Köln’de, 100. Yılında Ermeni Soykırımı Panel…

Köln’de, 100. Yılında Ermeni Soykırımı Panel…

 

KÖLN (19.04.2015)- Almanya’nın Köln kentinde, 18 Nisan günü, Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) “100. Yılında Ermeni Soykırımı ve Devrimci Hareket Gerçeğiyle Yüzeşiyor” konulu panel düzenledi. Panele politik aktivist, sosyalist gazeteci İbrahim Çiçek, Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) temsilcisi Nazeret Vartanoğlu ve HDP seçim çalışmasına katılan Ermeni kadın platformu kurucu üyesi Kayuş Çalıkman Gavrilov konuşmacı olarak katıldılar.

İki bölümlük panelin girişinde, 100. yılında Ermeni Soykırımında yaşamını yetirenle anıldı. Ermeni soykırımının tarihsel sürecine değinildi. Neden Ermenilerin katledildiğine ilişkin sunum yapıldı. Türkiye devrimci hareketinin Ermeni soykırımı karşısındaki, ilgisizliğine dikkat çeklidi. Devrimci hareketin gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğinin altı çizildi. Devrimci hareketin Ermeni soykırımını gündemine mutlaka alması gerektiğinin önemine değinildi ve bu konuda politikalarını belirlemelerine vurgu yapıldı.

İlk konuşmacı Nazeret; 24 Nisan’ın Ermeni soykırımının başlatıldığı gün olması dolayısıyla Ermeniler için özel ve kara bir gün olduğunu belirtti. İttihat Terrakinin önce Ermeni aydınlarını tutukladığını ve ölüm yolculuğuna çıkardığını hatırlatı. Böylece önce Ermeni halkının dili kesildiğini ve gözüne mil çekildiğini söyledi. Devlet aydınları yok etmekle, Ermenilerin sesini yükseltmesi, örgütlenmesi ve direnme imkanları ortadan kaldırdığını ifade etti. Bu yöntemle daha rahat soykırımına giriştiğini belirtti.

Dün Ermenilerin salt bu günü hatırladıklarını ve gelinen aşamada ise farklı halklar, devrimci, demokrat güçlerin bu sorunla ilişkilenmesinin sevindirici olduğunu söyledi. Ermeni halkının direnişini kırmak için aydınların tutuklandığını ve idam edildiklerini, katledilemeyenlerin ise Rusya, Suriye, Avrupa, Amerika ve Türkiye’nin değişik bölgelerine tecir yolunda sürgün edildiklerini ifade etti. Ermeni soykırımının yaşandığı tarihsel süreci anlattı.

Soykırımı yaşayan Ermenilerin ilk başlarda katliamı anlatamamış, fakat süre içerisinde yaşadıklarını diğer halklara anlatarak mal etmiş ve yansıtmışlardır. Zaman içerisinde ise Türkiye’de de soykırımının gündeme geldiğini hatırlattı. Türkiyenin değişik bölgelerine sürgün edilen Ermenilerin kendilerini gizlediklerini belirtti.

Agos gazetesinin yayına başlamasıyla birlikte, kendini gizleme ruh halinin kırıldığını, Türk devletinin bu durumda rahatsız olduğunu ve Hrant’ı bu yüzde katletiğini söyledi. Hrant’ı katletmekle Ermeni halkına gözdağı vermek istediğini belirtti.

Kayuş Çalıkman Gavrilov ise:1909′da Adana’da Klikya katliamı ile binlerce Ermenini katledildiğini ve 24 Nisan 1915 soykırımının ilk adımlarının buradan atıldığını belirtti. Değişik tarihlerden Türk devleti tarafından gerçekleştirilen katilamlara değindi. Soykırımının günümüzden devam ettiğini hatırlattı. Hrant’ın katledilmesini, askerlik yaparken Ermeni asılı bir gencin şüpheli ölümünü örnek gösterdi. Nedeni ne olursa olsun, bir halkın yok edildimesinin haklı bir gerekçesinin olmayacağını belirtti. Ermeni soykırımının esas sorumlusu devlet olduğunu vurguladı.

İbrahim Çiçek; Bir sosyalist olarak ilk kez bu başlıkla bir toplantı düzenlendiğini hatırlatarak konuşmasına başladı. Ermeni soykırımının cumhuriyetin eseri olduğunu belirtti. Aslında cumhuriyet tarihi boyunca yalanın egemen kılınmasıyla devam ede geldiğini söyledi. Neden devrimicilerin ve sosyalist hareketin Ermeni soykırımına karşı ilgisiz kaldıklarını ve bir şey yapmadıklarını eleştirdi. Tüm bunların açık tartışılması gerektiğini vurguladı.

Ermeni soykırırmının gerçeklerinin gün geçtikçe daha çok açığa çıktığını, sokırım cinayetinin işlendiği bir ülkenin ve bir egemen ulusun devrimcileri olduklarını belirtti. Bunun ulusal sorunlar bakımından her hangi bir coğrafyadan çok daha farklı bir durum olduğunu bilmek “durumundayız” dedi.

