Küresel kriz, yükselen ırkçılık ve faşizm – Hüseyin TORUN

Küresel kriz, yükselen ırkçılık ve faşizm – Hüseyin TORUN

Bütün krizlerde olduğu gibi 2008 küresel finansal krizi de toplumlar ve ülkeler arasında savaşlara bile yol açacak siyasal kutuplaşmaları, ırkçılık, faşizm ve dini gericiliği beraberinde getirdi. Ancak bu son dalga, öncekilerden daha uzun sürdü, daha fazla hasarlara ve sorunlara yol açtığını hepimiz görüyoruz ve yaşıyoruz.

1 Şubat 2019 – Krizi yöneten kimse, başarı onların hamlesine kazınır.
2008 küresel finans krizinin dünya halklarına çıkardığı siyasal maliyet artan ırkçılık, faşizm ve bölgesel savaşlar dalgası oldu. Bu ırkçı-faşist siyasal dalga birçok ülkede yönetimleri ve sistemleri alt-üst etti. Faşizmi, ırkçılığı ve dini gericiliği güçlendirdi. Doğal olarak yönetememe krizi her yerde başgösterdi. Kendi alternatifini doğuramayan ve yaratamayan krizi burjuvazi yine kendisi yönetmektedir.
2008 küresel krizi dalgası, her ülkede toplumsal kutuplaşmayı arttırdı. Denge, denetleme sistemini yok etti ve yönetim krizi yarattı. İktidarı ele geçirenler görsel ve yazınsal medyanın kontrolünü de ele geçirdiler.
Göçmen ve göç krizleri, “terör” saldırıları ve ekonomik krizin devam etmesi halinde, bu yükselen ırkçı-faşist dalganın dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, diğerlerinde de iktidarları ele geçirmesini beraberinde getirecektir.
Bütün krizlerde olduğu gibi 2008 küresel finansal krizi de toplumlar ve ülkeler arasında savaşlara bile yol açacak siyasal kutuplaşmaları, ırkçılık, faşizm ve dini gericiliği beraberinde getirdi. Ancak bu son dalga, öncekilerden daha uzun sürdü, daha fazla hasarlara ve sorunlara yol açtığını hepimiz görüyoruz ve yaşıyoruz.
2008 krizinin Avrupa Birliği’nde neden olduğu borç krizi, birçok siyasal sistemin (Yunanistan, İtalya, Belçika, İspanya ve Fransa) ve iktidarın ciddi darbeler yemesine yol açtı. İspanya ve Fransa’da iki partili sistem yok oldu. Irkçı-faşist partiler güçlenerek sahneye, gücünü arttırdı ve seçimlerde oylarını arttırarak zaferler elde ettiler.
Emperyalist burjuvazi, bu süreçte halkın devlete ve iktidarlara olan güvensizliğini hafifletmek ve geçiştirmek; sarsılan iktidarlarını en az tahribatlarla sonuçlandırmak için kendisinin yönetme çarelerini arıyor. Ancak sistemdeki ve iktidarlardaki yönetememe çatlağı giderek derinleşiyor. Yunanistan, İtalya, İspanya, Fransa ve Belçika’daki gelişmeler ve müdahaleler buna işaret etmektedir. İngiltere’nin Euro sistemi ve Avrupa Birliği projesinde ayrılması da bunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Herşeye rağmen bu krizden ırkçılık, faşizm, dini gericilik ve muhafazakar sağ faydalanıyor ve güçlenerek çıkıyor. Krizden sol, sosyalist ve devrimci partilerin aynı yerde sayması ve gerilemesi söz konusu. Bu toplumsal güçlerin, sınıfların ve grupların çöküş ve kazanımlarının kaybından korkmalarına yol açıyor. Burada kim istikrar, düzen ve gelecek vaat ederse onlar kazanır. Bunu da muhafazakar sağ kitlelerin geri yanları, milliyetçi, kutsal değerleri, yabancı düşmanlığını kullanarak ve korku psikolojisi yayarak iyi başarmaktadır. Sonuca bakılırsa devrimci, sosyalist ve burjuva sol yapamadığı için aşırı sağ, ırkçılık ve faşizmin yükselişine yol açıyor. Şimdiye kadar gördüğümüz gelecek kaygısından ve alternetifsizlikten kitleler sağa kayıyor.
Irkçı-faşist güçler kültürel farkları, krizleri istismar etmeyi iyi başarıyorlar. Sosyal çalkantılar, toplumsal bozuklukları ve ekonomik krizlerin sonucunda doğan sorunların suçunu yabancılara yıkmayı başarıyorlar. Yaptıkları propaganda da kendi ülkelerini ve halklarını sadece kendilerinin savunduklarını ve koruduklarını dile getiriyorlar.
