HDP yönetimi ve halk vekilleri antifaşist ve antişovenist çizgiye sadık kalmalıdır

HDP yönetimi ve halk vekilleri antifaşist ve antişovenist çizgiye sadık kalmalıdır

HDP, yüzünü burjuva partilere, burjuva çözümlere değil emekçilere ve ezilenlere dönmek; işçilerde, kadınlarda, gençlerde, yoksullarda burjuva çözüm beklentileri, burjuva sol tercih seçeneği değil, antifaşist, antişovenist mücadele dışında seçenek bulunmadığı bilinci yaratmak zorundadır.

9 Kasım 2018 – Atılım gazetesinin bu haftaki “Gündem” köşesinde HDP’nin burjuva sol değil de antifaşist, antişovenist mücadele çizgide mücadele etmesi gerektiği üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Atılım Gazetesi’nin Gündem yazısı şöyle:

Faşist devlet terörü, sömürgeci savaş ve yalan rejiminin şefi, Türk halkına ve ulusal toplulukların asimile olmuş, kendine yabancılaşmış kesimlerine şovenizm uyuşturucusu şırınga etmek için diktatörlüğün tüm imkânlarını seferber etmeyi sürdürüyor. En insanlık dışı duyguları canlı tutmaya, yaymaya çalışıyor. Din istismarcılığında sınır tanımıyor. Sömürücülerin, lüks içinde yaşayanların, zulmedenlerin çıkarlarını savunan politik İslamcılığı, yoksulları sarayın kulu haline getirmek, zenginlerin kölesi olmaya razı etmek için kullanıyor. İş cinayetleri ve kadın cinayetleriyle oluşan kan gölü karşısında, mezarlıkların bombalanması ve yıkılması, ölü gerilla bedenlerine işkence edilmesi karşısında hayvani bir kayıtsızlık örgütleyerek bin odalı sarayında saltanat sürmek istiyor.

Faşist politik İslamcı şefin programı nettir: Sistematik ve yoğun faşist sömürgeci zora, onun aygıtları olarak faşist saray polisine ve faşist sermaye ordusuna dayanarak, işçileri, kadınları, gençliği, Kürt halkını, Alevileri, ulusal toplulukların “aslını inkar etmeyen” kesimlerini, emekçi köylüleri, esnafları, yoksulları örgütsüz, iradesiz, çaresiz, umutsuz kılmak. Özgürlük, adalet, halklara ve cinsiyetlere eşitlik talep ve mücadelesini kanla, kelepçeyle, zindanla önlemek, hatta yok etmek. Aynı zeminde, kapitalist sömürünün ve emperyalist küreselleşme politikalarının hiçbir engelle karşılaşmaksızın sürmesini sağlamak, inkarcı-sömürgeci tekçi devlet yapısını ve politik İslamcı gömlekli faşist diktatörlüğü ayakta tutmak ve tahkim etmek.

Şu halde işçi sınıfı ve ezilenler için de durum nettir: Ya faşizme ve sömürgeciliğe karşı dişe diş bir mücadeleye girişilecek, bu zorlu dönemin fedakârlık ve cesareti geliştirilecek ya da hayvanilikte ve onursuzlukta sınır tanımayan bir yaşama mahkum olunacak. Böyle bir yol kavşağına girildiği içindir ki, demokratik veya ekonomik haklar ve politik özgürlük mücadelesi daha ağır bedeller gerektirmekte, toplumun yeni ve giderek genişleyen kesimleri düşünceleri, inançları, ekonomik-demokratik-akademik talepleri veya yaşam tarzları nedeniyle bedel ödemektedir.

Bu koşullarda, emekçilerin ve ezilenlerin birleşik demokratik cephesi olarak HDP’deki kimi önemli yalpalamalar dikkate değerdir. Böyle bir süreçte, AKP’ye, “barış ve müzakere dönemine dönüş” çağrısında bulunulması, kimi büyük kentlerde AKP-CHP kayıkçı kavgası etrafında saflaşmanın yüksek politika olarak gündemleştirilmesi bunun belirgin örnekleridir.

Karadeniz’den Botan’a dağların özgürlük savaşçıları için birer toplu mezarlığa, İstanbul’dan Hakkari’ye kentlerin birer hapishaneye, birer onur kırma merkezine dönüştürülmeye çalışıldığı, ormanların yakılıp mezarlıkların bombalandığı, Rojava ve Kuzey Suriye işgalciliğini genişletme planlarının tekrar tekrar açıklandığı, Güney Kürdistan’a işgalci sömürgeci saldırının sürdüğü, 80 yaşını aşkın ağır hasta politik tutsakların zindanda tutulduğu koşullarda, faşist şefe ve partisine, “barış ve müzakere dönemine dönüş” çağrısında bulunmak, bu zehirli sözleri söyleyebilmek için, en hafif ifadeyle gerçeklerle bağını iyice koparmış olmak gerekir. Bu, en elverişsiz koşullar altında HDP’ye önemli bir temsiliyet gücü kazandırmış ezilenlerin ve yoksulların özlemlerine, o özlemlerin bugün HDP yönetiminin önüne koyduğu görevlere sırtını dönmektir. Bu sözlerden ötürü halklarımıza bir açıklamada bulunma sorumluluğu tüm canlılığını korumaktadır.

