Suriye krizinde Minbic düğümü

Suriye krizinde Minbic düğümü

Bir hafta öncesine kadar koalisyon güçleriyle ortak hareket eden Kuzey Suriye yönetimi, ABD’nin çekilme kararı vermesi ve koalisyonun diğer ortaklarının birlikte harekete ilişkin net bir tutum takınmaması yüzünden kaynar kazan halindeki Suriye siyasetinde bir anda tek başlarına kaldılar.

Türk devletinin tehdidi altında Kuzey Suriye yönetiminin bu şekilde yanlız kalmasının bölge siyasetini nasıl etkileyeceği merak edilirken, Suriye rejiminin Minbic hamlesi geldi. Bölge dengelerini ve siyasetini bir anda alt üst eden bu hamle ne anlama geliyor? Kuzey Suriye yönetimi ve Kürtler, Suriye’de iç savaşın başladığı ilk günden beri sorunun Suriye içinde çözülmesi temelinde ele aldılar. İç savaş boyunca da Suriye rejimiyle dönem dönem kısa süreli sürtüşmeleri olduysa da bu ciddi bir savaşa dönüşmedi.

İç savaşın geride bırakılan yedi yılında ne Kuzey Suriye yönetimi ne de Kürtler hiçbir zaman Suriye’den ayrılma, ya da bağımsız devlet kurma gibi taleplerde bulunmadılar. Talepleri her zaman demokratik, farklılıkların tanındığı ve kendini kültürel ve siyasal olarak ifade edebildikleri bir Suriye oldu. Suriye bayrağıyla ise hiçbir zaman sorunları olmadı. ‘Kuzey Suriye yönetimi devlet istiyor, ayrılmak istiyor, ayrı ordu istiyor’ gibi söylemler daha çok Suriye rejimi ile Kuzey Suriye yönetimi arasında gerginlik yaratmak için Türk devleti ve ona bağlı grupların karşıt söylemleriydi.

Aslında ABD’nin bölgeden çekilmesinden sonra Suriyeli tarafların bir araya gelmesini engelleyen dış güçlerin sayısının azalmasıyla Kuzey Suriye yönetimi ile Şam yönetiminin daha rahat bir araya gelmelerinin güçlü zemini oluştu. Suriye ordusuna bağlı askeri güçler bu görüşmelerin sonucunda Minbic’in savunmasında rol aldılar. Fakat Türk basınında dile getirildiği gibi ‘Suriye Minbic’e bayrak dikti’ tarzında bir durumdan söz etmek mümkün değil. Şu an Rusya ve Suriye rejimine bağlı askeri güçler bir tek Minbic Askeri Meclisi ile Türk devletine bağlı gruplarının arasında sınır olan Sacur suyunun kenarındaki Ariman köyü civarlarına yerleşmiş durumdalar. Ariman köyü Minbic Askeri Meclisi savaşçıları ile ÖSO’cular arasındaki sınırın sadece bir köşesini oluşturuyor. Sacur suyunun büyük kesiminde hala ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri var. Buna rağmen Suriye rejim güçleri ve Rusya’nın bu hamlesi bölge dengelerinde yeni bir durumu ortaya çıkardı.

Hatta bu durumun Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda gelişen sıcak ilişkilere dahi yansıması muhtemel. Şunu da eklemek gerekir ki, Türk basınında çokça yer alan ‘Suriye rejimi Minbiç’e bayrak astı’ söylemleri, gerçekliği olmayan asparagas haberlerin ötesine geçmiyor. Bu tür propagandalarla ‘Kuzey Suriye yönetimi teslim oldu’ gibi bir algı yaratılarak, kitleler üzerinde psikolojik üstünlük sağlanmaya çalışılıyor. Ancak böyle dahi olsa ne Kürtlerin ne de tüm Kuzey Suriye ve Minbic yönetiminin Suriye bayrağıyla şimdiye kadar bir sorunları olmadı. Böylesi bir bayrağın Minbic’de ya da başka bir yerde görülmesi çok abes bir durum değil. Kamışlo’da da Suriye rejiminin denetimindeki havaalanı ve gümrük kapısında Suriye bayrağı dalgalanıyor.