Genelde insanlarda olduğu gibi politikada da burjuvazi suçu birilerine veya birbirlerine yıkmayı severler. Irkçı-faşist güçlerde Avrupa’da göçmenler, Çin ve Avrupa Birliği gibi günah keçilerini suçlu olarak halka sunuyorlar. Böylece özellikle Avrupa’da göçmenler ve Avrupa Birliği projesi karşıtlığı üzerinden halkları korkutuyorlar. Bu propagandanın bir karşılığı ve sonuçta bir getirisi de oluyor.
Geçmişte birçok krizin yarattığı siyasal sonuçlar geçici çalkantılara yol açıyordu. Kriz sonucunda tekrar dengeler kriz öncesi duruma dönüyordu. Fakat bu krizde ortaya çıkan durum ve sonuçlar öncekilerden farklıdır. On yılı geçmesine rağmen kutuplaşma, parçalanma, çatışma, ırkçı-faşist dalga yükselmeye devam ediyor. Politikacıların söylemi ve kullandığı dil çatışma dilidir. Irkçılık ve faşizm en parlak dönemlerini yaşıyor. Uzlaşma yok. Uzlaşmak için kaybetmek lazım. Kazanacağına inananlar asla uzlaşmazlar. İnsanlığın en saf hali olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik hali yok olmaktadır. Kazandığını düşünen ırkçılık ve faşizm toplumsal yıkımı üretiyor ve duvarlarını örüyor. Mevcut iktidarlar ve sistemler bir şoktan diğerine sorunlar üretmeye devam ediyorlar. Şimdiye kadar ırkçı-faşist dalgaya direnen ülkelerde artık bu dalgaya kapılmaktadırlar. Politikada savaş naraları, tekdit, şantaj ve birbirini kollama naraları atılıyor.
Krizin yarattığı politik atmosferin sonucu olarak;
  • 2014’de Hindistan’da milliyetçi Hindistan Halk Partisi,
  • 2015’te Polonya’da aşırı sağcı Hukuk ve Adalet Partisi
  • 2016’da Filipinler’de Rodrigo Duterte,
  • 2016’da ABD’de Donal Trump,
  • 2018’de Türkiye’de politik İslamcı, ırkçı-faşist Erdoğan 2. Kez
  • Macaristan’da Victor Orban 3. Kez,
  • Avusturya’da aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi iktidar ortağı,
  • İtalya’da aşırı sağcı ve ırkçı-faşist blok Kuzey Ligi seçimlerde başarı elde ederek ve yükselerek çıktılar. Ya iktidar ortağı oldular ya da iktidarı tek başına ele geçirdiler. İlk kez dünyada bu kadar fazla ırkçı-faşist ve dinci lider aynı anda iktidardadırlar.
Irkçılığın ve faşizmin en önemli başarısı dünyayı, ülkeleri ve toplumu kutuplaştırmanın ön koşulu olan krizi yönetmeyi başarmasıdır. Irkçılar, faşistler ve dinciler milliyetçiğe, dine ve yabancı düşmanlığına vurgu yapıyorlar. Bununla hoşnutsuz olan geniş kitlelere kimlik, kutsallık duygusu, gelecek korkusu duygusu yaratıyorlar. Böylece kitlelere bir tek kendilerinin yakın olduğunu dile getiriyorlar.
Irkçılığın ve faşizmin yükselişinin yarattığı sonuçlar köklü ve yapısaldır. Sorunları çözmek için çaba göstermezler. Göztermezler çünkü, bu sorunların doğmasına neden olanlar ve yaratanlar kendileridirler. Bu sorunları derinleştirerek, sonuçları üzerinden nemalanarak çıkarlar. Irkçı-faşist ve dinci politikacılar, terörü, terör saldırılarını, göç ve göçmenleri, mülteci akışını, kültürel ayrışmaları, toplumsal ayrışma ve yıkımı, ekonomik sorunları genişletir, derinleştirir ve kendi ırkçı-faşist ve gerici iktidarlarını kalıcılaştırmak için değerlendirirler. Bu krizin halen devam ediyor olması Çin ve Rusya, AB ve ABD’nin serbest piyasa ekonomisine karşı otoriten bir alternatif sunması; AB ve ABD’nin ortalama gelirde durgunluk ve eşitsizliğin derinleşerek artmasının getirdiği alternatifsizliktir.
Şu anki küresel krizin yarattığı istikrarsızlık ve güvensizliğin ne kadar devam edeceğini kestirmek çok zor. Ancak bunun ardından yeni bir küresel krizin çok ciddi bir tahribat yaratacağı, bir dünya savaşına yol açacağı, dünyayı ırkçı faşistlerin ve mollaların diktatörlüğünün faşist iktidarlarının yöneteceğini görmek gerekir.
* Hüseyin Torun : İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu (İGİF) Eşbaşkanı