Kaosu yaratan kim? Sefalet eken öfke biçer – Arif ÇELEBİ

Kaosu yaratan kim? Sefalet eken öfke biçer – Arif ÇELEBİ

Bir halk öfke ile ayağa kalktı mı yalnızca elinde ne varsa onunla değil zihninde ne varsa onunla da sokağa fırlar. “Steril isyancı” arayışında olanlar yalnızca kendileri gibi “salon göstericisi” görmek isteyenlerdir: gösteri olur ve herkes evine döner. İsyan bir gösteri değildir, isyancı da gösterici. Onlar bir ideolojiye sahip oldukları için değil bir dertten mustarip oldukları için başkaldırmıştır.

3 Aralık 2018 – Sarı yeleklilerin üçüncü eyleminde başta başkent Paris olmak üzere tüm Fransa savaş alanına döndü. Devlet güçlerinin göstericilere saldırmasıyla başlayan çatışmalar giderek şiddetlendi. Bir gösterici “aramadan sonra Chaps-Elysees’e (şanzelize) girebileceğimizi düşündük, ama doğrudan gazı aldık” diyor. Bunun üzerine barikatlar kuruldu, polis arabaları devrildi, otomobiller ters çevrildi, yakıldı, bankaların ve pek çok şirketin vitrinleri kırıldı, ateşe verildi. Devlet güçleri bu kez, ilk iki eyleme kıyasla daha saldırgandı. Göstericilerin bir kısmı da kaskları, gaz maskeleri, eldivenleri, çekiç, sapan ve şemsiyeleriyle olası bir çatışmaya hazırlıklı gelmişti. Düzinelerce yaralıyı tedavi etmeye hazır gönüllü sağlık ekipleri dayanışmayı pekiştiriyor moral yükseltiyordu. Göstericiler zaman zaman geri çekilse de her seferinde bir başka kavşakta toplanıyor, ellerine ne geçerse çöp kutuları, iskele ve inşaat bariyerleriyle barikat kuruyorlardı. Bazen de ellerine ne geçirdilerse onunla devlet güçlerine karşı hücuma geçiyor, onları geri çekilmeye zorluyorlardı. Birçok gözlemci çatışmacıları “şehir gerillacısı” olarak tanımladı. 20 saat süren eylemlerde 17’si polis olmak üzere 110 kişi yaralandı. 287 kişi gözaltına alındı.

‘AŞIRI SAĞ VE AŞIRI SOL YAN YANA’

Liberation gazetesi şöyle yazıyor: “‘Vergiler son bulsun, Macron istifa’ sloganlarını atan sıradan insanların yanı sıra çok sayıda aşırı sağ ve sol grup var. Place de Ternes’in yakınındaki bir duvarda şu iki etiketi yan yana görüyoruz: GUD’ın1 kelt haçı amblemi ve ACAB2.” Liberation gazetesinin bu yaklaşımı neredeyse bütün Fransız medyası tarafından tekrarlandı. Onlara göre çatışmaya neden olanlar bu aşırı gruplardı.

Yalnızca liberal sol çevreler değil pek çok ilerici kesim de “faşolar”ın gösterilere katılmasından tedirgin oldu ve “aşırı sol”un bu “aşırı”lığından dehşete kapıldı.

Onlar dehşete kapıla dursun on binlerce gösterici bu durumdan hiç de tedirgin görünmüyordu, 20 saat boyunca meydanları terk etmedi. Bir halk öfke ile ayağa kalktı mı yalnızca elinde ne varsa onunla değil zihninde ne varsa onunla da sokağa fırlar. “Steril isyancı” arayışında olanlar yalnızca kendileri gibi “salon göstericisi” görmek isteyenlerdir: gösteri olur ve herkes evine döner.

İsyan bir gösteri değildir, isyancı da gösterici. Onlar bir ideolojiye sahip oldukları için değil bir dertten mustarip oldukları için başkaldırmıştır. Bu bir ekonomik ya da siyasi bir sorun olabilir. Her ne olursa olsun artık eski biçimlerde kendini ifade etmenin sonuç getirmediğini gördükleri için bir başka yola, isyana koyulurlar. İsyancıları birleştiren budur. İsyan için yola çıkmazlar, yola çıktıkları için isyancı olurlar. Ne ki ideolojilerini evde bırakarak gelmezler. Kimin ne fikri varsa onunla karışır kalabalığa. Tarihteki binlerce isyanda bunu görmek mümkün.

