Sarı Yelekliler: Kitle hareketinde saldırı dönemi – Arif ÇELEBİ

Sarı Yelekliler: Kitle hareketinde saldırı dönemi – Arif ÇELEBİ

Kuşkusuz salt bu biçimde isyan yürütülemez. Devletin daha sert saldırıları daha kararlı merkezler oluşturmayı, harekete devrimci bir program kazandıran bir politik organizasyonu kurmayı gerekli kılacaktır ya da kılmalıdır. Bu bir süreç işidir ve ardışık çok sayıda isyanın sonunda gerçekleşebilir. Elbette harekete katılan devrimci güçlerin etkisi bu süreçte belirleyici olacaktır. Bu devrimci güçlerin devrimci karakteri bu yeni süreci anlama ve kavrama düzeyleri tarafından belirlenecektir. Bu demektir ki harekete akıl veren değil, hareketten akıl alan, aldığı bu akılla harekete bilinç katan bir devrimci dinamizmle sürece etki edilebilir.

11 Aralık 2018 – Dördüncü eylemden sonra burnu sürtülen Macron “ulusa sesleniş” konuşmasıyla Sarı Yelekliler isyanını muhatap almak zorunda kaldı. Asgari ücrete 100 Euro zam yapılacağını, 2000 Euro’dan az emekli maaşları ve mesai ücretlerinden vergi ve harç kesintilerinin kaldırılacağını açıkladı. Bunların dışında patronlara yılda bir maaş ikramiye vermeleri için ricada bulunacağını söyledi. Halkın en büyük beklentisi olan servet vergisinin geri getirilmesinin ise mümkün olmadığını belirtti.

Bu kırıntıların isyanı durdurması mümkün değil. Hareket başlarken kartopu idi giderek bir çığa dönüştü.

KİTLE HAREKETİNDE YENİ DÖNEM

Mücadele sonuç getirdi, önce benzine ve motorlu araçlara konan ek vergiler kaldırıldı, bunlar isyanı durdurmaya yetmeyince yeni tavizler verildi. Küçük de olsa mücadelenin ürünü olması bakımından önemli bir kazanım. Yine de bunların ne halkın derdine deva olması ne de isyanı durdurması mümkün. Emekçiler, sermayenin son otuz-kırk yıllık saldırıları altında öyle bir noktaya itildi ki bir eylemcinin belirttiği gibi “artık yaşamak için değil, hayatta kalmak için çalışır” hale getirildi. Asgari ücrete yüz Euro ek yaparak bu durum aşılamaz. Çok daha köklü önlemler gerekli.

Fakat hiç bir burjuva hükumet bu köklü önlemleri alamaz. Bugünkü sermaye düzeninde bu tür önlemler bir devrimle gerçekleşebilir ancak. Çünkü sermaye yalnızca Çin’de, Tayvan’da, Mısır’da, Meksika’da, Türkiye’de değil İtalya’da, İspanya’da, İngiltere’de, Japonya’da, Almanya’da, İsveç’te, Fransa’da da ucuz iş gücü ile hayatta kalabiliyor. Onun sürekli teknoloji geliştirerek artıdeğeri çoğaltma çağı kapandı. Dünyanın her yerinde ucuz iş gücü ve mali asalaklık dışında bir besin kaynağı yok. Sermayenin hayatta kalması ucuz iş gücü sömürüsü ile mümkün. Bangladeş’te işçiler açlık sınırında çalıştırılırken Fransa’da, İngiltere’de eski “rahat” günler devam edemezdi. Marks zamanında İngiliz kapitalizmi henüz kapitalistleşmemiş dünyanın geleceğini temsil ediyordu. Nihayet bütün dünya İngilizleşti. O dönem kapandı. Şimdi Bangladeş ve benzeri ülkeler kapitalist dünyanın geleceğini temsil ediyor. Kuşkusuz tıpkı bütün dünyanın kapitalistleşmesi gibi bu da bir süreç. Fransa emekçileri, ezilenleri yavaş yavaş bunu anlamaya başladı. Karşı çıkmaz, mücadele etmez, savaşmazlarsa Fransa, onlar için Bangladeş olacaktır.

