İspanya 8 Mart Kadın Grevi deneyimi üzerine

İspanya 8 Mart Kadın Grevi deneyimi üzerine

Berria Gazetesi Editörü Samara Velte, 2018 yılında İspanya’da yapılan kadın grevini “Biz sadece sermayeye karşı değil, sağlık ve diğer bakım işlerinde (çocuk bakımı gibi) bizi dış kaynak gibi kullanarak sömüren tüm bir sisteme karşı da greve çıkıyoruz. Grevi ve bu çelişkinin ortaya çıktığı yerin aynı zamanda kendi evlerimiz olduğunu her gün yeniden düşünmek zorundayız, bunlar hakkında konuştuğumuz zaman budur. Bu nedenle, grevle ilgili önemli soru “kaç kişi” veya “ne kadar” değildir. “Nasıl” sorusudur önemli olan” diyerek anlattı.

5 Şubat 2019 – Kadın grevi birçok ülkede kadınların öfkesini örgütlerken, kadın gazeteciler kadın isyanını dünyaya duyurmak için yoĞun çaba sarf ediyor. İspanya’da günlük çıkan Berria Gazetesi’nde çalışan kadınlar 8 Mart’ta grev yaparak hem kadın grevinin etki gücünü hem de nasıl yaşandığını kendi özgün deneyimleri ile okuyucularına ulaştırdılar.

Kadın gazetecilerin bu deneyimi üzerine Bask kadın hareketi üyesi ve Berria Gazetesi Editörü Samara Velte ile Hannah Schultes’ın yaptığı söyleyişiyi Ivana Benerio ETHA için çevirdi.

8 Mart 2018’de İspanya’da 5 milyondan fazla kadın, kadın grevi için sokağa çıktı. 2019 için, kadınlar bir kez daha “kadın genel grev” ilân etti. Bask kadın hareketi de grevin çağırıcıları arasında. Samara Velte, Bask kadın hareketinin bir üyesi ve Bask dilindeki tek günlük gazete Berria’nın editörü. Gazetenin diğer 100 çalışanıyla birlikte 8 Mart’ta o da iş bırakmıştı.

Kadın grevinin iş yerinize yansıması nasıl oldu?

Grevin kilit öğesi esnekliğiydi. Burada, Bask ülkesinde, sadece öğlen saatlerinde iki saatlik bir grev çağrısı yapılmıştı başlangıçta ve bu ana sendikalar tarafından desteklendi. Grevin bu şekilde olması çoğu kadının iki merkezi buluşmaya da katılmasına olanak sağladı: Öğle yemeği saatinde yerel buluşmalara ve akşam da büyük şehirlerdeki gösterilere. Sekiz saatlik vardiyayla çalışan kadınlar için bu çok uygundu. Ancak, çalıştığım gazetede, hızlıca fark ettik ki, iki saatlik grev bize uygun düşmüyordu. Eğer günün sonunda her zamanki gibi bir gazete çıkaracaksak grev çok da bir işe yaramamış anlamına gelecekti, sadece aynı işi daha kısa bir sürede yapmış olacaktık. Genel grevler olduğunda, ki son yıllarda İspanya’da pek çok kez ilan edildi, biz gazeteciler genelde bir gün öncesinde grev yaparız. Böylece, dükkanlar açık olsa da grev günü satın alacak gazete olmaz, ayrıca grev günü grevi yansıtarak kendi işimizi yapabiliriz. Ancak bu kez, grev gününün kendisinde greve çıktık. Günün sonunda sayfaların yarısı boş kalmıştı.

Oldukça kendiliğinden bir şekilde, 8 Mart öncesindeki haftalarda şirkette bir kadın meclisi kuruldu. Hatta yönetim bile grevi destekledi. İşleri erkek çalışanların yapması da mümkündü. Tabi ki şu soru önümüze geldi: Gazete 9 Mart’ta normal bir şekilde ama sadece erkekler tarafından yazılmış makalelerle basılmalı mıydı? Bizim orada olmadığımızı birileri fark edecek miydi gerçekten? Pek çok tartışmadan sonra, sayfaların yarısını “Berria’daki Kadınlar Grevde” damgasıyla bastık.

Diğer kadınları nasıl örgütlediniz?