Şimdiki tarihin ise kendine has özellikleri var. Emperyalist küreselleşme aşamasında eskiler bir yana yeni türden faşist örgütler ortaya çıkıyor.3 Antikomünistlik ve ırkçılık onları oluşturan iki unsur olmaya devam etse de belirleyici olan bunlar değil, belirleyici olan emperyalist küreselleşme saldırganlığına gerici bir tepkidir. Eski konumlarını kaybeden, işsizleşen, yoksullaşan işçilerle mülksüzleşen küçük mülk sahipleri bu yeni faşizmin toplumsal tabanını oluşturuyor. Ayaklarının altındaki eski ulusal zemin kayarken bu kayan halıya eski fikirlerle tutunmaya çalışıyorlar. Avrupa’da faşizm geçmişte mali oligarşinin politik eğilimi, işgalci ve yayılmacıydı. Yeni faşizmler mali oligarşinin saldırganlığını sınırlandırmayı, işgalci ve yayılmacılık bir yana “ulusal” olanı korumayı öne çıkarmaktadır. Onlara önderlik edenlerin niyetleri ve bağlantıları ne olursa olsun içerikteki bu fark gözden uzak tutulmamalıdır. Bu yeni faşizmlerin gelecekte bir kez daha mali oligarşinin “kullanışlı aracı” olabileceği, bugün de kapitalizme karşı toplumsal tepkinin yönünü saptırmak için kullanılmak isteneceği elbette hesaba katılmalıdır. Dikkatlerin mali oligarşiden, kapitalizmden “yabancı işçi” ve göçmen düşmanlığına kaydırılması çabası ortadadır. Yine de söz konusu olan bir isyan olunca gerçek içerik kendini göstermekte, emperyalist küreselleşmenin sonuçlarından mustarip “aşırı sağcı” ezilenler, “aşırı solcular”la yan yana devlet güçleri ile çatışmaya girebilmektedir. Bu, yeni tipte faşist partilerin ne bir eğilimi ne de gizli servislerin bir komplosudur. Bu, sıradan insanların emperyalist küreselleşmenin artık dayanılmaz hale gelen sonuçlarına karşı kendiliğinden bir isyandır.

“Aşır sol” ve kitlelerin bu kesimle ilişkisi de artık eskisi gibi olamaz. Gösterilere katılanların büyük bir kesimi ne bir sendikada ne de bir partide örgütlüdür. Gel gör ki militan kitle hareketinin en önünde ve “aşırı sol”cularla yan yana, omuz omuza çatışmanın içindedir. Bugünün sendikaları ve seçim partileri emperyalist küreselleşme saldırganlığını durduracak bir mücadele çizgisinden uzaktır. Geçmişteki mücadele biçimleri her hangi bir kazanım sağlamamaktadır. Hayatları her gün daha da çekilmez hale gelen sıradan Fransızlar için seçimler, parlamento, partiler, sendikalar, eski anlamlarını yitirdi. Bu yüzden komünist partiye oy veren bir emekçi bir seçim sonra faşist ulusalcı cepheyi tercih etmekte bir sorun görmemekte, pek çok kişi de seçimlerde pasif boykotçu olmaktadır. Düzen partileri umut vermemekte, ezilenler oradan oraya savrulmakta ya da burjuva politikaya ilgisizleşmektedir.

Bu savrulma ve ilgisizleşme genellikle apolitikleşme, duyarsızlaşma, ideolojisizleşme olarak değerlendirilmektedir. Oysa bunun ne kadar aldatıcı olduğu Gezi-Haziran ayaklanmasında, Arap devrimleri sürecinde, “öfkeliler hareketi”nde ortaya çıktı. Ezilenler eski olandan kopmaktadır.

Ezilenlerin yöneliminin ve isteğinin ne olduğu isyanlarda şekillenmektedir. Bu nedenle ortalama sola, kendinden menkul devrimcilere, örgütlere, partilere, sendikalara mesafeli insanlar bir kanal bulup isyana kalktılar mı kaçınılmaz olarak kendilerini “aşırı sol”un yanında bulmaktadır. Politikleşme ve ideolijikleşme ancak bu zeminde yeniden ete kemiğe bürünebilir. Ortalama yöntemlerle sorunlarını dile getirmenin yolları tıkanmıştır. Ezilenler sokağa çıkınca burjuva devleti ve onun karşıtlarını daha yakından görmekte, dostu düşmanı birbirinden ayırt etmektedir. Bundan böyle sol, ancak “aşırı” olursa kitlelerin özlemlerine yanıt verebilir, onlarla birleşebilir, onlara öncülük edebilir. Çünkü koşulların kendisi, sınıf çelişkileri “aşırı”dır. Avrupa’da artık ortalama solculuk devri, sendikal solculuk devri kapandı. Devrimciliği yalnızca bağımlı ülkelerdeki ilerici hareketlerle dayanışma olarak kavrama dönemi bitti. Avrupa’da bundan böyle yalnızca “aşırılık” hüküm sürebilir.

