Faşist saray rejiminin savaş ilanı ve direniş cephesi – Metin BOTAN

Faşist saray rejiminin savaş ilanı ve direniş cephesi – Metin BOTAN

Devrim topraklarından kopartılmış Azez, Cerablus, El Bab gibi alanlar oluşturarak devrimi adım adım boğmaya neden olacak halkalar oluşturmak istiyor; bu halkaların kalıcı olması da temel hedefidir. Ancak, her zaman evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Sonuçlar, faşist Türk devletinin hayal bile edemeyeceği, bir dizi yeni gelişmeyi tetikleyebilir. Kaos ve yangın, uğruna her şeyi göze aldıkları iktidarlarını sarsabilir, alt üst oluşlar yaşanabilir. Herkes için kaos ve imkan bir arada!

17 Aralık 2018 – Kürt ulusunun elde ettiği başarı ve kazanımlar kalıcı olma yönünde ilerliyor. Rojava devrimi ile başlayan süreç Kuzey ve Doğu Suriye’ye doğru genişledi ve uluslararası alanda gittikçe meşruiyet kazanmaya başladı. Faşist sömürgeci diktatörlük, Kürt ulusunun bütün kazanımlarını yok etmek istiyor ve bundan dolayı topyekûn bir savaş yürütüyor.

Faşist diktatörlük girdabında olduğu ekonomik ve siyasi krizin etkilerini azaltmak, bunun kitlelerde yaratacağı tepki ve infiali pasifize etmek için toplumu manipüle edecek şeylere ihtiyaç duyar. Diktatörler için bunun en kolay yolu şovenizme sarılmak, ulusal güvenlik, iç ve dış düşmanlar tehdidi üzerinden kitleleri yedeklemeye çalışmaktır. Faşist saray rejimi de bunu yapıyor.

Mart ayında yapılacak yerel seçimler saray faşizminin pimini çekebilir ya da bir mayının üzerine oturturarak hareketsiz bırakabilir. Bunu öngördüğü için diktatör Tayyip Erdoğan, Rojava devrimini ve özerk yönetimini hedef alıp savaş ilan ediyor. Böylece, hem Kürtlerin kazandığı en ileri mevzii olan demokratik halkçı devrimi hedef alıyor hem de savaşı, işgalciliği seçim yatırımına dönüştürmeye çalışıyor.

Fakat bütün bunları gerçekleştirmek o kadar kolay değil. Devrimin yarattığı demokratik ve özgürlükçü bilinç Kuzey ve Doğu Suriye halkları arasında kök salmaya başlamış durumda. Toplumun her hücresi örgütlenmiş ve örgütlü hareket emektedir. Bu özgürlükler, burada yaşayan halkların binlerce evladının kanıyla kazanılmıştır. Büyük bir manevi ve moral değerdir. Ayrıca, özgürlük fikri, burada, başta kadınlar olmak üzere, tüm halklar için somuttur, gerçektir. Doğal olarak bundan sonraki süreçlerde işgalcilere karşı halklarımız bu gerçeklik ve bilinçle hareket edecek, büyük bir öz savunma ve direniş gösterecektir 13 Aralık’ta sömürgeci faşist Türk devletinin tehditlerine karşı, Rojava ve Kuzey Suriye’de öfke ve kararlılık yüklü on binlerce yurttaş alanlara çıktı ve devrimi savunacaklarını ilan etti.

Devrimin askeri gücü (DSG-YPG-YPJ ) bugün artık dünyanın kabul ettiği en savaşçı güçlerinden biridir. IŞİD gibi bir kanlı çeteyi yenmiştir. Halka dayalıdır ve özgürlük tutkusuna sahiptir. Bundan dolayı dünya halklarının ve ezilenlerin saygı ve sevgisini kazanmıştır.

Bunlarla birlikte işgalci Türk devletinin Azez, El Bab ve Efrîn saldırıları ile ele geçirdiği topraklarda işler işgalciler için hiç de iyi gitmiyor. Özellikle Efrîn’de direnişçilerin işgalcilere büyük darbeler vurduğunu görüyoruz. İşgal ettikleri topraklara kendi kokuşmuş sistemlerinden başka bir şey getirmediler. Kaos ve kargaşa altında her gün insanlık suçları işleniyor. Bu işgalci çetelerin “Fırat’ın Doğusuna” ne getireceklerini burada yaşayan halklar çok iyi biliyor.

EMPERYALİST ABD NE YAPMAK İSTİYOR?