HDP içindeki bazı kesimlerin ve bireylerin, yerel seçim taktiğinin akılcılık kazanması için, İstanbul, Ankara gibi kentlerde belediyelerin AKP’den CHP’ye aktarılmasını kapsaması gerektiğini savunduğunu herkes duydu veya anladı. Bu görüşe göre, faşist şeflik rejimi ayakta kalmak için belediye kurumlarına dayanmak zorundadır, belediyelerden geriletilmelidir vb.

Keskin bir saflaşmanın yaşandığı, HDP’nin çalışmalarının zorbalık ve yasaklarla sımsıkı kuşatıldığı, seçim hileleri için kanunlar çıkarıldığı son genel seçimlerde, halklarımız burjuva solla emekçi sol arasındaki oy oranını yüzde 10’a indirmiş, CHP’ye umutla değil sosyal-şovenizmin büyük etken olduğu çaresizlikten ötürü ve CHP’den kopuşunu cesaretlendirecek tipte bir güvenle buluşamadığı için destek verdiğini aşikar etmişken, kitlelerin karşısına büyüyen ve gelişen bir alternatif olarak değil de burjuva solun alternatifi olma kararlılığı sergileyemeyen bir parti olarak çıkmak, en hafif ifadeyle HDP’nin varoluş nedeninden uzaklaşmaktır. Dönemin HDP eş genel başkanlarının, halk vekillerinin tutuklanmalarında, sömürgeci savaş tezkerelerinde, işgal saldırılarında saray rejiminin suç ortağı olan, yerel ve genel seçimlerde ırkçı faşist kişiler ve partilerle ittifak çizgisinden sapmayan, tutarlı antifaşist, antişovenist bir temsilcinin bağımsız adaylığını desteklemeyeceğine şüphe bulunmayan CHP’ye belediye kazandırmak; demokratik hak ve özgürlükler mücadelesine, ezilenlerin ve emekçilerin demokratik bilincinin gelişimine, faşizme ve şovenizme karşı mücadelenin büyütülmesine nasıl bir katkı sağlayacak acaba?

HDP, yüzünü burjuva partilere, burjuva çözümlere değil emekçilere ve ezilenlere dönmek; işçilerde, kadınlarda, gençlerde, yoksullarda burjuva çözüm beklentileri, burjuva sol tercih seçeneği değil, antifaşist, antişovenist mücadele dışında seçenek bulunmadığı bilinci yaratmak zorundadır. Eski eş genel başkanlarının, eş belediye başkan ve çalışanlarının tutsaklığının, üçüncü hava limanı işçilerinin esaretinin, kayyum işgalinin son bulması, ekonomik-mali krize bağlı saldırılara karşı direnen işçilerin başarı kazanması için mücadeleye öncülük etme, kitle seferberliği örgütleme sorumluluğunu yerine getirmelidir. Eşbaşkanlardan il başkanlarına, yürütme kurulu üyelerinden halk vekillerine değin HDP kadroları böyle bir görevle yüz yüzeler. Ezilen sınıf ve kesimlerden, faklı dil ve inançlardan oluşan emekçi sol güce dayanmak, onu büyütmek, HDP’yi kitlelerin yeni bölükleri için birleşme ve mücadele merkezi olarak geliştirmek sorumluluğu taşıyanların, o kitlelerden daha cesur, daha kararlı, daha fedakâr, daha öngörülü olmak zorunda oldukları tartışma gerektirmiyor.

Dönem; ekonomik-mali kriz koşullarında işçilerin, emekçilerin, yoksulların artacak, yeni kesimlere yayılacak memnuniyetsizliğini ve öfkesini faşist politik İslamcı şeflik rejimine yöneltme, burjuva partilerden kopuşu hızlandırma, halklarımızın kanlı düşmanı AKP’ye, onun suç ortağı CHP’ye, ırkçı, faşist, gerici partilere karşı antifaşist, antişovenist seçeneği büyütme, yeni alanlara yayma dönemidir. Taktiğini parlamentarist çerçeveye hapsetmek, boş hayaller yaymak, fiili meşru mücadelede öncü sorumluluklarına gözlerini kapamak, bu görev ve imkânı mahvetmekten başka bir sonuç vermez.