İktidara giden yolun başı: Kanlı Pazar – Aydın AKYÜZ

İktidara giden yolun başı: Kanlı Pazar – Aydın AKYÜZ

Bugün iktidarda sahte ABD karşıtı nutuklar çeken siyasi aktörler, o gün 6. Filo’yu protesto eden gerçek antiemperyalistlere saldıran MTTB ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin üye ve yöneticileriydiler. Önceki dönem AKP’li meclis başkanı İsmail Kahraman, MTTB başkanıydı. Saray rejiminin şefi, MTTB’nin orta öğrenim bölümünde görevliydi. Abdullah Gül o dönem devrimci gençlerin astığı “Faşistler okula giremez” afişindeki listede ismi bulunanlardandı.

15 Şubat 2019 – 16 Şubat 1969’da kontrgerillanın, yükselen devrimci ve antiemperyalist mücadeleyi ezmek için tertiplediği Kanlı Pazar katliamının üzerinden 50 yıl geçti. Bu katliama tarihsel ve güncel önem kazandıran şey ’68’den günümüze kadar kesintisiz biçimde devam eden devrimci mücadele döneminin ilk katliamı olmasıdır. Doğrudan kontra çeteleri ve kolluk güçlerinin yanı sıra sivil faşist ve şeriatçılar eliyle katliamlar günümüze kadar kesintisiz biçimde sürdürüldü. Daha da vahimi, Kanlı Pazar’ın failleri bugün politik İslamcı iktidarın öne çıkan siyasi figürleri haline gelmiş olmasıdır.

ANTİEMPERYALİST DİRENİŞ VE KATLİAM

Tarihe Dolmabahçe Direnişi olarak geçen, ’68 Temmuzunda 6. Filo’yu protesto eden antiemperyalist devrimci gençlere devletin tepkisi gözaltı, tutuklama, öğrenci yurtlarını basıp onlarcasını yaralama ve Vedat Demircioğlu’nu pencereden atarak öldürmek oldu. Demircioğlu’nun öldürülmesini ve gözaltı-tutuklamaları prostesto eylemlerine saldıran polis, Atalay Savaş’ın ölümüne sebep olur. Bütün bu saldırı, ezme ve sindirme çabaları sonuç vermez, devrimci gençliğin mücadele kararlılığını daha da biler.

1969 başında 6. Filo’nun tekrar İstanbul’a doğru yola çıkması üzerine FKF, DÖB, İTÜ ÖB’nin de içinde olduğu gençlik örgütleri, işçi sendikaları, meslek kuruluşları ve sosyalizm iddialı gruplardan oluşan 76 örgüt, ’68 Temmuzunda olduğu gibi antiemperyalist eylemler için bir araya gelir. 6. Filo’nun daha İstanbul’a varmadan kampanya biçiminde ajitasyon-progapanda faaliyetine ve yerel biçimlerde prostesto eylemlerine başlanır. Beyazıt Meydanı’ndan (o zamanki adı Hürriyet meydanı) Taksim Meydanı’na “Emperyalizme ve sömürüye karşı işçi yürüyüşü” adında büyük bir miting hazırlığına girişilir. Bu hazırlıklar, devrim şehidi Vedat Demircioğlu’nun katledilmesini protesto ve anma etkinlikleriyle birleştirilir. Demircioğlu’nun resmi bulunan flamalar İstanbul’un birçok yerine asılır. Gerici burjuva basını “Beyazıt Kulesi’ne Kızıl Bayrak Çektiler” diye yaygara koparttığı olay işte bu flamadır.

Başbakandan içişleri bakanına, valisinden polisine, gerici burjuva basınından MTTB ve Komünizmle Mücadele Derneği’ne kadar saldırı adım adım planlanarak kontrgerilla tarafından koordine edilir. 16 Şubat’ta 40 bin öğrenci, aydın ve işçinin yürüyüşü Taksim’e vardığında miting alanına henüz birkaç bin antiemperyalist girmişken polis, alana girenlerle yürüyüş kolu arasına girip birbirinden yalıtarak sivil faşistlerle birlikte saldırıya geçer. Yürüyüş kolu dağıtılırken miting alanına girenler polisin yol vermesiyle sivil faşistlerin katliamcı saldırısına uğrar. Antiemperyalistlerden Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan katledilirken 200’ü yaralanır.

