İGİF’ten işçi toplantısı

işçi toplantısı_igf

Zürih (14.12.2014)-AvEG-Kon ‘a bağlı İGİF 14 Aralık günü gerçekleştirdiği işçi toplantısıyla İsviçre’deki sınıf çalışmasında sorunları tartıştı, yeni yönelimler belirledi. Kendisine bağlı Zürih Eğitim ve Kültür Merkezinin lokalinde gerçekleşen ve yaklaşık 40 kişinin katıldığı etkinlikte uzun zamandır eksik bırakılan işçi çalışmasının önemine dikkat çekilerek yeni dönemin yönelimleri ifade edildi.

İsviçre’deki işçi sınıfının durumu, sorunları ve talepleri konulu bir tebliğin sunulduğu toplantıda, aynı zamanda İsviçre’de ki işçi sınıfının mücadelesinin tarihine ilişkin bir dosya da sunuldu.

Tebliğde Avrupa’da sermayenin saldırılarının dünden daha da arttığını, sosyal kesintilerin , kemer sıkma politikaların hemen hemen her ülkede devreye sokulduğu, işçi ücretlerin giderek düşürüldüğü, işsizliğin devasa boyuta ulaştığı, yoksulluk ve açlığın nüfusun önemli bir kesimi etkilediğine tanıklık edildiği vurgulandı. İsviçrede işçi ve emekçilerin temel sorunlarına dikkat çekilen tebliğde aynı zamanda veriler de sunularak tartışmaların önü açıldı.

Canlı tartışmalara sahne olan toplantıda birde anket soruları hazırlayan İGİF, gelecek süreçte çalışmaları hangi zeminde yürütüeceğini anlamaya çalıştı. İşçilerin kendi işkollarındaki sorunlarını anlattığı toplantıda komisyon oluşturmak için kendilerini önerenlerin gelecek sürece ilişkin görevleride tartışıldı. Uzun zamandır ilgisiz kalan işçi çalışmasının geliştirilmesi bakımından önemli bir adım olan toplantıya AvEG-Kon Eş başkanı Baki Selçuk’da katılarak bir konuşma yaptı. Bulunduğumuz ülkede sınıf mücadelesine katılımının önemine dikat çeken Selçuk bu toplantının önemli bir rol oynayacağına dikkat çekti.

 

Toplantıda Sunulan Tebliğ:

Sınıf Çalışmasında Bir Adım!

Kapitalizme Karşı Sınıf Mücadelesinde Yer Alalım!

 

Kapitalizmin krizinin devam ettiği, krizin yükünün işçi ve emekçilere yüklendiği, işsizlik ve yoksulluğun arttığı bir süreçten geçmekteyiz.

Ekonomik krizin faturasını ödemek istemeyen işçi ve emekçiler, çeşitli mücadele biçimleri ile kapitalizme karşı mücadele ediyorlar. Almanya’da, İngiltere’de, Yunanistan’da, İspanya’da, İtalya’da işçi ve emekçilerin direnişleri ve grevleri yürünecek yolu gösteriyor. Madrid-Paris–Brüksel hattında yürüyen Öfkeliler, Avrupa işçi sınıfını mücadeleye çağırıyor. Brüksel de Ford işçileri başta gelmek üzere Almanya’da toplu taşıma da işçiler ve emekçiler gelecek dönemin mücadelesine önemli katkılar sunuyorlar.

 Ancak bu eylemlerin çoğu sendikal bürokrasinin engelinden dolayı başarıyaulaşamıyor. Öncü işçiler sınıfın mücadelesini geliştirmede sendikal bürokrasinin engeli ile karşılaşıyorlar. Politik yapılar işçi sınıfı içinde güç olamıyor. Bugün Avrupa’da gelişen işçi eylemleri büyük oranda kendiliğindenci bir tarzda ortaya çıkıyor. Sınıfın lokal eylemlilikleri güçlü bir sınıf dayanışmasından yoksun olduğu için kısa vadede sönümleniyor.