Greve giden haftalarda, bizim şirketin de olduğu iş merkezindeki diğer şirketlerden kendi toplantılarını düzenleyen kadınlarla iletişime geçtik. 8 Mart’ta, iş yerlerimizde toplanarak büyük gösterilere onlarla birlikte gittik. Bizim şirkettte çalışan bütün kadınlar greve çıktılar. Birkaç dağıtımcı ise karşıt yönde karar aldı. Fakat, temizlik işçileri için durum nasıldı çok bilmiyorum, çünkü onlar çoğunlukla taşeronlaştırılmış işler oluyorlar. Bizim durumumuz ise kadınların bir araya gelip grevi kendi ihtiyaçlarına adapte ettikleri pek çok örnekten sadece biriydi. Grev her biçimde katılıma açıktı. Bu aynı zamanda ücretli bir işte çalışmayan veya yaşlı bakımıyla uğraşan kadınları katmanın tek yoluydu. Çoğu göçmen, özel bakım evlerinde sözde stajyer olarak, örneğin hemşire olarak çalışıyor. Bu kadınlar, sıklıkla herhangi bir resmi iş sözleşmesi olmadan ve çok az işçi hakkına sahip veya hiçbir işçi hakkına sahip olmadan bu evlerde yaşıyorlar da aynı zamanda. Çoğu durumda, daha sembolik grev biçimlerini, örneğin balkonlarına mor şallar asmayı tercih ettiler.

Grev hangi sektörleri etkiledi?

Seferberlik özellikle ana sendikaların güçlü olduğu bölgelerde ve kendilerini örgütleyecek kadar kadının olduğu eğitim sektörü ve özel sektörde başarılıydı. Ama kadın grev fikrini doğru biçimde anlamak için iş piyasasının ötesine bakmak gerekir. Bu grev, 20. yüzyılda anladığımız geleneksel grev fikrinin ötesine geçiyor. Genelde erkeklerin rengini belirlediği ve başarılarını kanıtlamak için kaç işçinin sokağa çıktğına, şirketlerin ne kadar zarar ettiklerine bakarak sayılara ihtiyaç duydukları, sadece üretim alanına odaklanan bir grev değil bu. Bizim durumumuzda eleştiri daha da ileri gidiyor: biz sadece sermayeye karşı değil, sağlık ve diğer bakım işlerinde (çocuk bakımı gibi) bizi dış kaynak gibi kullanarak sömüren tüm bir sisteme karşı da greve çıkıyoruz. Grevi ve bu çelişkinin ortaya çıktığı yerin aynı zamanda kendi evlerimiz olduğunu her gün yeniden düşünmek zorundayız, bunlar hakkında konuştuğumuz zaman budur. Bu nedenle, grevle ilgili önemli soru “kaç kişi” veya “ne kadar” değildir. “Nasıl” sorusudur önemli olan: kendimizi, grev için oluşturulan yapıları, grev öncesindeki haftalarda tartışılan konu başlıklarını nasıl örgütledik ve kamusal alanı kolektif olarak işgal etme biçimimiz nasıldı?

Kadın grevinin ilkeleri neler?

Grevin dört ana odak noktası var: İş yerlerindeki çalışma, ücretli-ücretsiz bakım işleri, eğitim ve tüketim. Bu grevi bir “enmienda a la totalidad” yani kapitalizme, heteropatriyarkaya ve ırkçılığa karşı bir çıkış olarak görüyoruz. Yani, soru sadece “iş yerlerinde nasıl sömürülüyoruz?” değil. Şunu da soruyoruz: Toplumumuzda bakım işlerini kim daha çok üstleniyor ve bunun değeri nedir? Tüketim alışkanlıklarımızın uluslararası çapta sonuçları nelerdir? Günlük yaşamda feminist politikaları uygulamayan kurumların, iktidar yapılarının veya diğer elitlerin greve müdâhil olmalarının engellenmesi bizim için önemli. Feminizm son yıllarda bulanıklaştırıldı, sağcıların ve neoliberal kesimlerin de kendilerine özgü yorumlamaları var şimdi. Bu konu gelecek yılki grevin ana odak noktalarından biri olmaya devam edecek. Yani kapitalizm eleştirisini güçlendirerek bu kesimlerin müdâhil olup bulanıklaştırma çabalarını olabildiğince zorlaştırmak.

Greve erkeklerin tepkisi nasıldı?

8 Mart yaklaşırken ki haftalarda “Doğru şeyi mi yapıyorsunuz bilmiyorum”, “Sendikalarla da konuştunuz mu?” veya “Dört temel noktayı gerçekten anlamıyorsunuz; bunlarla daha iyi iletişime geçmelisiniz” gibi yorumlarla çokça patronluk taslama hâli vardı. Temel olarak bu yorumların arkasında büyük bir kendini sorgulama durumu mevcuttu. Pek çok fabrikada grev günü çocukları ne yapacaklarına dair erkekler arasında uzun tartışmalar oldu ve bazıları o gün kendilerini tehdit eden bu ek iş yükü hakkında şikayetlendi. Bazı iş yerlerinde başka çocuk bakım işi olmayan erkeklerin dâhil olduğu kolektif kreşler örgütlendi. Ancak, sıklıkla, iş aynı zamanda büyükannelere sıkıştırıldı ki meselenin bununla hiçbir ilgisi yoktu aslında. Bazı erkeklerin grev öncesinde kafalarında olan düşünceler, 8 Mart’ta bakım işlerini erkeklerin üstleneceği şeklinde dönüştürülebilseydi, daha fazla büyükannenin sokağa çıkması mümkün olacaktı.

