Seçimin düşündürdükleri ve HDP – Akın OLGUN

Seçimin düşündürdükleri ve HDP – Akın OLGUN

HDP’nin seçim tutumu, birçok kesim içerisinde hala tartışılıyor. HDP’nin, Kürt illerinde kayyumlarla gasp edilen belediyeleri geri almayı, Batı’da ise demokrasi güçlerinin elini güçlendirmeyi ve “Milli İttifak” olarak kendini tanımlayan CHP ve İYİ Parti’nin karşısına (Batı’da) aday çıkarmayarak, iktidarın yerelde gücünü kırmayı ve geriletmeyi hedef alan bir stratejiyi benimsemis gözüküyor. Bu strateji, partinin yetkili isimlerince, farklı şekillerde ifade edildi.

HDP’nin, seçimin “kilit partisi ” olduğu şeklinde birçok yazı ve yorum ise her gün ve sıklıkla dile getiriliyor.
Türkiye’nin en etkili muhalefet partisi olma özelliğinin, “kilit parti” seviyesine çekilmesi, AKP-MHP ittifakı ile CHP-İYİ Parti ittifakı arasında dengeyi değiştirecek bir “araç” olarak dile, yazıya, yoruma yerleştirilmesi sadece can sıkıcı değil, aynı zamanda HDP’nin tüm seçimlerde, ağır bedellerle kazandığı ve milyonların umudu olmayı başardığı muhalefet çizgisini zedeleyen bir görüntü vermesi yanıyla da uyarıcı.

HDP’nin ilkeler partisi olduğu ana vurgusu ve pratiği onu en güçlü kılan şey oldu. Toplumsal muhalefetin geniş kesimlerinin baskı ve zor yöntemleriyle zayıflatılan refleksini, yeniden omuz omuza demokrasi mücadelesi içerisinde yükseltmesi, “BİZ” diyerek bu mücadeleyi kazanıma dönüştürmesi ve sadece iktidarı değil, bir bütün olarak statükoyu sallayan politikaları ve açığa çıkardığı “Yeni Yaşam” enerjisini tüm Türkiye’ye akıtması, HDP’yi olmazsa olmaz bir parti haline getirdi.

Hiçbir kesimin yok sayamaması çok anlaşılır oluyor bu nedenle.
Kürt siyaseti, sadece Kürt eksenli bir politikayı hedeflememiş, daha büyük bir düşüncenin öznesi olmayı başarma stratejisi ile kitlelerin karşısına çıkarak, Türkiye’nin dört bir yanında bastırılmış umutlara ve gerçek bir muhalefet özlemine karşılık gelmiştir.

Bir “tehdit” ve “tehlike” olarak algılanması ise yine aynı hızla karşıtlarını farklı zeminlerde buluşturmayı sağlamıştır. En sağından soluna bu algının farklı yansımaları olduğu, her seçim tartışması öncesi yaşandı, göründü.
Karşıt ittifakların, taktiklerin, stratejilerin HDP’yi geriletme, meşruluğunu sarsma, inandırıcılığını zedeleme ve “geldikleri yere gönderme” yani, sadece “mesele” olarak gördükleri “Kürt alanına” sıkıştırma tavrı, kendilerini “beka” içinde buluşturmuş, tanımlamıştır.

Evet, nasıl olur da Kürt siyaseti, tüm Türkiye’nin özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ana gövdesi haline geliyor? “Hiç böyle bir şey olabilir mi?”
Türkiye solu ve demokrasi güçleri ile kurulan bağ ve bu bağın yarattığı etki, bir tarafta solu HDP’den koparma, diğer tarafta ise HDP’yi soldan koparma şeklinde, özellikle HDP üzerinde baskı ve şiddetin arttığı, politik sıkışmaların yaşandığı dönemlerde kendine zemin bulmuştur.

HDP, Türkiye siyasetinin en “zor” partisi olduğu kadar, önüne çıkan tüm zorlukları aşma konusunda da gözü kara en iradeli partisidir diyebiliriz.

Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere, tüm parti emekçilerinin ve mücadele geleneğinin bugüne taşıdığı deneyimin payı bunda büyük.