ABD emperyalizmi ile Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’deki çelişkileri derindir. Henüz bir kopuş düzeyinde olmasa da, çelişkileri yeni gelişmelere bağlı olarak büyümektedir. ABD, İran’a dönük politikalarında kayda değer bir değişiklik yapmadığı, Türk faşist diktatörlüğü de, Rusya ve İran’la kapışmayı göze alacak kadar bir politika farklılaşmasına gitmediği sürece, bu çelişkilerin daha da derinleşeceğini öngörebiliriz. IŞİD ya da İran’ın, Suriye topraklarındaki varlığı ABD’nin bu dönemki politika ve çıkarlarına uygun değil. Bu nedenle onları bu alanda zayıflatacak dinamiklerle taktik ittifaklar yapmak zorunda. Emperyalist ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de DSG’nin dışında ittifak kurabileceği başka bir güç yoktur. Bu nedenle, DSG ile şimdilik ittifak yapmak zorundadır. Öncelikli olarak bölgede Rusya ve İran ile yaşadığı çelişkilerden dolayı buna zorunludur. Böyle bir zorunluluk onu Türkiye ile de karşı karşıya getirmektedir. Biliyoruz ki böyle bir zorunluluk olmasa emperyalist ABD Kürtler yerine NATO müttefiki olan faşist Türk devletini tercih eder.

Emperyalist ABD faşist Türk devletinin bütün bu planlarını bildiği için onunla karşı karşıya gelmeden Kürtlerle taktik ittifakını sürdürmenin arayışı içerisinde. Nitekim Kuzey ve Doğu Suriye’nin kendisi için ulusal tehdit olduğunu bıkıp usanmadan yenileyen faşist Türk devletinin beklentilerini karşılamak için emperyalist ABD Kuzey Suriye’de gözlem noktaları kurma kararı aldı ve hızlı bir biçimde uyguladı. Bu hamleyi kendisine karşı yapılmış bir adım olarak okuyan işgalci Türk devleti emperyalist ABD’yi bu kararından vazgeçirmeye çalıştı. Bunda bir karşılık bulamayınca işgal tehdidini devreye soktu.

SARAY DİKTATÖRÜNÜN ABD’DEN İCAZET ARAYIŞI

Saray diktatörü emperyalist ABD’ye sesleniyor: “Bizim ne Amerikan yönetimine ne de Suriye’deki Amerikan askerlerine yönelik bir husumetimiz bugüne kadar olmadı”. Yani, sizin askerlerinize bir taş dahi atmayız. Sizin çıkarlarınızı ve varlığınızı riske sokmayız. Trump ve ABD’ye sayısız kez had bildiren saray diktatörünün ağzından çıkan son cümleler oldukça ince işçilikle dizilmiş, alabildiğine alttan alınmış. Saray diktatörü devam ediyor: “Ülkemizin beka meselesi olarak gördüğümüz Suriye politikasındaki derin görüş ayrılıklarımızın gelecekteki daha büyük iş birliklerimizin önünde bir engel oluşturmasına izin vermemeliyiz”. Derin görüş ayrılıklarına rağmen gelecekteki birlik ve beraberliğe vurgu oldukça anlamlı. Saray diktatörü özünde aralarındaki çıkar ilişkisini hatırlatıyor ABD’ye. Diktatör haddini ve sınırını bilerek devam ediyor: “Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır. Bunun da altını özellikle çiziyorum”. Altını özellikle çizdiği nedir saray diktatörünün? Sizin çıkarlarınıza zarar verecek bir adım asla atmayacağız! ABD’den izin alınmadan atılacak bir adımın nelere yol açabileceğini kestiremiyor saray diktatörü. Bundan dolayı had bildirmekten haddini bilen konumuna hızla geçiyor bir bukalemun gibi. Saray diktatörü ABD emperyalizmini sıkıştırmak ve isteklerini kabul ettirmek için her yöntemi deniyor, her kılığa giriyor.

Erdoğan’ın öncelikli hedeflerinden birisi Minbic’ti. Burada istediğini elde edemeyince “Fırat’ın doğusunu” gündemleştirdi. Böylece, devrimi her koldan kuşatıp, dolaylı yedeklerden yararlanma politikasını geriletip devrimi zayıflatma ve boğmayı hedeflemektedir.

Emperyalist ABD ise; faşist Türk devletinin işgalcilikte ilerlemek istediğini biliyor. Şunu net olarak ifade etmek gerekir: Emperyalist ABD faşist Türk devletinin işgalciliğine cepheden falan karşı değildir. Bu gerçeği Efrîn işgalinde gördük. Aksini düşünmek ideolojik-politik saflık olur. Karşı olduğu kendi çıkarlarına zarar verecek biçimde bunu yapılmaya kalkmasıdır.

