ESP, 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin tutum belgesini açıkladı

ESP, 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin tutum belgesini açıkladı

ESP, 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin tutumunu açıkladı. ESP, “31 Mart’ta sandıktan çıkacak sonuçları hesaplamak değil, 1 Nisan’dan itibaren gelişecek siyasal sürece hazırlanmak, seçimler üzerinden örgütlü gücümüzü büyüterek süreci şimdiden kazanma görüş açısına sahip olmaktır. 2019’da yaşanacak politik ve iktisadi gelişmeleri özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyütmenin ve faşist AKP-MHP blokunu yenmenin vesilesi yapma görevi yalnızca HDP’nin değil, tüm ilerici, sosyalist, devrimci ve yurtsever öznelerin omuzlarındadır” dedi.

6 Şubat 2019 – Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) 31 Mart Yerel Seçimlere ilişkin tutum belgesini açıkladı. Açıklamada, “Türkiye ve Kürdistan halkları, işçiler, kadınlar ve gençler 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler üzerinden Saray rejimiyle yeni bir politik muharebeye tutuşacak. Yapılacak seçimler her ne kadar mahalli idareler seçimi olsa da açığa çıkaracağı sonuçlar itibariyle halklarımızın geleceği açısından yüksek politik bir karakter taşıyor. Bu nedenle gerek egemenler gerekse de ezilenlerin politik temsilcileri bakımından izlenecek seçim taktikleri ve alınacak sonuçlar kritik bir önem taşıyor” diye belirtildi.

ESP açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:
“Faşist rejimin dümeninde duran AKP-MHP faşist bloku bu seçimlere de ‘devletin bekası’ ve ‘rejimin devamı’ anlamı yükleyerek hazırlanıyor. Son bir kaç yıllık seçim deneyimlerinden biliyoruz ki, bu seçimde de kazanmak için her türlü olanağı, açık-gizli ve kirli yöntemi kullanacaklarına şüphe yok. Tüm devlet ve iktidar olanaklarına rağmen yine de korkuları büyük. Çünkü gerçekte zayıflar.

“Öte yandan egemenler açısından bir diğer seçim odağı ise CHP-İyi Parti ittifakı olarak gelişti. AKP-MHP blokuna karşı emekçi halklarımız adına muhalefet ettiklerini iddia etseler de bu, onların da zenginler sınıfının, patronların, kan emici zorbaların temsilcileri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Renkleri farklı olsa da özleri aynı. Hepsi işçilere karşı patroncu, farklı inanç ve kimlikten halklarımıza karşı tekçi, kadınlara karşı erkek egemen zihniyetçi, özgürlüklere karşı yasakçı partilerdir. Halklarımıza verecek hiçbirşeyleri yoktur. AKP-MHP faşist ittifakına karşı muhalefetleri sınırlıdır, özsel değil biçimseldir. Özellikle CHP, son 3 yıllık pratiğiyle faşist rejimin Erdoğan elinde kurumlaşmasının yolunu döşemiştir.

“Ezilenler cephesinin birleşik gücü ise şüphe yok ki, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’dir. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana geride kalan tüm seçimlerde HDP birleşik mücadelenin odağı, halkların eşitlik ve kardeşlik umudu, kadınların gür sesi, gençliğin geleceği oldu. Faşizme ve şovenizme karşı Anadolu ve Mezopotamya halklarının kardeşlik bayrağını yükseltti. HDP’nin gücü hem bu mücadelenin ifadesi olan programından hem de egemenlere karşı tüm seçim muharebelerinde özgücüne dayanan bağımsız politik tutumundan geldi. 7 Haziran’da, 1 Kasım’da ve 24 Haziran’da HDP şahsında halklarımıza kazandıran ve ona halklar adına söz söyleme yetkisi veren bu çizgisidir. Gezi’den Kobanê’ye 7 Haziran’dan 24 Haziran seçim zaferlerine götüren yol, örgütlü ve özgücüne dayalı atılan adımlarla yürünmüştür. Bu seçimlerde de HDP ve onun adayları ezilenlerin yegane sözcüsü ve temsilcisidir.

“Ancak 31 Mart seçimleri için gelinen aşamada HDP’nin kimi Türkiye metropolleri için ortaya koyduğu ‘aday göstermeme’ tutumu ne yazık ki sözünü ettiğimiz bu çizgiyi zayıflatmıştır. Elbette seçimler herşey değildir, nihai bir sonuç da üretmeyecektir. Seçimler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın mücadele demokrasiyi, özgürlükleri ve halkların kardeşliğini kazanana değin sürecektir. Ne var ki, ezilenlerin öncülüğünü üstlenenlerin izleyecekleri siyasal taktikler mücadelenin ivme kazanmasına ya da kaybetmesine neden olacaktır. Bu bakımdan daha önceki seçimlerde tüm burjuva egemen bloklara karşı izlenen özgücüne dayalı bağımsız politik hattın yarattığı devrimci sonuçlar iyi irdelenmelidir.

