitalist ve emperyalist rekabetin olmazsa olmaz araçlarından biridir. Öncesi bir yana 20. yüzyıldaki küresel ölçekli savaşlar ve toplam ölüm, yıkım ve sefalet bilançosuyla onları da aşan bölgesel savaşlar aralıksız sürdü. Her seferinde, top ve tanklardan hava bombardımanına, atom bombasından kimyasal ve biyolojik silahlara kadar daha gelişmiş silahlar devreye sokuldu. Bu savaşların yol açtığı milyonları bulan ölümlere, soykırım ve katliamlara, korkunç acı ve trajedilere, açlık ve sefalete, kentlerin ve köylerin yıkımına, neden olduğu çevre yıkımına bakarak felaketler yüzyılı olarak tanımlamak mümkün. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren emperyalist ülkelerin dışında tutulmaya gayret edilerek, daha çok bölgesel savaşlarla ve daha çok insanlığın anti-emperyalist demokratik-devrimci ilerici hamleleri engellenmeye çalışıldı.

İnsanlığın karanlık yüzü kapitalizme karşı bir de aydınlık yüzü vardı: Ekim Devrimi’nin açtığı yol sosyalizmin ışığıydı. Ekim, sadece aydınlık geçmişimiz değil umutlu geleceğimizdir.

SAVAŞ VE EKONOMİK KRİZLERE KARŞI DEVRİM

Türkiye ekonomisi kriz yaşıyor. Şüphesiz bu ekonomik krizin oluşmasında siyasal iktidarın politikaları ve tercihlerinin oynadığı rol yabana atılamaz. Keza, dünya ekonomisi de on yıldır kriz ve durgunluk sarmalında. Her zaman olduğu gibi krizin yükü emekçilerin omuzuna bindiriliyor. Kapitalizm egemen üretim biçimi olarak tarih sahnesinde yerini aldığından beri, ne ekonomik krizler olmaksızın varlığını sürdürebildi ne de krizler, işçiler ve emekçiler için işsizlik, açlık, yokluk, sefalet ve ölüm dışında bir sonuç doğurabildi.

Savaş ve ekonomik krizlerin yol açtığı kapitalist emperyalist barbarlık, sosyalizmin biricik çözüm olduğunu hep yeniden hatırlatır. 1917 Şubat ve Ekim devrimleri savaşın yol açtığı felaketlere karşı işçi ve emekçilerin çektiği “imdat frenleri”dir. Doğu Avrupa devrimleri de keza öyle. Nice ekonomik kriz, isyan, ayaklanma veya devrimci durumu tetiklemiştir.

İNSANLIĞIN KURTULUŞU SOSYALİZMDEDİR

Kıyamet alametleri gibi bir bir felaketler kapımızı çalmaya başladı. Kıyamet öngörüleri çoğalıyor. Nükleer savaşla dünya üzerinde hayatın topyekün yok olması, küresel ısınma ve çevre kirliliği, doğayı zehirleyen nükleer tesisler ve maden ocakları, yerli yersiz yapılan barajlar, her yıl yeni canlı türlerinin yok olması (bir çeşit türsel soykırımın yaşanması), yapay zekalı savaş araçlarının yapımı vd. her biri tek başına büyük felaketlere yol açabiliyor. Hepsi daha fazla kar ve daha fazla sömürü içindir. Burjuvazi ancak yeni karlar sağladığı durumlarda sınırlı bazı adımlar atabiliyor.

Burjuvazinin daha fazla kar için insanlığı felaketlere sürüklemede en ufak bir tereddüt göstermediği güncel yaşananlar da sabittir. “Benden sonra tufan” derecesine dünyayı yıkıma uğratıyor. Bütün bunlar aynı zamanda kapitalizmin varoluş krizine girmiş olmasının da sonuçlarıdır.

Her sorun çözümüyle birlikte ortaya çıkar. Dünyanın ve insanlığın yıkıma uğrama olasılığı karşısında nihai kurtuluşun anahtarı dünya devrimi seçeneğinin toplumsal maddi zemini de her geçen gün daha fazla güçleniyor. Bütün bu barbarlığa sürüklenişi durdurmak ve tersine çevirmek için sosyalizme yönelmek dışında bir kurtuluş umudunun kalmadığı yeryüzünün dört bir yanında her geçen gün daha yaygın ve daha güçlü bir tarzda anlaşılıyor.

Rosa Lüxemburg’un yüzyıl önceki ” Ya Barbarlık Ya Sosyalizm” tespiti, bugün çok daha anlamlı ve çok daha yerinde bir çağrıdır:

“F. Engels bir keresinde şöyle demişti: Kapitalist toplum ya sosyalizme doğru ilerlemek ya da barbarlığa geri dönmek gibi bir ikilemle yüz yüzedir.(…) Bugün, Engels’in yaklaşık bir kuşak önceki kehanetindeki gibi dehşet verici bir önermenin önünde duruyoruz: Ya emperyalizmin zaferi, bütün kültürün yıkımı ve Antik Roma’daki gibi nüfusun boşalması, harap olma, yozlaşma, büyük bir mezarlık; ya da sosyalizmin zaferi, yani uluslararası proletaryanın emperyalizme karşı, savaşa karşı bilinçli mücadelesi. Dünya tarihinin ikilemi, hassas bir dengede proletaryanın kararını bekleyen kaçınılmaz seçeneği budur.”

Ekim Devrimi, Lüxemburg’un vurguladığı sosyalizm seçeneği doğrultusunda atılmış büyük atılımdır. Yüzyıl sonra barbarlığa karşı sosyalist geleceğimizin pusulası olmaya, yeni Ekimlerin ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Aydın AKYÜZ – ETHA