Hukuk Profesörü Sassòli: Türk devleti savaş suçları işledi

Hukuk Profesörü Sassòli: Türk devleti savaş suçları işledi

Hukuk Profesörü ve Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde gönüllü danışmanlık yapan Marco Sassòli, Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da ciddi savaş suçları işlediğini ve uluslararası mahkemelerde yargılama konusu olabileceğini belirtti.

Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü Marco Sassòli, aynı zamanda Cenevre Uluslararası İnsani Hukuk ve İnsan Hakları Akademisi Direktörlüğünü görevini yürütüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı’nın uluslararası insani hukuk alanındaki gönüllü danışmanlığını da yapan Sassòli, ANF’nin sorularını yanıtladı.

TEMEL SORUMLU SURİYE REJİMİ

Suriye’de 2011’den başlayıp günümüze kadar devam eden ve 500 binden fazla insanın ölümüyle sonuçlanan bir iç savaş var. Bu yaşananların temel sorumluları kimler ve uluslararası toplumun sorumluluğu neydi?

Birinci sorumluluğun Suriye rejiminde olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra bugün içinden çıkması zor bir savaşa taraf olan veya katılan birçok kesimin ve devletin sorumluluğundadır. Aynı zamanda Arap Baharı sürecinde toplumların değişim isteğinden yararlanarak, ortaya çıkan İslami ve cihadist örgütlerin de sorumluluğunu hesaba katmak gerekir.

Kimin sorumluluğunda olduğunu söylemek kolay ama ne yazık ki hâlâ bunu sorgulayacak o aşamaya gelmiş değiliz.

BM NEDEN BAŞARISIZ OLDU?

Birleşmiş Milletler’in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Cenevre görüşmelerini de göz önüne alırsak BM’nin Suriye’deki rolü bir yenilgiden ibarettir diyebilir miyiz?

Evet, diyebiliriz. Ama neden BM rol oynayamadı, onu da görmek gerekir. BM daimi üyesi devletler en önemlisi BM Güvenlik Konseyi üyesi güçler, BM’nin bu savaşta diğer savaşlarda oynadığı rolü oynamasını istemedi. BM Güvenlik Konseyi, alacağı bazı kararlarla BM’nin etkin bir rol oynamasını sağlayabilirdi ama bunu yapmadı, BM’nin rolünü önüne geçti.

Nasıl?

Güvenlik Konseyi üyesi Rusya, Suriye rejimini destekledi ve Konsey’de rejime karşı alınacak kararların karşısında durdu. Bu da rejimin muhalefetle anlaşmasının önüne geçti, aynı zamanda bu destek rejimin askeri olarak muhalefet karşısında zaman kazanmasının yolunu açtı. Bunun yanı sıra birçok devletin siyasetinin de BM’nin rol oynamasına engel olduğunu söyleyebiliriz.

TÜRKİYE SİSTEMATİK OLARAK HUKUK İHLALİNDE BULUNUYOR

Daha önceki birçok yazınızda Suriye’de uluslararası insancıl hukukun ihlal edildiğini yazmıştınız. Bu ihlali kimler veya hangi güçler yapıyor?

Öncelikle Suriye’de uluslararası hukukun ihlalinde bölgedeki bütün güçlerin sorumluğu var, diyebiliriz. Ama benim düşünceme göre bunlar arasında bir ayrım yapmak gerekir. Bu ayrım, kim daha çok veya az bu ihlali yaptı şeklinde olmalı. En büyük ihlali yapan kesinlikle DAİŞ’tir. Çünkü onların anlayışı zaten şiddeti kutsuyordu veya şiddet üzerine kuruluydu. Daha sonra Esad rejimi geliyor, bunu da birçok yerde gördük, ama rejim bunu gizliyor ve kabul etmiyor. Yine birçok muhalif grup özellikle cihatçı veya İslami gruplar, bu suçu işledi. Rusya’nın bazı yerleri bombalaması bu ihlal kapsamındadır. Yine Türklerin bir taraftan suç işleyen grupları desteklemesi diğer taraftan birçok bölgede asker bulundurması, uluslararası hukukun ihlalinin göstergesidir. Yine Türkler bazı noktaları işgal etti. Bunlar sistematik olarak uluslararası hukukun ihlali kapsamındadır.

Türkiye’nin de arasında bulunduğu birçok devlet bugün Suriye topraklarında savaşın bir parçası halinde. Bunu nasıl ele alıyorsunuz?

Öncelikle şunu belirteyim, Suriye rejiminin izni olmadan ve Suriye topraklarında bulunmak tamamen uluslararası hukukun açıktan ihlalidir. Bu anlamda Türkiye’nin Suriye’deki varlığı bir uluslararası hukuk ihlalidir. Rusya ve İran rejimin talebiyle Suriye’de, diğer güçler DAİŞ’e karşı mücadele altında orada ama Türkiye’nin varlığı başka bir durum.

BM GÜVENLİK KONSEYİ TIKANMIŞ DURUMDA

Peki, buna karşı neden bir sessizlik var?