Fransa’da kitle hareketi dönem dönem yükseldi. Dönem dönem militanlaştı, yıkıcı oldu. Fakat son 30-40 yıldır hareket hep savunmada kaldı. Sermaye saldırdı, kitle isyanı bu saldırıyı durdurmaya, durduramayınca da törpülemeye çalıştı. “Kazanmak” fikri yerini “kaybı azaltmak”a bıraktı. Sarı Yelekliler isyanı bu bakımdan bir dönüm noktasıdır. “Kazanmak”, sermayeye geri adım attırmak bilinci yeniden yeşerdi. “Asla vazgeçmeyeceğiz” bu yeni bilincin şiarı oldu.

Bu saldırı henüz sermaye düzenini ortadan kaldırmayı hedeflemiyor. Yine de bu, kitle hareketinin savunmadan saldırıya geçtiği gerçeğini değiştirmiyor. Talepler ücretlere zam, vergilerde indirimin ötesine geçti. Zenginlerle fakirler arasındaki eşitsizliğe öfke giderek çoğaldı, sınıf kini bilendi. Gösterilerde artan militan kitle şiddeti üzerinden isyanı karalamaya yönelik bütün girişimler en barışçıl göstericiler tarafından dahi boşa çıkarıldı. Bunlardan biri şöyle diyor: “onlar mali acıya, kabul edilemez hasara dayanıyor. Fakat Fransızların fiziksel ve psikolojik acıları hakkında konuşmuyorlar.” kendiliğinden sınıf bilinci ve öfkesi bundan daha açık ifade edilebilir mi? Sermayenin ideolojik araçları iflas etmiş durumda.

KENDİLİĞİNDEN SINIF BİLİNCİ YENİDEN YEŞERİYOR

Gelişmiş kapitalist Avrupa ülkelerindeki işçi sınıfının kendiliğinden sınıf bilinci emperyalist küreselleşme sürecinde dumura uğramıştı. Gerçekte artık geçmişte kalan, sermaye ile uzlaşma döneminin bilinci, siyaseti, örgütleri, mücadele biçimleri yürürlükteydi. Bunların her birinin zemini ortadan kalkmıştı. Sarı Yelekliler isyanı ile birlikte bunların eski biçimlerde varlığını sürdürmesi mümkün değil. Onların bu “geçmişe ait”likleri nedeniyledir ki bu isyanı anlamaları, bu isyanı sürüklemeleri ya da bu hareket adına konuşmaları mümkün değil. Bu nedenle sendikaların Macron’la görüşmesi harekete dair bir sonuç doğurmaz. Sendikalar için 100 Euroluk bir taviz çok önemli, çünkü onlar son bir kaç on yılın hep kaybedeni oldukları içi bu büyük bir adım. Bu “eski kafalar” vergilerdeki geri adımdan ve asgari ücretteki bu artıştan sonra Sarı Yeleklilerin hala tatmin olmamasına ve yeniden eylem çağrılarında bulunmasına anlam veremiyorlar. Onlar için sermayenin küçük tavizleri büyük nimet, fakat eyleme geçen emekçiler için ise sermayenin önlerine attığı kırıntılara sevinmek anlamsız, “haysiyetle yaşayabileceğimiz bir Fransa istiyoruz” diyorlar. Fark tam da burada, biri 100 Euro koparmanın sevincinde diğeri “haysiyet”in. Sarı Yelekliler isyanı içinde yeni bir kendiliğinden sınıf bilinci yeşeriyor. Bu henüz kendi gerçeğini anlama, sermayenin devletini tanıma, kendisi ile sermaye arasına kalın çizgi çekme aşamasındaki bilinç. Devlet saldırdıkça biçim kazanıyor, sermaye taviz verdikçe kendine güveni artıyor.