Bugün Ermeni soykırımını kabul ettirmek, burjuvazi ve egemen sınıflara karşı mücadelenin sorunlarından biri olduğunu vurguladı. Başta egemen Türk ulusunun işçi ve emekçileri gelmek üzere tüm halkların tarihi hakikatlerın bilgisiyle donatmak istediklerini belirten Çiçek, işçilerin ve ezilen halkların demokratik bilincinin gelişmesi için bunun zorunlu olduğunu söyledi. “Bu devrimimizin özünü teşkil eden politik özgürlük ve siyasi demokrasi talebinin kapsamı içerisindeki devrimci görevlerimiz” arasında olduğunu hatırlattı.

Türk burjuvazisi ve egemen sınıflarının 20. Yüzyılın girişinden günümüze işledikleri afedilmez ağır suçların sorumluluğuna işçi sınıfı ve emekçileri ve hatta devrimcileri de “ortak” ettiğine belirtti.

Çiçek; 20. Yüzyılın sonu ve 21. Yüzyılın girişinde toplumun derinliklerinden gelen bir “toplumsal yüzleşme eğilimi” sosyal, kültürel ve siyasal bir eğilim olrak kendini gösterdiğini, bu eğilimin oluşmasında devrimci hareketin dolaysız çabalarının rolünün sınırlı olduğunu kaydetmek gerektiğini vurguladı. Devrimcilerin bu gerçekliği görmesinde Kürdistan’da ulusal demokratik hareketin atılımının rolünün büyük olduğunu hatırlattı. Demokratik alevi hareketinin gelişimini de buna eklemek gerektiğini ifade etti.

ASALA’nın eylemleriyle 1980 başlarında, Ermeni soykırımını gündeme getirdiyse de, egemen sınıfların bir kez daha yalanı egemen kılmayı ve sornu gizlemeyi başardığını vurguladı.

Sovyetlerin dağılması ve Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ile birlikte, Ermeni soykırımını tekrar tekrar gündeme getirmesine yol açtığını söyledi. Sokırımdan kurtulan ve dünyanın dört bir yanına dağılan diasporadaki Ermenilerin süre gelen soykırımını açığa çıkarma çabalarının da kaydedilmesi gerektiğini belirtti.

1990′larda Hrant Dink ve Agos gazetesi çevresinde oluşan ulusal demokratik Ermeni hareketinin-Yeni Ermeni aydınlanmasının rolünün altını çizen Çiçek, Hrant’ın katledilmesinin yarattığı bilinç sıçraması ve aydınlanmayı hızlandırdığını söyledi.

Uluslararası koşullar değiştiğini belirten Çiçek, Emperyalist küreselleşmenin dünyanın ekonomik, sosyal ve siyasal çehresini değiştirdiğini, dün bastırılan gizlenen bir çok sorunun artık bastırılması, gizlenmesi yeni koşullardan kaynaklı imkansız hale geldiğini vurguladı.

Burjuvazi ve egemen sınıfların tarihle yüzleşmeyi suçlarını kabul etmeye yanaşmadırlarını belirten Çiçek, direndikçe gericileştiklerini, burujva devlet cumhuriyetinin ve Osmanlının son dönem suçlaryla yüzleşmek zorunda olduğunu söyldi. Osmanlının son dönem suçlarına cumhuriyetin kurucularınında da ortak olduğunu belirten Çicek, bunların en başında da kuşkusuz Ermeni soykırımı geldiğini. Asuri-Suryani-Keldani halkının da soykırımına kurban edildiğini, Kürt ulusal sorunu, Alevi sorunu ve diğer sorunların da…

Türk halkı, işçi ve emekçileri de kendi kendileriyle yüzleşmek zorunda olması gerektiğine belirten Çiçek, burjıvazinin işlediği suçlara ne kadar bulaştıklarını, daha da önemlisi bu işçilerin, emekçilerin demokratik bilincinin gelişmesi bakımında gerekli temel bir koşul olduğunu vurguladı. Değişik ulus ve inançlardan işçilerin, emekçilerin halklar arasında yıkılan güven duygusunun yeniden inşası ve değişik ulus ve inançlardan işçilerin, emekçilerin halkların birliği bakımından da bunun gerekli olduğunu hatırlattı. Keza milliyetçiliğin ve şovenizmin aşılması, Türk işçi ve emekçilerin Türk burjuvazisinden kopması için de gerekli olduğunu söyledi.

Ermeni soykırımı konusunda, sosyalizm ve özgülük mücadelsi yürüten güçlerin ve emekçi sol hareketin kendi tarihiyle yüzleşmesinin kaldıracına dönüştürmek zorunda olduklarını belirti. Devrimci önderlik iddiasının korunması ve geliştirilmesi toplumsal yüzleşme eğilimiyle devrimci tarzda ilişkilenmeye, devrimci tarzda buluşmaya bağlı olduğunu söyledi.

Bu yüzleşmenin devrimci ve emekçi sol harekete yeni nitelikler kazandıracağını, dönüşümlere yol açabilecek kapasitede olduğunu belirtti.