Evet, doğru. Ama bakın bu konuda BM Güvenlik Konseyi bloke olmuş durumda. Hiçbir şey yapamıyor. Çünkü her defasında karşı bir durum yaşanıyor. Cenevre, Astana ve Soçi süreçleri, Suriye’de yaşanan bir değişim sürecinin bir sonucudur.

Burada Türkiye ve İran büyük rol oynuyor. Türkiye hâlâ tek güç olarak rejime karşı bir politika içerisinde ve rejime karşı olanları destekliyor. Türkiye ikili bir rol oynuyor, bir taraftan çıkarları gereği rejime karşı bir politika içerisinde diğer taraftan rejim destekçisi Rusya ve İran ile hareket ediyor. Rusya’nın BM Güvenlik Konseyindeki tutumu bazı şeyleri erteliyor.

SAVAŞ SUÇLARI VE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR

Bu savaş sürecince çok defa savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardan bahsedildi. Özellikle bundaki sorumluluk sadece Esad rejimindeymiş gibi bir tartışma var, gerçekten öyle mi?

Hayır, bu suçları sadece rejim işledi diyemeyiz tabii ki. Burada da birçok kesimin sorumluluğundan bahsedebiliriz. Bu suçların açığa çıkarılmasında her devletin uluslararası yetkinliği var. Suriye topraklarında bulunan her devlet burada savaş suçu işleyen kesimleri veya insanları ortaya çıkarmakla yükümlüdür.

Almanya, Fransa ve İsveç gibi ülkelerde Suriye topraklarında insanlık karşı suç işlediğinden dolayı bazı kişiler hakkında açılmış davalar olduğundan haberim var. Bu insanlar, daha çok DAİŞ içerisinde veya cihatçı örgütler içerisinde yer alan insanlar.

Ama bugüne kadar, herhangi bir Türk askerine yönelik Suriye’de savaş suçu veya insanlığa karşı suç işlediğinden dolayı bir soruşturma açıldığını görmedik.

Türkiye, Suriye’deki kendi askerlerinin yaptıklarından ve destekledikleri gruplarından yaptıklarından sorumludur. Yine kontrol altında tuttuğu bölgelerde yaşananlardan sorumludur.

EFRÎN İŞGALİ ULUSLARARASI HUKUKUN İHLALİ

Türkiye’nin Efrîn işgalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir yerin işgal edilmesi uluslararası hukukun ihlalidir ama bir savaş suçu değildir. Ama önemli olan bu işgal sürecinde nasıl hareket edildiğidir. Benim bu işgali sadece basından takip etme şansım oldu. Bu süreçte işgal hukukuna uyulup uyulmadığını bilmiyorum, önemli olan bu noktadır. İşgal sürecinde yerel halka, yerel mevzuatlara saygı gösterilip gösterilmediğidir. Diğer önemli bir husus ise işgalden sonra o bölgenin uluslararası insancıl hukuka uygun yönetilip yönetilmediği sorusudur.

Eğer işgal sürecinde bombardıman varsa orada da bunun askeri hedeflere mi yoksa sivil hedeflere karşı olup olmadığıdır.

EFRÎN İŞGALİ UCM’YE TAŞINMALI

Efrîn işgali sürecinde Türk devletinin bombardımanları sonucu sivil kayıpların da yaşandığına tanıklık ettik…

Biliyorsunuz uluslararası alanda insanlığa karşı suç işleyenleri yargılayan bir kurum (UCM) var. Kürtler bu yaşananları belgeleriyle buraya taşımalı ve onların harekete geçirilmesini öneririm. Bu kurum bugün bir soruşturma başlatmayabilir çünkü Türkiye UCM’nin şartlarını kabul etmemiş. Ama bilgi toplar ve bilgiler sunulursa günü geldiğinde devletler bu bilgiler ışığında bu kurumu bu işleyenlere karşı harekete geçirebilir.

Türkiye UCM’de yargılanabilir mi diyorsunuz?

Türkiye değil, ama insanlığa karşı suçlar ve savaş suçu işleyen Türk askerleri hakkında soruşturma başlatılabilir, uluslararası insancıl hukuku çiğnediğinden dolayı.

İŞGALİ YÖNETEN SORUMLUDUR

Peki, Türk devletinin yönetici konumunda olan Erdoğan’ın buradaki sorumluluğu nasıl ele alınabilir?

Erdoğan işgalin emrini vermiş olabilir, doğrudur, uluslararası ceza hukukunda bir yerin işgali insanlığa karşı suç veya savaş suçu kapsamında sayılmıyor. Ama bu işgal sürecinde nasıl davranıldığı önemlidir. Burada da sorumluluk o işgali yöneten ve işgalde yer alan askerin sorumluluğundadır.