“Kritik önemdeki batı metropollerinde belediye başkanlıkları düzeyinde aday çıkarmaktan imtina etmek, tüm bu kentlerde halkçı, demokratik, kadın özgürlükçü, doğanın, kent ve yaşam alanlarının savunucusu adaylardan yoksun olmak demektir. Saray rejimiyle yürütülecek bu kritik muharebede ezilenlerin pasif bir pozisyonda kalmasına yol açmaktır. Bu aynı zamanda ister AKP’yi geriletme isterse de başka bir nedenle olsun politik alanı CHP’ye açmak, halklarımızın yıllardır rejime karşı biriken öfkesini burjuva düzen partilerine kanalize etmek ve toplumsal patlama dinamiklerini bu düzen partilerinin insafına bırakmaktır.

“Oysa gerek bölgesel düzeyde olsun gerekse de Türkiye ve Kürdistan’da olsun siyasal ve iktisadi gelişmeler toplumsal ve sınıfsal dinamiklerin harekete geçeceği bir zemin yaratmıştır. Türkiye metropollerinde seçim taktiği bu nedenle belediye başkanlığı kazanıp kazanmama ya da ‘AKP’yi geriletme’ denklemine sıkıştırılması bu kentler bakımından taktik hatanın zemini olmuştur. Aslolan seçimlere iddialı girmek, anti-faşist milyonların bağımsız hattını korumak, onları kendi adaylarımız etrafında birleştirmek, milyonları örgütlemek ve seçimler vesilesiyle bir kez daha Saray rejiminin karşısına dikmektir. Halkların örgütlü gücünü büyütmek, birleştirmek ve faşist rejime karşı seferber etmek HDP’nin politik misyonunun gereğidir. Sorun yalnızca 31 Mart’ta sandıktan çıkacak sonuçları hesaplamak değil, 1 Nisan’dan itibaren gelişecek siyasal sürece hazırlanmak, seçimler üzerinden örgütlü gücümüzü büyüterek süreci şimdiden kazanma görüş açısına sahip olmaktır. 2019’da yaşanacak politik ve iktisadi gelişmeleri özgürlük ve demokrasi mücadelesini büyütmenin ve faşist AKP-MHP blokunu yenmenin vesilesi yapma görevi yalnızca HDP’nin değil, tüm ilerici, sosyalist, devrimci ve yurtsever öznelerin omuzlarındadır.

“Şüphesiz politik partiler temsilcisi oldukları sınıfların çıkarı gereği farklı zeminlerde ittifak yapabilir, işbirliğine gidebilirler. Dünya halklarının siyasal tarihi böylesi örneklerle doludur. Ancak içinden geçtiğimiz konjonktüre, politik öznelerin niteliğine ve konumlanışına bakıldığında CHP’yle şu ya da bu düzeyde ittifak zemininin olmadığı, dahası bunun taktik açıdan hatalı olacağı açıktır. CHP, HDP’yle en geri düzeyde bile yan yana gelmekten kaçınmış, açık bir muhataplık dahi kurmamıştır.

“Bu bağlamda sözkonusu 7 metropolde il düzeyinde aday çıkarmayarak CHP adaylarına destek verilecek olması partimizin görüş açısı ve fiili-meşru mücadeleyi geliştirerek faşist bloku alaşağı etme perspektifiyle tam bağdaşmamaktadır. HDP’nin Türkiye ve Kürdistan kentlerinde göstereceği tüm adaylar etrafında birleşerek bu mücadeleyi büyüteceğiz. HDP bayrağı altında ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle örgütlenerek halklarımızın birleşik mücadelesini geliştireceğiz. CHP adaylarının olduğu yerlerde ise bu adaylara dair dolaylı ya da dolaysız herhangi bir oy çağrısında ve çalışmasında bulunmayacağız. Kürdistan kentlerinde gaspedilen halkın belediyelerini yine HDP adaylarıyla geri alacağız. Partimizin her üyesi Kürdistan’da gaspçı sömürgeci politikaya karşı belediyeleri yeniden kazanmak, Türkiye kentlerinde ise HDP adayları etrafından birleşerek milyonları saray rejimine karşı seferber etmek için tüm enerjisi ve emeğiyle çalışacaktır.

“Bu temelde Ezilenlerin Sosyalist Partisi olarak birleşik gücümüz olan HDP’ye ve devrimci demokratik kamuoyuna sözümüzü söylemeyi devrimci sorumluluğumuzun gereği sayıyoruz.”

Direniş kazandırır

CHP’yle ittifak antifaşist mücadeleye kazandırmaz

HDP yönetimi ve halk vekilleri antifaşist ve antişovenist çizgiye sadık kalmalıdır