Kırım üzerinde paylaşım savaşı – Alp ALTINÖRS

Kırım üzerinde paylaşım savaşı – Alp ALTINÖRS

1954’te Rusya ve Ukrayna sosyalist bir federasyon çerçevesinde birleşmiş iken, Rusya SFSC Kırım Bölgesi’ni gönüllü biçimde Ukrayna’ya devrederken, her iki ülkede kapitalizmin hakim olduğu bugün, Kırım, askeri güçle Rusya tarafından Ukrayna’dan geri alınmıştır. Kiev’e Neo-Nazi ruhunun, Banderacılığın, Moskova’ya büyük devlet şovenizminin, Çarlık özlemlerinin hakim olduğu bugün, toprak sorunlarının askeri zor dışında hiçbir çözümü de mümkün olamaz.

2 Aralık 2018 – Rusya ve Ukrayna’nın birleşmesinin 300. yıldönümüne(1) denk gelen 1954 yılında toplanan SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlık Divanı, 25 Ocak tarihli toplantısında, Kırım Bölgesi’nin Rusya Sosyalist Federe Sovyet Cumhuriyeti’nden Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (SSC) geçişini kararlaştırmıştı. Bu kararın gerekçesine baktığımıza: “Kırım Bölgesi ve Ukrayna SSC arasındaki ekonomik ortaklık, coğrafi yakınlık, yakın ekonomik ve kültürel bağlar” nedeniyle ve SSCB’de sosyalist inşanın geliştirilmesini, güçlendirilmesini amaçlayan bir çerçevede bu devirin gerçekleştirildiğini görüyoruz.(2)

VOROŞİLOV KIRIM’IN UKRAYNA’YA DEVRİNİ İZAH EDİYOR

SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyum Başkanı Kliment Voroşilov, bu toplantının kapanışında yaptığı konuşmada şunları belirtmiştir:

“Yoldaşlar, bu büyük öneme sahip karar, bir kez daha, SSCB bünyesindeki egemen sosyalist birlik cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerin gerçekten eşit haklar ve bütün birlik cumhuriyetlerinin refahı doğrultusundaki karşılıklı çıkarlara saygı temelinde geliştiğini teyit eder. Kapitalizm altında bu imkansız olurdu.

“Tarihte cumhuriyetler arasında böyle ilişkiler olamazdı ve halen olamaz. Geçmişte, özellikle de kapitalizm altında, toprak ele geçirme arzuları ve özellikle de güçlü ülkelerin zayıf ülkelerin topraklarına göz dikmesi bu ilişkilerin temelini oluştururdu. Sadece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin koşulları altında, birlik cumhuriyetleri arasındaki bütün toprak meselelerinin idari ve ekonomik uygunluk temelinde ve tamamen karşılıklı dostluk ve halkların kardeşçe işbirliği zemininde çözülmesi mümkün olmuştur. Kırım Oblastı’nın RSFSC’den Ukrayna SSC’ye transferi, hem Rusya ve Ukrayna halklarının çıkarlarına, hem de SSCB’nin genel devlet çıkarlarına uygundur. Hem uzak hem de yakın geçmişte, düşmanlar yinelenen çabalarla Kırım Yarımadası’nı Rusya’dan alarak orayı Rusya topraklarını yağmalamak için kullanmaya çalışmışlardır, orada Rusya ve Ukrayna topraklarına saldıracakları bir askeri üs yaratmaya çalışmışlardır. Ancak birden çok sefer, Rusya ve Ukrayna halkları, birlikte savaşım içinde, küstah düşmanları ağır yenilgiye uğratarak onları Kırım ve Ukrayna’dan atmışlardır. Ukrayna ve Kırım ekonomik çıkarların ortaklığı ile birbirine yakından bağlanmışlardır. Bu olgu, toplantıda yapılan sunumlarda da, yoldaşların yaptığı konuşmalarda da güçlü biçimde vurgulanmıştır. Kırım ve Ukrayna arasındaki kültürel bağlar özellikle büyümüş ve derinleşmiştir. Kırım Oblastı’nın Ukrayna SSC’ye devri bu geleneksel bağları kuşkusuz ki daha da fazla güçlendirecektir.”(3)

SSCB Yüksek Sovyeti’nin Başkanlık Divanı’nın toplantı tutanağı, Kırım Oblastı’nın Ukrayna SSC’ye devrine dair kararnameyle birlikte 19 Şubat 1954 tarihinde Sovyet basınında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Kırım’ın Rus Çarlığı tarafından Osmanlı İmparatorluğu’ndan alınmasından (1783) o yana Rusya’nın parçası olan Kırım Yarımadası, 1954 itibariyle Ukrayna’ya devredilmiş oldu.

