Fukuyama: Marx haklı çıktı sosyalizm geri gelmeli

Fukuyama: Marx haklı çıktı sosyalizm geri gelmeli

Fukuyama, 26 yıl önce zafer sarhoşu burjuvazinin ideolojik feneriydi, bugün burjuvazinin alarm zilidir. Korkuyor Fukuyama. İşçi sınıfına taviz verilmelidir, işçi sınıfının pazarlık gücü artırılmalıdır, durmadan büyüyen eşitsizlikle kapitalizm ayakta kalamaz, sömürünün devam edebileceği dengeler yeniden kurulmalıdır, yoksa büyük felaket yaklaşıyor: Toplumsal devrim.

ARİF ÇELEBİ

Dünya tersine döndü. Tekelci burjuva liberalizmin en pespaye temsilcileri, komünizmin yeminli düşmanları Marx’ın haklı çıktığını söylemeye başladı.

Kuşkusuz bu söylem yeni değil. 2007/2008 büyük bunalımından bu yana pek çok burjuva kalemşor Marx’ın hakkını teslim etmeye başlamıştı. Yine de bu “hakkını teslim etme hali” her zaman olduğu gibi mali-ekonomik krizin can yaktığı o sıcak dönemlerde gündeme gelmiş, işler biraz düzelir gibi görününce yine unutularak kapitalizme methiyeler düzme öne geçmişti. Fakat son bir iki yıldır Marx’ın haklı çıktığına ilişkin söylem yeniden revaçta.

Peki neden?

Bu soruyu yanıtlamaya çalışmadan önce Fukuyama’nın ne dediğine biraz bakalım.

Fukuyama kimdir sorusuna yanıt olarak kapitalizmin sosyalizm üzerindeki zaferinin ideolojik peygamberi olarak lanse edildi, dersek herhalde yanlış olmaz.

Yıkılanın zaten revizyonistleşmiş ve gerçekten artık sosyalizm olmaktan çıkmış bir sistem olduğunu ileri sürmek, bu düşünce yüzde yüz doğru olsa da durumu değiştirmiyor. Milyarlarca insan nezdinde yıkılan sistemin adı sosyalizmdi.

Fukuyama, “tarihin sonu”nu ilan eden kişidir.

“Tarihin Sonu ve Son İnsan” Kitabında şunları söylüyordu: Tanıklık etmekte olduğumuz belki de … insanlığın ideolojik evriminin son noktası ve Batı tipi liberal demokrasinin insanların nihai siyasi yönetim biçimi olarak evrenselleşmesidir.

’90’ların başında, içten içe çürümüş, adından başka sosyalistliği kalmamış olan devletlerin kendi içine çökmesini böyle yorumlamıştı Fukuyama. Marksizm, Sosyalizm, Komünizm artık tarihe karışmıştı. Yenilmişlerdi, bundan böyle hiçbir gelecekleri olmayacaktı, artık birer ölüydüler. “Batı tipi nihai demokrasi” zafer kazanmıştı, o artık “nihai”, yani sonsuza dek, yani aşılamaz bir “siyasi yönetim biçimi olarak” evrenselleşmişti. İnsan toplumunun tarihsel evrimi kapitalizmde bitmişti, bundan ötesi yoktu. Kapitalizm, insanlığın ulaşabileceği en son aşamaydı, bundan sonrası kapitalizmin mükemmelleştirilmesiydi.

1992’de yazdığı kitabın üzerinden 26 yıl geçti.

Francis Fukuyama, bugünlerde New Statesman dergisine verdiği mülakatta(1), “sosyalizm geri gelmeli” diyor.

Elbette Fukuyama’nın anladığı ya da tarif ettiği sosyalizm farklı, bunu da belirtiyor zaten.

“Sosyalizmle ne kast ettiğinize bağlı. Üretim araçlarının mülkiyeti ise –kamusal hizmetler gibi gerekliliği aşikâr bazı alanlar haricinde- işleyeceğini sanmıyorum.”

Tamam, Fukuyama gibi birinden üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini savunmasını bekleyecek değiliz. Yine de kamusal hizmetler gibi alanlarda kamusal mülkiyetin “gerekliliği aşikâr” noktasına gelmesi çok şaşırtıcı. Bütün kamusal hizmetlerin özel mülkiyete açılması, bu kurumların tasfiye edilerek özelleştirilmesi, bir başka deyişle kamu hizmetlerinin metalaştırılması emperyalist küreselleşmenin en önemli ideolojik argümanlarından biriydi. Onlara göre kamusal hizmetlerin kamusal mülkiyette kalmasını savunmak, gericilikti. Her türlü kamusal mülkiyet sosyalizmden miras kalan “totalitarizmin” kaynaklarından biriydi. Kamusal mülkiyet mutlaka yıkılmalıydı. Sağlıktan eğitime bütün kamu hizmetleri özel sermayeye devredilmeliydi.

Şimdi ne diyor Fukuyama: Kamusal hizmetlerin kamusal mülkiyet altında olması “gerekliliği aşikâr”dır. Geriye ne büyük bir adım!

Geriye birkaç adım daha. Devam ediyor Fukuyama: Eğer sosyalizmden “gelir ve servet düzeylerinde ortaya çıkan bu büyük dengesizliği gidermek amacıyla yeniden bölüşüm programlarını kastediyorsanız, evet bu geri gelebilir ve gelmeli. Reagan ve Thatcher ile başlayan, serbest piyasaların faydaları hakkında belli görüşlerin hâkim olduğu bu uzun dönemin pek çok açıdan felaket sonuçları oldu.”