Devrimci hareketin; “Kadın sorunuyla nasıl ilişkilenildi?”, “Kürt sorunu ve Kürt ulusal devrimiyle nasıl ilişkilenildi”, Ermeni ulusal sorunu” ve “Ermeni soykırımı ile nasıl ilişkilenildi”, “Alevi-Kızılbaş sorunuyla nasıl ilşkilenildi”, sunnileri bile zorla sunnileştiren “Cumhuriyetin laiklik anlayışıyla nasıl ilişkilenildi” Asuri-Süryani-Keldani katliamı, Ezdi katliamı ve gadre ve soykırıma uğrayan diğer halklar ile nasıl ilişkilenildi sorusun soran Çiçek, her şeyden önce tarih anlayışı ve duruşunu keza emek-sermaye çelişkisi dışındaki dolaysız biçimde sınıf çelişkisi olmayan diğer toplumsal çelişkilerle ilişkilenişde açığa çıkan marksizm anlayışının sorgulanması gerektiğini belirtti. Kapsamlı bir özeleştiri, özeleştiri temelinde yeniden yapılanmak gerektiğinin altını çizdi.

Ermeni Soykırım ile “Türk burjuvazisi ve devlet yüzleşemek zorunda. Keza Türk halkı, işçi ve emekçileri Peki; Türkiyeli devrimciler, ilericiler bu yüzleşme zorunluluğunun neresinde duruyorlar? Mesela kimi devrimci ilerici çevreler, sosyalizm iddialı yapılar “Ermenilerden özür dileme” kampanyasında gerekli ve doğru tavrı alabildiler mi? Almadılarsa neden? Bunu bir tesadüf sayabilir miyiz?.. Bu soruların da işaret ettiği gibi sosyalistler, devrimciler, ilericiler, Ermeni sorunu ve soykırım gerçeği ile nasıl ilişkilendiklerini, 30 yıllık tarihleri ile yüzleşerek ortaya koymak ve mutlaka kendileri ile hesaplşmak zorundadır” diyen Çiçek, Bu; asla ihmal edilemez ve kaçınılamaz bir zorululuk olduğunu hatırlattı. Bırakalım sosyalist olmayı, tutarlı demokrat olmanın da ön koşullarından birisi olduğunu vurguladı.

İlk sosyalist partiyi Ermenilerin kurduğunu bilinmesine rağmen, “kendi tarihimizin bir parçası olarak görmedik, ilgilenmedik.Türkiye’de sosyalist işçi hareketinin Ermeni işçiler tarafından başlatıldığı, “Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi” yazarlarının hiç dikkatini çekmedi” diyen Çiçek. Sanki Türk işçi ve sosyalist hareketinin tümüyle milliyetçilikten arınmış bir halde doğmuş gibi, Ermniler ve Rumlar sözkonusu olunca “aslında milliyetçi hareketlerdi” deyip geçtiklerini belirtti. Bu konuda yapılmış araştırlmalar, genel olarak Ermeni Soykırımı’nı mazur göstermek isteyen milliyetçiler tarafından yapıldığını ve sosyalizm, Ermenileri karalamanın ve düşmanlaştırmanın aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

“Türkiye Solu, kendisini “Türk solu” olarak kavradığı bütün geçmişi boyunca kendi önünü tıkayan engelleri kendi eliyle yaratmış olduğunu, bu yüzden de egemen ideoloji ile arasında oluşturması gereken kalın çizgiyi acemice ve titrek bir elle çizmiş olduğunu ifade etti. Burada, “Kendi payımıza da önemli bir özür dileme düştüğünü görmemiz gerekiyor. Ermeniler söz konusu olunca, özür dilemesi gerekenler, yalnızca bu ülkenini egemen sınıfları ve katliamcı politikacılar değil.” dedi.

Halka karşı sorumlu olduklarını belirten Çiçek, Ezen ulusun devrimcileri olarak Türk halkına karşı sorumlu olduklarını, Burjuvazinin-egemen sınıfların Türk halkını kendi suçlarının sorumluluğuna ortak etmesini önlemek, işçi ve emekçileri, Türk halkını gerçeklerin biligisiyle aydınlatmak, bilinçlendirmek için ne kadar çalıştıklarını sordu. “Devrimci görevlerimizi yerine getirememenin sorumluluğunu taşımalıyız” dedi.

Devrimcilerin, sosyalistlerin, işçilere-emekçilere, halkalarımıza Ermeni soykırımı anlatıp teşhir edemedilerini ifade eden Çiçek, “Türk miliyetçiliğiyle, evet ırkçı Türk miliyetçiliği ile Ermeni soykırımı üzerinden mücadeleye girememişlerdir” dedi.

Ermeni soykırımı, Ermeni ulusal sorunu geçmişle uğraşmak, geçmişte kalmış bir sorunla uğraşmak olmadığını belirten Çiçek, tarih sınıflar mücadelsinin, geleceği kurma mücadelesinin bir alanı olduğunu söyedi.

İkinci bölümü soru yanıtla devam eden panele katılanlar aydınlatıcı bilgiler edindiler.