Erdoğan’ın neden korktuğu Sayıştay raporunda yazıyor

Erdoğan’ın neden korktuğu Sayıştay raporunda yazıyor

Sayıştay’ın AKP’nin denetiminde olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan manzara, kelimenin gerçek anlamında buz dağının sadece görünen yüzü.

Arzu DEMİR

15 Kasım 2018 – Erdoğan’ın 7 Ekim günkü konuşmasında yerel seçimlere için “Şimdi seçimler geliyor, bu seçimlerde de bu tür teröre bulaşmış olanlar, olur ya, sandıktan çıkacak olurlarsa öyle bekleyelim yok, anında gereğini yapıp kayyum tayinleri ile yolumuza devam edeceğiz. Beklemek yok” dedi. Faşist Erdoğan rejiminin halka düşmanlığını gösteren rutin açıklamalarından biriydi elbette. Ancak Sayıştay’ın raporlarıyla görüldü ki, Erdoğan’ın bu açıklaması bir kaygı ve korkunun da ifadesi.

Saray rejimi, Kürt kentlerinde halkın iradesiyle seçilen belediye eşbaşkanlarını hapsedip ardından da “kayyum” atamasıyla el koydukları belediyelerinin tüm varlıklarını, olanaklarını talan etmişler. Bu yolsuzluğun, talanın belgesinin çok az bir kısmı Sayıştay raporlarında yer alıyor.

Kendi yasalarına bile uymamışlar, usulsüz işlemler gerçekleştirmişler, gerçek bedeli belirlenmeden belediyeye ait taşınmazları satmışlar, işlemlerden elde edilen paraları belediyelerin resmi hesaplarına geçmemişler, sağa sola yapılan “ödeme” adı altında para aktarmışlar. Tam bir yolsuzluk, usulsüzlük ve hırsızlık bataklığı. Belediyelere, başka bir ifadeyle halka ait ne varsa çalıp çırpmışlar.

Sayıştay’ın AKP’nin denetiminde olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan manzara, kelimenin gerçek anlamında buz dağının sadece görünen yüzü.

Van Belediyesi’ndeki hırsızlığa bakalım örneğin. Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir taşınmaz, “envanter ve değerlendirmesi” yapılmadan satılmış. Arsanın “değerleme işlemi yapılmadığı ve hesaba kaydedilmediği” için 17 milyon 500 bin 100 liralık bir eksik görülüyor. Taşınmazın “yabancı”ya gitmediğini, AKP’li ya da AKP ile bağlantılı bir yandaşa gittiğini bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Yine Van’da hizmet alımında kamu ihale kanunu esasları uygulanmıyor. Bu durum, ihalelerin şartları taşısın ya da taşımasın bir “yandaşa” verildiği anlamına geliyor. En büyük vurgunlar ise bir devlet geleneği olarak yol yapım işlerinde olmuş. Liste uzuyor da uzuyor. Ağrı, Mardin, Dersim, Artuklu belediyelerinde de manzara aynı.

Van halkının seçtiği Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya, 18 Kasım 2016 tarihinden bu yana hapiste. Geçtiğimiz Ekim ayında da yargılandığı davadan 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dürüstlüğü, sadeliği ve adaleti ile halkın sevgisini kazan bir belediye eşbaşkanı hapiste, AKP’nin siyaset esnafları ise çalma görevinde. İşte Saray bataklığı.

Sayıştay raporlarına başkaca önemli ayrıntılar da var. Başka bir ifadeyle, gerçeğin tamamı yok. Örneğin, Saray faşizmi, DBP’li 96 belediyeye kayyum atadı. Bunlardan sadece 12 belediyenin raporu, Sayıştay’ın internet sitesinde yayınlandı. İlginç değil mi? Bu demektir ki, 84 belediye herhangi bir denetimden uzak. Elimizdeki parçalara bakarak, tablonun bütününü siz düşünün artık. Bir başka önemli ayrıntı ise şu: Son 8 yıldır Sayıştay’ın tespit ettiği tek bir usulsüzlüğe ilişkin adli ve idari soruşturma başlatılmış değil. Aslında Sayıştay etkisiz bir kurum pozisyonunda. Zaten yasalarla birçok kurum, Sayıştay denetiminin dışına çıkarılmıştı. Hazırladığı denetim raporları da Meclis’e sunuluyor. Bu kadar. Çaldıkları ile kalıyorlar. Şimdilik!

Halkın yoksulluğunun, açlığının her geçen gün büyüdüğü bir dönemde, lüks harcamalarını artıran faşist Saray rejiminin kayyumlarından ve Sayıştay’ından başka bir şey elbette beklenemez. Çünkü bozuk düzende sağlam çark olmaz.

Kayyumlar sadece ekonomik kaynakları değil, halkın yarattığı tüm birikimleri yok etti. Kayyumların en büyük zararını ise kadınlar gördü. Hatırlayın, ilk yaptıkları belediyelere bağlı çalışan kadın kurumlarını kapatmak oldu. Selis Kadın Derneği, Roza Kadın Merkezi, Nujiyan Kadın Merkezi, Gulşîlav Kadın Merkezi, Savuşka Kadın Merkezi’nin de içinde tüm kadın kurumları kapatıldı. Bu kadın merkezleri, şiddet gören, yoksulluk çeken, eğitim imkanından mahrum bırakılan, iş arayan, meslek edinmek isteyen, sağlık sorunları yaşayan kadınların yanı başlarında yardımlarına koşan kurumlardı. Kadınların yoldaşıydı bu merkezler. Kayyumlar, erkek iktidar karşısında kadınları güçsüzleştirmek için kadın dayanışması ve örgütlülüğünü de hedef aldı.

Saray rejimi, iktidarının devamı için tepeden tırnağa örgütlü. Ezilenlerin örgütlerini dağıtırken, kendi örgütlenmeye devam ediyor. Yasaları değiştiriyor, yönetmelikler çıkartıyor, KHK’larla işten çıkardığı insanların yerine yandaşlarını yerleştiriyor, tabanını silahlandırıyor, halkı biate zorluyor vs. Bu örgütlü güç karşısında birey olarak mücadele yürütebilmek mümkün mü? Hayır! Tek çıkar yol; bu zor zamanların geçeğini unutmadan örgütlü bir güç olarak Saray faşizmini karşısına dikilmek.

(ETHA)