DEVLET VE SİVİL FAŞİST İŞBİRLİĞİ

Bugün ve Sabah gazeteleri “Milletin sabrı tükeniyor”, “Kızıl bayrak asanlara son ihtar”, “Kızılları boğmanın tam vakti” ve “Ya tam susturacağız ya kan kusturacağız” manşetleriyle günlerce önce başlamışlardı kışkırtmaya. Son Havadis köşe yazarı milliyetçi-faşist gençlere çağrıda bulunup; 6. Filo askerlerini “ellerinde dostluk dövizleriyle”, “Amerikalı dostlarımız hoş geldiniz” gösterileriyle, buket vererek ve alkışlayarak karşılamaya çağırıyor; solculara karşı milliyetçi gençlik “harekete geçmelidir” deyip kışkırtıyordu. Önceden örgütlenen, şehir dışından getirilenlerin de içinde olduğu linç gürühları 16 Şubat sabahı Dolmabahçe’ye taşındı. Sabah namazı kılındıktan sonra kışkırtılıp, demir sopalar dağıtılarak Taksim Meydan’ına çıkan sokaklara mevzilendirildiler.

Her seçim öncesi “sağ”a göz kırpmak CHP’nin değişmez ritüeli oldu. Yerel seçim öncesi “sağ”la ne kadar barışık olduğunu göstermeye çalışan CHP Genel Başkanı K. Kılıçdaroğlu’nun törenle CHP rozeti taktığı Yaşar Okuyan da eski MTTB üyesi olup Kanlı Pazar katliamcı saldırıda yer alır.

Yıllar sonra katliamla ilgili iftiharda bulunur:
“Hazırlıklar açıkta yapıldı. Mesela Milli Türk Talebe Birliği’ne kamyonlarla sopalar getirildi. Gelenin gidenin gözü önünde kamyonlar boşaltıldı. Sonra dövüşeceklere dağıtıldı. Büyük kavga için her türlü hazırlık yapılmıştı. Olaylar sırasında yanlışlık olmasın, kimse birbirine zarar vermesin ve polis dost kuvvetleri tanısın, yardımcı olsun diye mavi kurdele dağıtıldı.”* Bu itiraflar, polisle linçci güruhun işbirliğinin kendiliğinden değil planlı ve örgütlü olduğunu gösterir.

Bugün iktidarda sahte ABD karşıtı nutuklar çeken siyasi aktörler, o gün 6. Filo’yu protesto eden gerçek antiemperyalistlere saldıran MTTB ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin üye ve yöneticileriydiler. Önceki dönem AKP’li meclis başkanı İsmail Kahraman MTTB başkanıydı. Saray rejiminin şefi MTTB’nin orta öğrenim bölümünde görevliydi. Abdullah Gül o dönem devrimci gençlerin astığı “Faşistler okula giremez” afişindeki listede ismi bulunanlardandı. Bu politik İslamcı kadronun zihniyetinin değişmediği Bülent Arınç, Abdullah Gül, Ali Coşkun, Kadir Topbaş’ın MTTB’nin 2006’da yeniden kuruluş toplantısına katılmasından bellidir. İktidar ortağı MHP’yi kuran kadrolar ve zihniyetinin ise katliamdaki rolü ayrıca üzerinde durmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Dönemin İçişleri Bakanı adet olduğu üzere olayların sorumlusu olarak devrimci gençleri ilan eder. Açıkladığı “suçlu olduğu tespit edilenler” arasında o sırada hapishanede olan Deniz Gezmiş’in ismine yer verecek kadar gözü dönmüştür. Oluşan kamoyu tepkisiyle, ikisi gazetelerde elinde bıçakla resmi çıkan olmak üzere 4 sivil faşist tutuklanır. Katliamın sorumluluğu bu dört faşiste yüklenip arkasındaki kurumlar, organizatörler ve binlerce saldırgan aklanmaya çalışılır. Çok geçmeden içlerinden birinin katil olduğu tanık ifadesiyle teşhis edilmesine rağmen dördü de beraat eder. Böylece sırtları sıvazlanan sivil faşistler ve şeriatçılar 70’lerde, 90’larda, 2000’lerde ve 2010’larda kontrgerillanın veya iktidarın kontrolü altında devrimcileri, antifaşistleri, Alevi ve Kürtleri katletmeye devam ederek kariyer basamaklarını adım adım tırmandılar. Milletvekili, bakan, meclis başkanı, başbakan ve hatta cumhurbaşkanı veya politik İslamcı saray rejiminin reisi oldular. Bugün iktidarda olan siyasi kadronun hangisinin geçmişini kurcalasak halk karşıtı faaliyetlerde ve katliamlarda parmak izlerine rastlarız.

*Suat Parlar (2006) Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Mephisto sf. 477-478’den aktaran Mustafa Eren, Yargılanmamış bir Katliam: Kanlı Pazar, Birgün Gazetesi pazar eki -14 Şubat 2014
-Diğer Kaynaklar: Mustafa Lütfi Kıyıcı- Kanlı Pazar, Atılım – 9 Şubat 2008
-Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansk. Cilt: 7

ETHA