Şimdi yeni bir seçim ile karşı karşıya HDP.

Batı’da iktidara kaybettirme, Kürt illerinde ise gasp edilen tüm belediyeleri kazanma stratejisi ile sonuç almayı hedefliyor.

Batıda iktidara kaybettirme, yani kendisini “millet ittifakı” olarak tarif eden CHP ve İYİ Parti’nin, “Cumhur İttifakı” olarak kendini tanımlayan AKP-MHP ittifakı karşısında elini güçlendirme, Kürt illerinde ise gasp edilen tüm belediyeleri yeniden alarak, AKP-MHP bloğunu hezimete uğratma olarak özetlenebilir bu hedef.
Bu durumda akla bir çok soru geliyor.

HDP, ülkenin batısını ve kendisine inanmış tabanını, seçmenini, CHP-İYİ Parti ittifakına “mecbur” bırakmış olmuyor mu?

AKP-MHP ittifakını geriletecek olan şeyin, onun karşıtı-mış gibi görünen CHP-İYİ Parti ittifakı mı olduğu düşünülüyor?

İktidarın, HDP’siz Kürtler talebi ile karşıt-mış gibi gözükenlerin Kürtlersiz HDP talebi arasında nasıl bir fark görülüyor?

Elbette soruları çoğaltmak mümkün ve elbette hepsine “makul” cevaplar vermek de öyle.

Lakin HDP’nin çıkış iddiası ve seçmenine dair yükümlülükleri ile bugün seçim taktiği olarak kendisini konumlandırdığı alan arasında çok ince bir çizgi var.

İktidarın, ana muhalefetin ve sırtında taşıyarak “bir şey” haline getirdiği İYİ Parti’nin , HDP’yi “kriminalize” etmekteki söylem birliğine, HDP seçmenine “onay” verdirecek seçim taktiğinin, duygusal bir kırılmayı beraberinde getireceğini, unutmamak gerekir.

İktidarın ve ana muhalefetin “HDP seçmeninin oylarına talibiz” diyerek iştah buyurmaları elbette anlaşılır lakin bu halin, HDP’nin seçim taktiğinin bir boşluğu olduğu ve o boşluktan ortama sızdığı gerçekliği üzerine de düşünülmelidir.

HDP’nin binlerce üyesi cezaevinde.

HDP’nin geniş kitlelerde karşılık bulmasında ve politikalarının hayata geçirilmesinde büyük payları olan eski Eş Genel Başkanlar Demirtaş ve Yüksekdağ cezaevinde.

Milletvekilleri cezaevinde.

Belediye Eş Başkanları cezaevinde.

Baskı, zor ve korku ortamının en ağır bedelini ödeyen bir HDP gerçekliği var karşımızda.

Demirtaş mahkeme savunmasında, bir savcının kendisine “hükümetin istediği çizgiye gelirseniz sorun çıkmaz” dediğini hatırlatarak, iktidarın asıl yöneliminin HDP’nin çizgisine olduğunun, devletin tüm imkân ve olanaklarının bunun için seferber edildiğinin altını çizdi kamuoyu önünde.

Bu yanıyla mesele sadece AKP-MHP ittifakının geriletilmesine indirgenmemeli.

Süreç, HDP’nin ilkelerinin korunması ve daha fazla sahiplenilmesi sorumluluğunu da yüklüyor HDP yöneticilerinin omuzlarına ve elbette seçmenlerine.

Meseleye buradan bakıldığında, HDP’nin ülkenin her yerinde kendi adaylarıyla seçmeninin karşısına çıkması, ittifaksız ittifak yerine ise daha somut ve elini daha çok güçlendiren bir seçim stratejisi ile siyasi arenada gücünü hissettirmesi temel alınabilirdi.

HDP’yi ve milyonlarca seçmenini, Kürt illerinde esas, Batı’da ise “usul” pozisyonuna düşürebilecek bir algının, HDP’nin geleceğini etkileyeceğini ve böylesi bir algıyı oluşturabilecek her türlü söylem ve eylemin, yarın için bir kırılma yaratabileceğini unutmamak gerekir.