SOSYALİST CUMHURİYETLERİN KARDEŞLİĞİNDEN, KAPİTALİST DEVLETLERİN SAVAŞINA

Kararın gerekçesinde, herhangi bir etnik ya da ulusal etkene gönderme yapılmamıştır. Zira SSCB birlik cumhuriyetleri arasında, ulusal yoğunluk bakımından farklı halkların yaşadığı özerk bölgeler ve özerk cumhuriyetler bulunmaktaydı. Zira, 1950’lere gelindiğinde, Kırım Yarımadası’ndaki yaklaşık 1.1 milyonluk nüfusun kabaca yüzde 75’i etnik anlamda Rus, yüzde 25’i ise Ukraynalıydı. Bu nüfus bileşimine yol açan temel etkenlerden birisi ise, Kırım Tatarları’nın işgal döneminde Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Mayıs 1944’te kitlesel ölçekte Orta Asya’ya sürgün edilmesiydi. Bu gelişmenin ardından, yarımadada Tatar nüfusunun varlığı ortadan kaldırıldığı için, Kırım Özerk Cumhuriyeti de Kırım Bölgesi’ne (Oblast) dönüştürülmüştü. Dolayısıyla, bu karar alındığında, tıpkı bugün olduğu gibi, yarımada ulusal bileşen açısından büyük ölçüde Rus’tu. Kırım’ın devriyle birlikte 850 bin civarında Rus nüfus, Ukrayna SSC’ye katılmış oldu.

Kırım, Ukrayna SSC bünyesinde 37 yıl boyunca Bölge (Oblast) statüsünde kaldı. SSCB’nin dağılmasının hemen arifesinde, Ukrayna Sovyeti’nin kararıyla yapılan bir referandum sonucunda Kırım, Özerk Bölge ilan edildi. 2014’teki ilhakın ardından ise bölgenin adı Kırım Cumhuriyeti (Respublika Krım) olarak değiştirilerek Rusya Federasyonu’na dahil edildi.

1954’te Kırım’ı Ukrayna’ya devreden Prezidyum üyeleri, bir gün SSCB’nin dağılabileceğini muhtemelen akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. Stalin henüz yeni ölmüştü ve SSCB hala gücünün ve gelişmesinin doruk noktasındaydı. Partinin Ukrayna KP kökenli yeni genel sekreteri, Nikita Hruşçov, bu kararla Ukrayna’daki etkisini güçlendirmeyi amaçlamıştı. Keza, karar, tarımsal Ukrayna lehine bir karar olarak, Hruşçov döneminin kolhoz köylülüğü yönlü politikalarıyla da uyumluydu. Pratikte birlik cumhuriyetleri aynı büyük ülkenin parçaları, sosyalist kardeş cumhuriyetler oldukları için, Kırım’ın devri kararı 1991’e kadar büyük bir sarsıntı yaratmadı.

1991 Aralık’ında SSCB, kapitalist Yeltsin grubu tarafından, Rusya’nın bağımsızlığı ilan edilerek, zorla ve gayrı meşru biçimde dağıtıldığında, yeni devlet sınırları, birlik cumhuriyetlerinin sınırları ile belirlendi. Belaveja Anlaşması ile Rusya, Ukrayna’nın birlik cumhuriyeti dönemindeki sınırlarını tanımıştı (Kırım dahil). Oysa bugün, Kırım’ın 1954’teki devrinin yasadışı olduğuna dair bir söylem Rus devletinde hakimdir. Öyle bile olsa, SSCB zaten feshedilmiştir. SSCB’yi fesheden bugünkü kapitalist, oligarşik Rusya devletidir. Belaveja Anlaşması’nı ise bu devlet imzalamıştır.