Bu yıl hazırlık süresi görünen o ki oldukça kısa oldu. Grev nasıl oldu da yine de işe yaradı?

Kar topu etkisi ve merkezsiz hazırlık önemliydi. Kar topu etkisiyle kastettiğim feminizmin son yıllarda oldukça güçlenmiş olması. Feminist politikalar ve feminist eleştiri günlük yaşamla da çok bağlantılı, ki bu da insanları harekete geçiriyor. Yine de en azından burada, Bask ülkesinde, feminizmin etkisinin oldukça yüksek olmasının sebebi kapitalizmin ve yeniden üretimin eleştirisi, göç veya ETA’nın silahsızlanması ve Bask sorununun sonuçları gibi konularda kendi sözünü söylüyor, konum alıyor olması. Ayrıca, köylerde, semtlerde ve şehirlerde güçlü yerel kadın yapılar var. Aslında, toplam koordinasyona katılan çok fazla kadın yoktu ve insanlar basitçe fabrikalarında, mahallelerinde veya şehirlerde kendilerini örgütlediler. Yerel meclislerin sahip olduğu özgürlük ve bu yerel yapılar hazırlık aşamasında inanılmaz derecede önemli oldu, büyük katılımın kaynağı buydu.

Gelecek yıl bir grev daha olacak, bu karar nasıl alındı?

Bildiğim kadarıyla gerçekte koordineli alınmış bir karar değildi. Fikir, geçen yılın etkisinin hâlen sürdüğünü ve daha fazlasının harekete geçirilebileceğini gören yerel ve bölgesel kadın meclislerinden geldi. Bu yıl büyük bir olasılıkla 24 saatlik bir grev çağrısı olacak. Herkes geçen yılki duygunun verdiği ruh hâlini taşıyor, haftalar boyu süren çalışma ve tartışmalardan sonra birlikte sokaklara çıktık ve tüm bu insanların katılımıyla sokaklarda kıpırdayacak yer olmadığını gördük.

Almanya’yı da çok yakından tanıyorsunuz, İspanya’da ve Bask ülkesinde olup da burada eksik olan şeyler neler?

İspanya’da politik bir grev için olasılıklar Almanya’daki kadar sınırlı değil. Sendikalar bizim ülkemizde daha politik bir rol oynuyor ve çoğunda feministleşme süreçleri birkaç yıl önce başlamıştı. Kadın hareket ve sendikalar arasındaki iletişim sadece kadın işçilerin greve çıkabilmeleri için güven kazanması amacını değil, aynı zamanda, sendikaların da kabul ettiği üzere kendileri bir parçası olsa da grevlerde feminist hareketin merkezi bir rol oynaması amacını da taşıyor. Bu anlaşıldı, kabul gördü ve grevin kendisi sendikalar içindeki bakış açısını değiştirdi. Belki de bir sonraki genel grevde bunun üzerine konuşacak daha şey olacaktır. Benim açımdan, her şeyden öte bu grev aydınlatmak ve ağlar kurmak için bir araç. İnsanların pek çok şeyi sorgulamasını sağlamayı başardı. Café’lerde, otobüslerde insanlar sürekli “Greve gidiyor musun? Şirketteki kadınların iki saatlik greve gittiğini duydum” diye konuşuyorlardı. İnsanlar, o gün çocuklara ve bakım ihtiyacı olan yetişkinlere ne olduğunu merka ettiler. Ve grevi hazırlamak için oluşturulan pek çok yerel yapı, feminist buluşmalar düzenlemeye devam ediyorlar. Yani, diyebiliriz ki en önemli şey nasıl harekete geçtiğimizdir.

Sağcılardan gelen tepkiler

Bir El País araştırmasına göre, grevden hemen önceki günlerde, İspanyolların yüzde 82’si greve çıkmak için ortada iyi sebepler olduğunu düşünüyordu. Madrid kardinali ve başpsikoposu telaşla kadınların grev çağrısını anlayışla karşıladığını duyurdu. Donostia/San Sebastián psikoposu ise “Kadınların hakları savunulmalıdır. Kutsal Bakire Meryem de aynısını yapardı ve gerçekten yapmıştır da” dedi ve bu bağlamda Hıristiyanlığın “radikal feminizme” karşı olduğunu ifade etti. Radio María kadınların yasal eşitliğini başarmış sağlıklı feminizm ile “toplumsal cinsiyet ideolojisinden” etkilenen feminizm arasında bir ayrıma işaret etti. Sağcı iktidar partisi PP (Halk Partisi), kadın grevini “gerçek kadınların değil, feminist elitlerin eylemi” diyerek eleştirdi. Neoliberal Ciudadanos (Yurttaşlar) partisi Mart’ın başında karşıt bir duruş sergiledi: “Greve karşıyız çünkü biz antikapitalist değiliz” dediler.

Kaynak: Alman analyse&kritik gazetesi