Fukuyama’nın kullandığı kavramlar üzerini kalınca çizelim. Mesela, “dengesizlik” diyor. Neyin dengesizliği? “Gelir ve servet düzeylerinin.” Bugünkü kapitalizmi “dengesiz” olarak tarif ediyor, hem de öyle alelade bir dengesizlik değil, “büyük dengesiz”lik. Devam edelim. “Yeniden bölüşüm programı”ndan bahsediyor. Fukuyama’nın bir zamanlar peygamberliğini üstlendiği tekelci burjuva liberalizmi “gelir ve servet eşitsizliği piyasada dengelenir, buna devletin müdahalesi dengeyi bozar, sakın ha böyle bir müdahaleye yeltenmeyin” demiyor muydu?

Bugün ne diyor Fukuyama, “yeniden bölüşüm programı” şart çünkü piyasayı kendi haline bırakırsan yani “serbest” bırakırsan gelir ve servet düzeylerinde büyük dengesizlik doğar. O halde piyasaya müdahale edilmeli, piyasa kendi haline bırakılmamalı. Fukuyama, kapitalizmle ilgili bir başka kavram daha kullanıyor: Felaket. “Serbest piyasaların…pek çok açıdan felaket sonuçları oldu” diyor. Bunları söyleyen kişinin emperyalist küreselleşmenin en saldırgan liderlerinden olan Regan ve Bush’un hükümetlerinde çalıştığı ve yine emperyalist küreselleşmenin en saldırgan köpeklerinden Paul Wolfowitz’in akıl hocası olduğunu akılda tutalım. Dönüp geriye baktığında yalnızca “felaket sonuç” görmesi emperyalist küreselleşme kapitalizminin içine düştüğü çukuru ve onunu ideolojik peygamberinin çaresizliğini gözler önüne seriyor.

Daha bitmedi. Fukuyama, kapitalizme yönelik eleştirilerini giderek sertleştiriyor. “Toplumsal eşitlik açısından işçi sendikalarının, sıradan işçilerin pazarlık gücünün zayıflamasına, hemen her yerde yükselen oligarşik bir sınıfın hak etmediği bir siyasi güce sahip olmasına yol açtı.”

Tekelci burjuva liberalizminin peygamberi, sendikaların, işçilerin pazarlık gücünün zayıflamasından şikâyet eder hale gelmiş. Hakikaten şaşırtıcı. Neredeyse yetişkin ömrünü sendikaların ve işçilerin pazarlık gücünü nasıl zayıflatılabileceğine dair patronalara akıl üretmekle harcayan biri şimdi ortaya çıkan zayıflamadan şikayetçi. Gökten taş yağmasından daha şaşırtıcı değil mi bu? Hele bir de “her yerde yükselen oligarşik bir sınıfın hak etmediği bir siyasi güce sahip olması”ndan dert yanıyor ki tam evlere şenlik.

Ne o, Fukuyama Marksist mi oldu yoksa?

“Karl Marx’ın söylediği bazı şeylerin doğru çıktığı kesin görünüyor, Aşırı üretim krizinden bahsetmişti … işçilerin yoksullaşmasının yetersiz talebe yol açacağından.”

Fukuyama, Marx’ı böyle okuyor. Hiç de yanlış değil, deyim yerindeyse 12’den vurmasına ramak kalıyor. O “ramak” da devrim oluyor. İşçiler bu duruma müdahale edecek, birleşerek kapitalizmi yıkacak, üretim araçlarını toplumsal mülkiyet altına alarak yeni bir sistemin, komünizmin toplumsal maddi temelini kurmaya girişeceklerdir.

Fukuyama, Marx’ın söylediği ilk iki doğrunun ardından bir üçüncü doğrunun yani üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini gerçekleştirecek proletarya diktatörlüğünün kurulmasının zorunlu olduğunu bilmiyor mu?

Çok iyi biliyor. Alarm vermesinin nedeni de bu.

Fukuyama, 26 yıl önce zafer sarhoşu burjuvazinin ideolojik feneriydi, bugün burjuvazinin alarm zilidir. Korkuyor Fukuyama. İşçi sınıfına taviz verilmelidir, işçi sınıfının pazarlık gücü artırılmalıdır, durmadan büyüyen eşitsizlikle kapitalizm ayakta kalamaz, sömürünün devam edebileceği dengeler yeniden kurulmalıdır, yoksa büyük felaket yaklaşıyor: toplumsal devrim.

Fukuyama korkak, çaresiz, umutsuz ve zavallı. Burjuvaziyi uyarıyor ama dinleyen kim. 26 yıl önce bir peygamber edasıyla dolanıyordu yüksek mevkileri, şimdi sokaklarda burjuvaziye vaaz veriyor: uyanın hep birlikte yok olacağız. Zavallılığı bundan değil, kimse dinlemiyor onu. Dinlemeyecek de. Tekelci burjuvazi karını artırma derdinde, daha çok kar elde etmek için daha derin eşitsizlik yaratmaktan vazgeçmez. Vazgeçemez çünkü bu onun varlık sebebidir, bu uğurda dünya yıkılırmış umurunda değil.

Fukuyama yalnız değil. Tekelci burjuva liberaller her zamankinden daha çok Marx’a başvurmaya, ondan öğrenmeye başladı. Tekelci burjuvazinin akıl hocaları korkuyor, umutsuzluk içindeler.

Denize düşen yılana sarılır. Onların en zehirli yılanı Marx değil miydi.

Gel de neşelenme…