Böylece, çok farklı toplumsal ve siyasal şartlar altında, iki kardeş sosyalist cumhuriyet arasındaki toprak devri biçiminde gerçekleşen Kırım Bölgesi’nin Ukrayna’ya devri, 60 sene sonra, bu kez iki kapitalist devlet arasındaki yeniden paylaşım savaşının konusunu oluşturmuştur.

UKRAYNA’DA 2014 DARBESİ VE KIRIM’IN RUSYA’YA İLHAKI

Ukrayna’nın bağımsızlığının ardından, Kırım, nüfusu ağırlıkla Rus olan bir Özerk Bölge olarak özel bir statüde olmuştur. Karadeniz’deki askeri varlığını sürdürmek isteyen Rusya Federasyonu, Sivastopol Limanı’nı kiralamıştır. Böylece Kırım Yarımadası sadece nüfus itibariyle değil, askeri varlık itibariyle de 1991 sonrasında Rusya’nın denetiminde kalmıştır.

2014 yılına kadar Ukrayna siyasetinde Batı (Almanya) ile Rusya’yı dengeleyen bir siyaset geçerli olmuştur. Ülkenin Batı bölgeleri, özellikle Lviv, Ternopil ve kısmen Kiev, Avrupa Birliği ve Almanya yanlısı bir duruş içinde olmuştur. Ülkenin Doğu bölgeleri, özellikle Kırım, Mariupol, Odessa, Donetsk ve Lugansk ise Rusya yanlısı olmuştur.

2013 yılı Kasım ayında Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’in ülkeyi Rusya’yla yakınlaştıran ve Avrupa Birliği’nden uzaklaştıran bir anlaşma imzalamasıyla Kiev’de başlayan Maidan gösterileri ülke siyasetinde yeni bir kırılma işareti olmuştur. Avrupa Birliği yanlısı liberal grupların başlattığı eylemler, Yanukoviç’in bastırma çabalarına paralel olarak hızla Neo-Nazi milis gruplarının denetimine girmiş ve neticede 22 Şubat 2014’te Yanukoviç yarı askeri bir darbeyle devrilerek ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır. 2014 Darbesi’nin ardından Kiev’e Sağ Sektör gibi Neo-Nazi grupların hakim olması, Rusça’nın devlet dili olmaktan çıkartılması, Lenin heykellerinin devrilmesi, Ukraynalı Ruslarda büyük bir endişenin oluşmasına yol açmıştır. Böylece Donetsk, Lugansk, Odessa, Mariupol gibi şehirlerde anti-Maidan gösterileri başlamıştır. Bu gösterilerin bir parçası olarak Donetsk ve Lugansk’ta silahlı ayaklanmalar yaşanarak bu iki şehirde “Halk Cumhuriyetleri” ilan edilmiştir. Aynı dönemde bu siyasal ve sosyal iklimi değerlendiren Rusya, zaten denetimi altında bulunan Kırım Yarımadası’nı işgal ederek burada bir Kırım Cumhuriyeti ilanına yol vermiş; yapılan referandumda nüfusun büyük desteğiyle Kırım, Rusya Federasyonu’na katılmıştır. 16 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirilen referanduma katılım oranı yüzde 83,1 olmuş, referandumda yüzde 96,77 oranında Rusya Federasyonu’na katılma yönünde oy çıkmıştır.

Kırım yönünden olaya baktığımızda; a) Kırım halkının 1991’de yapılan referandumda yüzde 94 oranında Özerk Cumhuriyet yönünde oy kullandığını, b) Kırım Yüksek Sovyeti’nin daha 1992’de Ukrayna’dan bağımsızlık ilan ettiğini, c) Ancak Ukrayna’nın baskısı nedeniyle bu kararı geri alarak daha geniş özerklik yönünde bir referandumu kabul ettiğini ve 1994’te yapılan bu referandumdan da yüksek oranda evet çıktığını göz önünde bulundurursak, Kırım’ın ulusal bakımdan Ukrayna’dan farklı bir entite olduğu açıkça görülecektir. 2014 Şubat darbesinin ardından Neo-Nazi hakimiyeti altına giren Kiev’e karşı Doğu Ukrayna nüfusunun genel duygusu Kırım’da da hakim olmuştur. Ancak Donetsk-Lugansk’tan farklı olarak Kırım’daki olaylar başından itibaren ve tümüyle Rus ordusu tarafından yönlendirilmiştir.