Saray diktatörü Erdoğan’ın açıklamalarından sonra Pentagon sözcülerinden Binbaşı Sean Robertson: “Suriye’nin kuzeydoğusunda özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça atılacak tek taraflı bir adım büyük bir kaygıdır ve bu tür adımları kabul edilemez addederiz” açıklamasını yaptı. İfade edileni okuyacak olursak: Tek taraflı ve kendi çıkarlarını gözetmeyen bir adım kabul edilemez bulunuyor. Onay verdiğimiz ve karşılıklı uzlaştığımız bir plan masadadır ve görüşebiliriz mesajıdır bu aynı zamanda. Diğer taraftan da gözlem noktalarının kurulması, askeri teçhizat ve silah yardımının sürmesi, askeri kuvvetlerin eğitileceği açıklaması vb. emperyalist ABD’nin özerk yönetimle taktik ittifakının bir dönem daha devam edeceğini gösteriyor; saray faşizminin panik hali biraz da bundandır.

RUSYA SÖMÜRGECİLİKTEN YANA İLERLİYOR

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov 5 Aralıkta: “ABD’nin Suriyeli Kürtlerle işbirliği yaptığı, merkezi hükümetten bağımsız bir sözde devlet yapısı kurmaya çalıştığı Fırat’ın doğusundaki durum, giderek daha kötüye gidiyor. Halihazırda, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu adını verdikleri yapı için hükümet kuruyorlar. Silah ve askeri teçhizat tedarik ederek Kürtlerin ayrılıkçı eğilimlerini pekiştiren ABD, Kürtlerin Arap kabilelerine karşı zor kullanmasına da izin veriyor” gibi bir açıklama yaptı. Buna Soçi Zirvesi sonrası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdit Fırat nehrinin doğu yakasından yükseliyor” açıklamasını da eklediğimizde, bu sözler Rusya’nın bakış açısını yansıtıyor.

Rusya, Türk devletinin ABD ile karşı karşıya gelmesini ister, ama bu sefer farklı. Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’yi işgale kalkışması bölgeyi büyük bir kaosa sürükleyebilir. Bu kaos hali hazırda Rusya ve İran olmazsa, kendini yaşatma ihtimali bulunmayan Şam rejimini ve Rusya’nın egemenlik alanlarını da kapsayabilir.

Bu süreçte en tutarsız ve zavallı konumda olan Şam yönetimidir. Kürtlerle demokratik bir tarzda onların özerk yönetimini tanıyacağı yerde Türk devletinin işgalciliğine sesiz kalmayı tercih ediyor. Şam rejimi hala sömürgecilik kodlarıyla hareket ediyor. Kürtler bir şey elde etmesin diye uğraşıyor.

TÜRK DEVLETİ NE YAPABİLİR?

Türk devleti bütün bunlara rağmen işgal girişiminde bulunabilir mi? Evet. Karşımızda gözünü karartmış bir faşist sömürgecilik var çünkü. Dolayısıyla tüm politika ve hazırlıklar bu gerçekliğe göre kurulmalıdır. Ancak, şu da bir gerçek ki, faşist Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’yi boydan boya işgal edemeyeceğini biliyor. Buna devrimin iç dinamikleri, savunma gücü, bölgede çıkar eksenli politika yapan güçler hem izin vermez hem de faşist Türk devletinin buna gücü yetmez.

Faşist Türk devleti uzunca bir süredir Arap ve Türkmen halklarının uğradığı mağduriyetten bahsediyor ve sistematik olarak bunun propagandasını yapıyor. Sadece propaganda de değil, Arapların ve Türkmenlerin yoğun olduğu Minbic, Serêkaniyê, Girê Spî, Sirîn gibi yerlerde MİT yoğun bir çalışma yürütüyor. Buralarda devrime karşı güvensizlik örgütleyebileceğini, Arap ve Türkmenleri kendisine yedekleyebileceğini düşünüyor. Bu bölgeleri devrimin zayıf karnı olarak görüyor. Harekâtı da kendine dayanak noktası olabilecek bu yerlerden başlatmak istiyor. Bu noktalar aynı zamanda özerk yönetimin kantonları arasındaki halkalardır. Türk devleti işgale kalkışırsa bu bölgelerden başlama olasılığı yüksektir. Devrim topraklarından kopartılmış Azez, Cerablus, El Bab gibi alanlar oluşturarak devrimi adım adım boğmaya neden olacak halkalar oluşturmak istiyor; bu halkaların kalıcı olması da temel hedefidir. Ancak, her zaman evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Sonuçlar, faşist Türk devletinin hayal bile edemeyeceği, bir dizi yeni gelişmeyi tetikleyebilir. Kaos ve yangın, uğruna her şeyi göze aldıkları iktidarlarını sarsabilir, alt üst oluşlar yaşanabilir. Herkes için kaos ve imkan bir arada!

ETHA