YENİ BİR DEMOKRASİ ARAYIŞI

İsyanın başlıca iki talebi var. İlki insanca yaşayabilecekleri bir ücret ve sosyal haklar, ikincisi halk demokrasisi. Genellikle birincisi önde, asgari ücretten, emekli maaşlarından, vergilerden söz ediliyor. İkincisi ise genellikle arka plana itiliyor. “Macron istifa”, isyanın en öne çıkan sloganlarından. “Macron istifa” da yerine kim gelsin sorusunun yanıtsız kaldığı belirtiliyor çoğunlukla. Macron bir simge, sermayenin temsilcisi, kendisi de patron, istifa ettirilmesi önemli bir kazanım olacaktır. Buna karşın isyancıların talebi bununla sınırlı değil. İsyancılar her yerde komiteler kurdular. Kararlar bu komiteler üzerinden alınıyor. Henüz hepsi tek bir ağ içinde birleşmiş değil ama birbirini tamamlayan bir ilişki içindeler. Başlıca ortak taleplerden biri referandumlar yoluyla halkın siyasi sürece doğrudan katılması. Bu İsviçre’deki gibi bir referandum biçimi değil, ondan daha ileri. Halktan her hangi bir bireyin, belirli bir halk desteği alması koşuluyla yasa teklifinde bulunması ve bu teklifin halkoyuna sunulmasını içeriyor. Bu, burjuva temsili demokrasinin aşılması yerine bir çeşit doğrudan demokrasinin geçirilmesine, halkın siyasi sürece dört beş yılda bir birer seçmen olarak değil yasa yapıcı ve onaylayıcı olarak katılmasına yönelik bir arayış.

Bu kitle hareketinde saldırı döneminin politik karakterini ortaya koyuyor. Bu henüz yeşermekte olan bir bilinç, henüz sermaye egemenliğine son vermeyi hedeflemiyor ama burjuva temsili demokrasinin de ezilenler için bir anlam ifade etmediğini gösteriyor. Bu arayışın bir ileri aşaması yeni tipte Sovyetlerin ortaya çıkmasıdır. Sovyetler burjuva demokrasisinden bin kat daha demokratik olsa da temsili nitelikteydi. Yeni biçim aşağıdan yukarı halk meclislerinin yanı sıra bütün halkın siyasi sürece aktif olarak dâhil olduğu yeni bir doğrudan demokrasi biçimidir. Son dönemlerde ortaya çıkan pek çok isyanda olduğu gibi Fransa’daki Sarı Yelekliler isyanında da bu yeni biçim arayışı güçlenmektedir. İsyanın oluşturucu politik içyapısı da bunu ortaya koyuyor. İsyanı sürükleyen merkezi bir önderliği yoktur ama isyan adına karar alan bir komiteler zinciri vardır.

İSYANA NASIL YÖN VERİLEBİLİR

Kuşkusuz salt bu biçimde isyan yürütülemez. Devletin daha sert saldırıları daha kararlı merkezler oluşturmayı, harekete devrimci bir program kazandıran bir politik organizasyonu kurmayı gerekli kılacaktır ya da kılmalıdır. Bu bir süreç işidir ve ardışık çok sayıda isyanın sonunda gerçekleşebilir. Elbette harekete katılan devrimci güçlerin etkisi bu süreçte belirleyici olacaktır. Bu devrimci güçlerin devrimci karakteri bu yeni süreci anlama ve kavrama düzeyleri tarafından belirlenecektir. Bu demektir ki harekete akıl veren değil, hareketten akıl alan, aldığı bu akılla harekete bilinç katan bir devrimci dinamizmle sürece etki edilebilir.

Her yerde Sarı Yelekliler’in kurdukları komitelere katılmak ya da olmayan yerlerde bu komiteleri oluşturmak, karar alma süreçlerine buradan katkıda ve etkide bulunmak Fransız olsun olmasın bütün komünistlerin görevidir.

Tam da burada Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistlere özel görevler düşüyor. İsyanın en zayıf noktalarından biri banliyölerin öfkesini ve yıkıcı kuvvetini kapsamamasıdır. Görüldüğü kadarıyla isyan henüz “beyaz”dır. Siyahlar ve esmerler henüz kıyılardadır. Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistler göçmenler arasında Sarı Yelekliler komitelerini örgütleyerek isyanın katılımcısı olmanın ötesine geçerek bileşeni haline gelmeli, bu yoldan genel olarak diğer ülkelerden göçmenleri isyanla buluşturmada bir köprü olmalıdır.