HDP, Haziran seçimlerinden başlayarak , devletin statüko, baskı, şiddet ve şovenizmle harcı karılmış gövdesinde kocaman bir delik açmış ve açılan o delik, “olmaz” denileni “olur” haline getirmiş ve kanıtlamıştı.

Tüm baskıya, şiddete rağmen katlanarak büyüyen ve toplumun çok farklı kesimlerince sahiplenilen HDP’nin, halklardan, özgürlüklerden, barıştan ve demokrasiden yana olan her kesimin sesi olmayı başarması, derslerle dolu bir kazanım olduğu bir kenara mutlaka not edilmelidir.

Devletin tüm bileşenleri, gövdede açılan bu deliği kapatmak için kenetlendiler elbette. Artık bir maskeye de ihtiyaç duymuyorlar.

“Anayasaya aykırı ama evet” diyeni de, “hadlerini bildireceğiz” diye bağıranı da, “terör partisi bunlar, yerleri cezaevi” diye şakıyanı da, “hadi önce PeKaKaYı kına, terör örgütü mü onu söyle” diyerek tetiği çektireni de bir arada.
İstedikleri şey çok açık.

Kürtler, kendilerine çizilen “siyaset” sınırı içinde kalacak, sol, ilerici, devrimci güçler ise onlardan ayrıştırılacak ve dernek, parti, sendika binalarına kitlenecek ve ortalık şoven, milliyetçi, militarist kesimin hâkimiyetine bırakılacak.
Bu bir irade savaşını tarif ediyor ve operasyonlarla yarattıkları boşluğu doldurarak irade savaşını kazanmak istiyor elbette iktidar.

Politika ve siyaset yapma zemininin zayıfladığı her yerde, moral bozukluğu, sekterlik, dedikodu, iç çekişmeler ve günü kurtarmaya dönük bir ruh halinin hâkim olacağını bilecek kadar karşı mücadele birikimine sahip bir güç var karşınızda. Bu yüzden ne operasyonlar bitecek, ne hileler.

Dengeleri CHP-İYİ Parti lehine dönüştürecek hamleler de bu durumu tersine çevirmeyecektir düşüncesindeyim.
Yönetememe krizine eklenen ekonomik kriz ve dağ gibi büyüyen sorunların bir erken seçimle de ortadan kalkmayacağı, aksine faşizmin toprağa kazık çakacağı ve “beka” diye diye ortaklaşanların, baskı, zor yöntemleriyle ayakta kalmaya çalışacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerek.

İktidar kavgası ve devleti yönetme savaşı, kriz dönemlerinde daha çok görünür olur ve elbette baskı ve zor aşağıya dayatılır ama aşağıyı baskılamak için uyguladıkları zor araçları yeterli gelmediğinde mutlaka birbirlerini yiyecekleri hamlelere de girişecekler.

İktidar kavgasına değil, halkların karşı karşıya kalacağı felaketlere odaklanmak, örgütlenme modelleri geliştirmek ve olası yaşanılacak her şeye hazırlanan bir bakış açısıyla, enerjiyi direnişe kanalize etmek, belki de bugünden yarına en doğru olan şeydir.

Leyla Güven’in tecride ve bütün olarak tüm yaşananlara karşı bedenini açlığa yatırarak ortaya koyduğu direniş, gördüğü tehlikeye bir iradi müdahale etme zorunluluğundan ortaya çıktı belki de. “Benim kişisel özeleştirimdir” diyerek tarif ettiği açlık grevinin toplumsal, siyasal ve kültürel alanda oluşan tüm zayıflıklara büyük bir itiraz sunduğuna dair hakikati, hissetmeyen var mı?

Korkuya alıştırmaya, bağımlı kılmaya çalışan ve her gün yeni bir korku deneyiyle karşımıza çıkan iktidarı durdurabilecek, onu geriletecek ve cesareti örgütleyecek bir çizginin ya gerisinde, ya önünde olacak siyaset.
Bu seçimler bize hangisini sağlayacak diye düşünmeden edemiyor insan.

Medyablok.net