Hemen yanında da Kuzey Suriye yönetiminin bayrağı. Minbic’de de önemli olan Suriye bayrağının görülmesi değil, yanında Minbic Askeri Meclisi ya da Kuzey Suriye yönetimin bir bayrağının olup olmayacağıdır. Tabi şu ana kadar Suriye rejimi ile Kuzey Suriye yönetimi arasında Türk devleti ve ÖSO’cuların tehdidine karşı askeri ortaklık gözlemlense de siyasal olarak nasıl bir ilişkinin olduğu hala belli değil. Siyasal ortaklık ya da anlaşmalarda tabi ki tarafların güç oranları önemlidir. Bu noktada Kuzey Suriye yönetimi, ABD’nin aniden çekilmesi ve Türk devletinin tehditiyle karşı karşıya olması yüzünden bir baskı altında.

Suriye rejimi ve Rusya da bundan yararlanarak Kuzey Suriye’yi Türk devletine bırakmama, ancak en az kayıpla Kuzey Suriye yönetimiyle anlaşmaya varmayı deneyecektir. Türk devletinin tehdidini bir kılıç gibi masada tutacaktır. Sürecin gidişatını Türkiye de dahil Suriye’de rol alan tüm aktörlerin diplomatik ve askeri hamleleri belirleyecektir. Kuzey Suriye yönetiminin elindeki en önemli kart ise Rusya ve Suriye rejimi anlaşma kabul etmez ise Türk devleti ve ÖSO’cuların olası saldırısına karşı ‘Afrin’de olduğu savaşırız’ kartıdır.

Bu şu anlama geliyor; “Savaşırız savaşabileceğimiz kadar. Kazanırsak kazanırız. Kaybedersek bizimle birlikte sonuçlarına siz de katlanırsınız.” Çünkü Türk devletinin Afrin operasyonunda Kürtler savaşarak geri çekildiler, ama Suriye rejimi de kolay uzlaşabileceği bir güç yerine Türk devleti gibi Suriye topraklarında yayılma amacı güden bir devletin ve rejimi devirmeyi amaç edinen anlaşması zor, ÖSO’cuların tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Benzer bir durumun Kuzey Suriye’nin tamamında yaşanması Suriye’deki krizi daha da içinden çıkılmaz bir hale getireceği kuşkusuz. Minbic cephesinde Kuzey Suriye ve Suriye rejimi tarafında bunlar yaşanırken, Türk ordusu ve ona bağlı grupların tarafında da belli bir hareketlilik söz konusu.

Askeri olarak Sacur suyunun hemen karşısında yığınak yapmışlar. Ancak bir taraftan ABD güçlerinin hala bölgede devriye gezmesi onları engellerken, diğer taraftan Rusya ve Suriye rejimi askerlerinin bölgeye yerleşmeye başlamaları onları endişelendiriyor. Üstelik diplomatları Akar-Fidan-Kalın’ın da şimdiye kadar onlara bir sonuç bildirmemeleri yüzünden hala askeri bir strateji belirleyebilmiş değiller. Bundan kaynaklı olarak da bir yığın gibi duruyorlar. Tüm bu belirsizlik ve bekleyiş içinde özellikle de Minbic’de gergin bekleyiş birkaç gün daha sürebilir.

Özellikle hem Kuzey Suriye hem de Türk devletinin diplomatlarının dönmesinden sonra bölgede gerginlik daha da tırmanabilir. Türk devletinin, ciddi bir harekatı gelişmese dahi, grupları eliyle çeşitli provakatif saldırılar yapması ihtimal dahilinde. Ancak ABD’nin çekilme kararı sonrası Kuzey Suriye ve Suriye geneli için tarafların planları ve stratejileri hala tam netlik kazanmış değil. Bundan kaynaklı ne Minbic’de ne de diğer bölgelerde kimin kimle ve nasıl hareket edeceği hala belli değil.

Nihat KAYA – Yeni Yaşam Gazetesi