Avrupa çalışmamızı değerlendirirken, buranın sınıf mücadelesinde bir cephe olduğu görüş açısı bizi yönlendirmektedir. Bu politikamız gereği elbette buradaki sınıf mücadelesinin sorunları, sosyalist olmanın gereği olarak kapitalizme karşı mücadelenin enternasyonal bir görev olduğu bilinci bugün çalışmamızı yönlendiren temel yaklaşım olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyoruz.

Biz sosyalistler emek sermaye çelişkisinin kapitalizmin doğal bir sonucu olarak değerlendirirken, buna karşı mücadeleninde her alanda büyütülmesi gerektiğini bilmekteyiz. 

Bugün Avrupa’da sermayenin saldırılarının dünden daha da arttığını, sosyal kesintilerin , kemer sıkma politikaların hemen hemen her ülkede devreye sokulduğu, işçi ücretlerin giderek düşürüldüğü, işsizliğin devasa boyuta ulaştığı, yoksulluk ve açlığın nüfusun önemli bir kesimi etkilediğine tanık olmaktayız.

Sosyal, siyasal ve ekonomik hak gaspların giderek arttığı bu dönemde, bu saldırılardan en fazla etkilenenlerin göçmenlerin, kadın ve gençliğin olduğunu belirtmek istiyoruz.

AB genelinde işsizliğin 26 milyon , bunların 7.5 milyonunu 15-24 yaş grubundaki gençlerin oluşturması bu gerçeği bir kez daha açığa çıkarmaktadır.

 Bugün Avrupa’da 80 milyon “yoksul” var. AB’nin 503 milyonluk nüfusunun 120 milyonu ya yoksulluk içinde yaşıyor ya da sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya.

Tüm bu gelişmelerden belli bir ‘refah’ düzeyine sahip İsviçre önümüzdeki süreçte etkileneceği muhakkaktır. Yani işçi hareketinin en zayıf alanlarından biri olan İsviçre’de sermayenin toplu iş sözleşmesi başta gelmek üzere iş koşullarının giderek ağırlaştırması, ücretlerin düşürülmesi, ECOPOP vb yasalarla saldırılarını arttırma çabaları, sınıf mücadelesinin giderek keskinleşeceğinin de emarelerini vermektedir.

Bugün gençliğin meslek eğitimlerinde yaşanan yoğun sömürüsü, kadınların eşitsiz iş koşulları ve ücretleri, işyerlerinde yaşanan ağırlaştırılmış iş koşulları, uzun çalışma koşulları, tuvalet ihtiyacını dahi karşılayamayacak kadar ağır koşullar, bir kısım sosyal ve ekonomik hak gaspları, sendikal haklardan yoksunluk İsviçre’de sınıfın temel sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır.

 Özellikle küçük işletmelerde çalıştırılan göçmenlerin düşük ücretlerle çalıştırılması, sendikasızlaştırma, ırkçı ve ayrımcı uygulamalarla sömürünün arttırılması önemli bir boyuta ulaşmıştır.

Özellikle SVP gibi gerici partilerin kara probagandalarından biri olan işsizliğin kaynağının göçmenler olduğu, işsizlik oranının göçmenleri içerisinde daha fazla olduğu nun bir aldatmaca olduğu UNİA tarafından yapılan açıklamalarda ve istatistiklerde açıkça görülmektedir. Göçmenlerin çalışan kesimleri içinde önde olduğu resmi istatistiklerde ortaya çıkmaktadır. Başta hizmet sektörü olmak üzere, inşaat, gastronomi vb ağır işkoşullarında göçmenlerin çalıştığı resmi verilerde ortaya konulmaktadır.

Ancak bugün gerici partilerin iddiaların aksine göçmenlerin emek sürecine bu düzeyde kitlesel katılmaları bizimde görevlerimize işaret etmektedir. Özellikle Türkiye ve Kürdistanlı göçmen işçi ve emekçilerin de bu sürecin parçası olmaları gerek ülke devrimimize dolaylı ve dolaysız dayanışmanın büyütülmesi bakımından gerekse de bulundukları ülkede sınıf kardeşleriyle birlikte kapitalizme karşı mücadelenin geliştirilmesi açısından önemli görevlerimizi hatırlatmaktadır.