2014’te Kırım’ın Rusya Federasyonu’na ilhakı Batı Bloku tarafından tanınmamış, ancak Kırım’ın Rusya bakımından olağanüstü öneminin farkında olan ABD fiili bir müdahaleden sakınmıştır. Ne var ki, ağır bir iç savaşa sahne olan ve 10 binden fazla Ukraynalının hayatını kaybettiği Donetsk-Lugansk için aynı şey geçerli değildir.

KIRIM KÖPRÜSÜ VE KERÇ BOĞAZI KRİZİ

Rusya, Kırım üzerindeki egemenliğini, Azak Denizi’ni bir Rus gölüne çevirmek yönünde kullanmıştır. Kerç boğazına, resmi adıyla Kırım Köprüsü’nü inşa ederek buradan geçişleri tamamen denetim altına almış, Ukrayna gemilerini sıkı biçimde aramaya başlamıştır. Bu uygulama Ukrayna’nın Mariupol ve Berdyansk limanları üzerinde fiili bir ablukaya dönüşmüş ve Ukrayna’nın bu limanlarındaki gemi seferlerini yüzde 25 oranında azaltmıştır. Köprünün 33 metreden yüksek gemilerin güvenli geçişine imkan vermeyen şekilde yapılması da bu zararı büyütmektedir.

Neticede Ukrayna devleti, bu fiili durumu boşa çıkartabilmek ve Batı devletlerini soruna müdahil kılabilmek adına adeta bir kamikaze misyonuna girişmiş ve üç gemisini bu ablukayı fiilen yarmak üzere Kerç Boğazı’na yollamıştır. Rusya ise bu girişimi askeri yöntemle yanıtlamış ve bu üç gemiye el koymuş, personelini ise tutuklamıştır. Kiev’in destek beklediği ABD, olay esnasında Karadeniz’deki gemilerini Romanya’ya çekerken, sonrasında bir NATO bildirisi ile Rusya’yı kınamakla yetinmiştir. Açık bir hezimete uğrayan Poroşenko yönetimi ise Ukrayna’da sıkıyönetim ilan ederek, bunun hıncını Ukrayna’nın Rus vatandaşlarından çıkarmaya yönelmiştir.

Neticede; 1954’te Rusya ve Ukrayna sosyalist bir federasyon çerçevesinde birleşmiş iken, Rusya SFSC Kırım Bölgesi’ni gönüllü biçimde Ukrayna’ya devrederken, her iki ülkede kapitalizmin hakim olduğu bugün, Kırım, askeri güçle Rusya tarafından Ukrayna’dan geri alınmıştır. Kiev’e Neo-Nazi ruhunun, Banderacılığın(4), Moskova’ya büyük devlet şovenizminin, Çarlık özlemlerinin hakim olduğu bugün, toprak sorunlarının askeri zor dışında hiçbir çözümü de mümkün olamaz.

Dipnotlar:
1. Rus Çarı I. Aleksey ile Ukrayna Hetmanı Bohdan Khmelnytski arasında 1654 yılında imzalanan Pereyaslav Anlaşması kast ediliyor.
2. Bu toplantının tam tutanakları İngilizce ve Rusça olarak https://digitalarchive.wilsoncenter.org/document/119638.pdf?v=ecabdb82bc0bfd0e4cb2f2b44b8c4617 adresinde okunabilir.
3. Aynı yerde.
4. Stepan Bandera, Ukraynalı faşist, savaş suçlusu, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal eden Nazi ordusuyla işbirliği yapmıştır. Savaştan sonra Batı Almanya’ya kaçsa da burada KGB tarafından bulunarak cezalandırılmıştır. Bandera, bugün Kiev’e hakim olan faşist gruplar tarafından bir ulusal kahraman olarak bayraklaştırılmakta, kendilerini doğrudan Bandera’nın devamcısı olarak tanımlamaktadır. Bandera’nın resmi, Maidan gösterilerinin de temel simgelerinden birisi olmuştu.