Hal böyle olunca “aşırı sol ve sağ”ın yan yana düşmesi, sloganlarını yan yana yazması hiçte şaşırtıcı değil. İsyana katılan kitleler için önemli olan onların neci oldukları değil emperyalist küreselleşmenin yıkıcı sonuçlarına karşı kendileriyle birlikte mücadele etmesidir. Gösterilerde faşistler var diye uzak durmak isyancı kitleleri faşistlere teslim etmekten başka bir sonuç doğurmaz. Tam aksine daha büyük bir kararlılıkla katılarak isyanın yönünü belirlemeye çalışmak başlıca hedef olmalıdır.

KAOSU YARATAN KİM?

Üçüncü eyleme on binlerce kişi katıldı. Yapılan anketlerde “sarı yelekliler”e desteğin yükselerek yüzde sekseni aştığı ortaya çıktı. Yalnızca anketlerde değil gösterilere katılmayan binlerce kişi klaksonlarla, yumruklarını havaya kaldırarak, zafer işareti yaparak, evlerinin penceresinden alkışlayarak desteklerini gösterdiler.

Cumhurbaşkanı Macron “bu şiddetin failleri değişim istemiyor, iyileştirme istemiyor, kaos istiyorlar” dedi.

Emperyalist küreselleşme ve onun en saldırgan uygulayıcılarından biri olan Macron ve onun gibiler yarattı bu kaosu. Nüfusun yüzde biri olağan üstü zenginleşirken, binlerce yeni milyoner ortaya çıkarken milyonların fakirleşmesine, işsizleşmesine kim neden olduysa o. Zenginlere uygulanan servet vergisini kaldırırken emekçilerin vergilerini artıran kimse o. Gösterilere katılanlarla yapılan röportajlarda geçim sıkıntısı, fakirlik, işsizlik gibi dertler öne çıkıyor. Ömrü boyunca çalışarak kredi ile ev alanlar işsiz kalınca evini satmak zorunda kalanlar, 1200 Euro asgari ücretin kira, vergiler, elektrik-su-gaz-telefon gibi faturalar ödendikten sonra geriye kalan 17 Euro, 50 Euro ile ayı tamamlamak zorunda olanlar, 11 yıl çalıştıktan sonra kendi deyimi ile “bir bok gibi” kapı önüne konulanlar, okulu bitirse dahi asgari ücretle bile iş bulamayan gençler katılıyor gösterilere. Emekçileri bu hale düşüren kimse kaosu yaratan da o. Akaryakıt zammı bardağı taşıran son damla oldu, hepsi bu. Kaosu isteyen yok, kaos zaten var.

Sarı yelekli göstericilerin birinin sırtında yazılanlar durumu mükemmel özetliyor: “Sefalet eken öfke biçer.” Ortada kaos değil, sefalete duyulan öfke vardı. Kaosu yaratan politikalarıyla bu öfkeyi beyüten bir avuç asalak zengin ve onların bekçisi olan devlet oldu. Bu kaos da sefalete duyulan öfke de ancak ve ancak ona neden olan kokuşmuş kapitalist düzenin yıkılması ile sona erer. Başka çıkış yok. Bundan böyle sadece yıkıcı güçlere hayat hakkı var, çünkü kapitalizm içinde hiç bir gelecek yok.

Yalnızca Fransa için değil bütün Avrupa için bütün dünya için geçerli bu.

Ateşler yakıldı bir kez, Avrupa tutuşacak, dünya yanacak.

1- Groupe Union Defense, 1970’lerden beri faal olan faşist öğrenci örgütü
2- All cops are bastards: bütün polisler piç kurusu
3- Konuyla ilgili daha detaylı bir tartışma için bk. Marksist Teori sayı:30 “Avrupa’da Faşizmin Yeni Halleri”