Uluslararası hukuk açısından emri verenler de sorumludur ama ceza hukuku açısından suçu işleyen bireyler sorumludur. Emri verenler hakkında da soruşturma başlatılabilir ama onun o emri verdiğinin ispatı gerekir. Örneğin bir devlet başkanı işgal emri verebilir ama askere işgal ettiği yerlerde sivillere ve kadınlara karşı kullanılması gerektiği veya diğer ihlallerin emrini verdiğinin ispatı gerekir. Bunu ispatlamak çok zordur çünkü genelde buna ilişkin tanıklar bırakmıyorlar. Emri verenlerin tanık bırakılma durumuna Nazi Almanya’sında rastladık. Yahudilere yönelik yapılan katliamın yetkililerin emriyle yapıldığına yönelik tanıklar vardı.

Yani demek istediğim emri verenler olsa da doğrudan sorumlu olmuyor ama yapılan ihlallerin verilen emir kapsamında olduğunu ortaya koyacak güçlü belgeler ve tanıklar olmalı ki arada bir bağın kurulması için. O zaman o kişiler de yargılanabilir.

SURİYE VE TÜRKİYE UCM’Yİ KABUL ETMİYOR

Suriye’de savaş ve insanlığa karşı suç işleyenlerin yargılanmasına tanıklık edecek miyiz?

Sorun orada zaten. Ne Türkiye ne de Suriye uluslararası ceza mahkemesinin şartlarını kabul etmiyor. Onun doğrudan bir yargılanma sorunu var. Ancak, başka devletler uluslararası hukukun verdiği yetkileri kullanarak UCM’yi bu noktada harekete geçirebilir veya o suçu işleyen insanlar hakkında soruşturma başlatabilir

Ama ne yazık ki; bunu yapabilecek söz konusu devletler şimdilik kendi çıkarlarını esas alıyor ve bu sorumluluktan kaçıyor. Hiçbir devlet ve hükümet bu yetkiyi kendi savcılarına vermiyor.

Örneğin, şüpheli kişiler herhangi bir amaçla Avrupa’da olduğu zaman yapılacak bir şikâyet halinde harekete geçilebilir. Burada da o kişi hakkında bu suçu işlediğine yönelik deliller olmalı. Bu suçları işleyen insanların bazıları sonradan gelip Avrupa’da iltica edebiliyor. Bu kişilere karşı da harekete geçilebilir. Dediğim gibi suçu işleyen kişinin yargılanması için kişinin suçu işlediği topraklardaki kurumlarla ve onu yargılayacak mekanizma arasında bir ilişki olmalıdır delillerin varlığı için.

BM İLERİDE SAVAŞ SUÇLARI İŞLEYENLER İÇİN KARAR ÇIKARABİLİR

BM Güvenlik Konseyi, Suriye’de yaşananlar için UCM’yi bu noktada harekete geçirebilir mi?

Evet, ama BMGK Çin ve Rusya’nın tutumu nedeniyle bloke olmuş durumda. Yine ABD Türkiye’ye karşı doğrudan böyle bir tutum alma riskine girmek istemiyor şu anda.

En önemlisi uluslararası bir hükümetin varlığının olmaması. Diğer bir sorun ise her devletin uluslararası hukuk yetkilerini kendisi açısından kullanıyor olması.

Ama BM Güvenlik Konseyi ileride Suriye’de Türklerin de arasında olduğu savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleyenlerin UCM’de yargılanması için bir karar çıkartabilir. Bunun örneğini Libya’da gördük.

CİZRE-SUR’DA YAŞANANLAR ULUSLARARASI MAHKEMELERDE YARGILANABİLİR

Kuzey Kürdistan kentlerinde yaşanan olayları da takip ettiğinizi biliyorum, peki Cizre, Sur ve Nusaybin gibi kentlerde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana göre o bölgede yaşananlardan kaynaklı uluslararası mahkemelerde bir soruşturma başlatılabilir ve sorumlular yargılanabilir. Bildiğim kadarıyla o dönem ciddi savaş suçları işlendi. Şehirler tamamen yıkıldı ve sivil ölümler yaşandı, yerinden edilmeler oldu. Bunlar bir savaş suçu kapsamındadır. Orada yaşananlar insanlığa karşı işlenmiş ve savaş suçları kapsamındadır.

Marco Sassòli kimdir?

Mevcut durumda Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocalarından olan Prof. Marco Sassòli, Cenevre Uluslararası İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Akademisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Prof. Marco Sassòli aynı zamanda, Uluslararası Hukukçular Komisyonu alternatif Yürütme Konseyi üyesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığında uluslararası insani hukuk konusunda gönüllü danışmanlık görevini de yürütüyor.

Prof. Marco Sassòli, 2001-2003 yılları arasında Kanada Québec Montreal Üniversitesinde uluslararası hukuk alanın da doçentlik görevi yürüttü.

Prof. Marco Sassòli, aynı zamanda 13 yıl boyunca Uluslararası Kızılhaç Örgütü (ICRC) adına önemli görevlerde Suriye, Ürdün ve Yugoslavya’da faaliyetler yürüttü.

Yarın:Rojava ve Kuzey Suriye’deki esir DAİŞ’lilerin yargılanması için Rojava’da bir uluslararası mahkemenin kurulması mümkün mü? Rojava’nın statüsünün tanınması uluslararası hukuk nezdinde mümkün mü? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit hukuksal açıdan nasıl ele alınır?

(ANF)