Bugün bulunduğumuz ülkede kapitalizme karşı sosyalizm probagandasını yapmak, işçiler arasında ikna ve inandırma, onları siyasallaştırarak mücadeleye sevk etme görevimizin ağırlığını daha fazla hissetmek durumundayız.  İşte bu nedenle sınıf çalışmasının bizim politik çalışmamızın temel bir sorunu olduğunu ve örgütsel çalışmamızın merkezine de bunu koymamızın önemi daha da artmıştır.

İsviçrede kapitalist saldırganlığa karşı sosyalizm bilincini en geniş işçi sınıfı ve emekçiler arasında yaymak görevinin en başta bizlerin omzunda olduğunun altını çizmek istiyoruz.

Bu bakımdan işyerlerinde temsilciliklerde, sdevlet sendikacılığına karşı sınıf sendikacılığını, grevler ve direnişlere katılmaktan örgütlemeye kadar bir dizi sorunların mücadelesinde bizlerin özne olması kaçınılmaz olduğu açıktır.

Bu amaçla burada yaptığımız tartışmalarda bulunduğumuz işkollarında sorunlarımızı açığa çıkarmak, somut görevler belirlemek ve gelişim planları oluşturmak sınıf çalışmasında mütevazi adımlar olacağını belirtmek gerekiyor.

 Siyasal olarak etkilediğimiz kitlemizi sınıf mücadelesinin sorunlarına ilgili kılmak, onları bulundukları işkollarında örgütlemek, sendikal mücadeleye sevk etmek görevimizin olduğunu, anti kapitalist bilincin yaygınlaştırılmasının temel görevimiz olduğunu bir kez daha ifade etmek gerekmektedir.

İşte bu çalışmamızda örgütlülüğün ilk adımının burada çıkması, bir komisyon etrafında çalışmalarımızı yönetmenin önemli bir adım olacağını düşünüyoruz. Bu bakımdan  her bir yoldaşın yapacağı önemli katkılarla birlikte bu çalışmanın öznesi olarak da kendilerine rol biçmesi anlamlı olacaktır.

 

Bazı veriler:

  • İsviçre`de sendika üyesi işçilerin %55`i göçmenlerden oluşmaktadır, ancak bu oranın içindeki Türkiye/kürdistanlı sendikalı işçi oranı ise sadece %3 civarındadır.
  • Sendikalar Birliği Kongresinde tartışmalarda İsviçre’de çalışanların en büyük sorunları; ücret baskısı, işyerinde daha fazla stres ve iş güvencesinden yoksunluk olduğuna dikkat çekildi.
  • Ayrıca İsviçre’nin giderek kendi içine kapanması ile bu durumun artacağına da vurgu yapıldı. Bu doğrultuda atılacak ilk adımın toplu iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılması ile çalışanlara güvence sağlamak olduğu sık sık dile getirildi.
  • Hastalık sigortası primlerinin ev bütçeleri için giderek daha büyük yük haline geldiğini belirten delegeler, prim giderlerinin aile bütçesinin %10′ nu ile sınırlandırılması, bunun için hükümetin prim desteklerini yılda 2 milyar Frank’a çıkarılması gibi somut önerileri de kongre gündemine getirdiler. Benzer şekilde hastalık sigortası primlerinin, gelire bağlı olarak tespit edilmesi diğer bir öneri oldu.
  • Göçmenlere sınırlama getiren önerilerin tehlikelerine dikkat çeken sendika yöneticileriyse, göçmen işçilerin haklarını koruyacak yeni önlemler alınması ve Avrupa Birliği ile yapılan ikili anlaşmaların gereklerinin yerine getirilmesini istediler. Buna bağlı olarak bu ayın sonunda yapılacak Ecopop oylamasının önemine de vurgu yapıldı. Bu önerinin kabul edilmesi, çalışanlar açısından önemli hak kayıplarına neden olabilecek.