Türk solunun aşağılık kompleksi: Kemalizm

Türk solunun aşağılık kompleksi: Kemalizm

Türkiye’nin bugüne taşınan ne kadar hastalığı varsa bunlar cumhuriyetin ilanı ve 24 anayasası ile zuhur etti. Cumhuriyetin ilanı sonrası birinci meclis döneminde elde edilen bütün burjuva demokratik kazanımlar ortadan kaldırıldı. Kürtlere verilen demokratik özerklik sözü yerini inkâr ve soykırıma bıraktı. İşçi sınıfı ve köylülük üzerinde muazzam bir sömürü ve devlet zulmü rejimi kuruldu.

Arif ÇELEBİ

12 Kasım 2018 – Cumhuriyetin ilanı bir karşı devrim hareketi, karşı devrimci bir darbedir. M. Kemal bu darbenin lideridir. Ancak tarih bilincinden yoksun biri Cumhuriyet ilanı ve sonrasında M. Kemal’i bir devrimci ve ilerici olarak yorumlayabilir.

Bir solcunun M. Kemal’i övmesi ideolojik değilse bir psikolojik vakadır ki bunun adı aşağılık kompleksidir. Kesinlikle tedavi edilmesi gerekir. Sorun psikolojik değil de ideolojikse bu Türkiye’nin ilerici birikimine açık bir saldırıdır.

Kemal Okuyan “Mustafa Kemal Olmasaydı” başlıklı bir yazı yazdı.

“Mustafa Kemal olmasaydı…Cumhuriyet o yıllarda ilan edilmezdi. Cumhuriyet fikrini M. Kemal icat etmemişti, Anadolu’da çok farklı noktalarda cumhuriyet arzusunu dillendirenler vardı. Ama öne çıkan kadrolardan kimse 1923’de, öyle fazla tartışmaya gerek bırakmadan bu tarihsel adımı atmayı aklının ucundan geçirmezdi.”

Böyle bir görüşü tartışmaya değmez. Baştan aşağı zırva. K. Okuyan Perinçek’le aynı koroda. Ama ne yazık ki Kemal Okuyan yalnız değil, bu tip pespaye görüşler “sol” adına ortaya atılıyor. Bugünlerde Kemalizm, politik İslamcı-Türkçü faşizmin bunaltıcı baskısı altında bir kurtuluş miti olarak yeniden pazarlanıyor. Kemal Okuyan da tüccarlığa soyunanlardan.

Bugün Türkiye’nin ne kadar aşılamaz sorunları varsa bunun biricik nedeni Mustafa Kemal’in karşı devrimci Cumhuriyet hamlesidir. Türkiye’deki sistemin varoluşsal krizinin kaynağı bu hamledir. Bu krizin en büyük acısını başta Kürtler olmak üzere ezilen uluslar ve Türkiye emekçileri çekti. Bir solcunun bu karşı devrimci hamleyi övmesi ancak ve ancak burjuvazinin bir ideolojik aygıtı haline gelmesi ile mümkündür.

1920-23 DÖNEMİ: BURJUVA DEMOKRASİSİ

23 Nisan 1920’de meclis açıldı. Meclisin adı, Büyük Millet Meclisi idi. Neden?

Çünkü pek çok yerde yerel meclisler vardı ve her yerde kurulması hedefleniyordu. B.M.M. bunların en üst organıydı. Doğrudan Sovyet sisteminden esinlenilmişti. Yerel Sovyetler ve Yüksek Sovyet’in karşılığı yerel küçük meclisler ve Büyük Millet Meclisi’ydi. 1921 Anayasası ile bu aşağıdan yukarıya demokrasi bir sistem olarak kalıcılaştırılmak isteniyordu. Bu o günkü burjuva demokrasilerinden daha ileri bir düzendi ve biçim olarak Sovyet sistemine yakındı.

Bu ilk meclis Müslüman ya da böyle kabul edilen halklar bakımından tekçi değildi. Kürt, Laz, Çerkes ve diğer halklardan vekiller de Alevi inancından insanlar da kendi kimlikleriyle mecliste yer alıyordu.

Saltanatı bu meclis kaldırdı. Hükumet meclis içinden seçiliyordu. Öyle başbakanın istediği kişiyi bakan ataması ve hükumetin toptan meclis oyuna sunulması diye bir durum başlangıçta söz konusu değildi. Her bakan için ayrı ayrı meclisin çoğunluğunun oyu gerekiyordu.

Birinci mecliste hemen her sınıfa tekabül eden siyasal eğilimler vardı: İttihat ve Terakki’nin devamcısı olarak daha sonra Halk Partisi adını alan Türk ulusal burjuvazinin temsilcisi Mustafa Kemal çevresi, politik İslamcılıkla sosyalizmi harmanlayan, çoğunluğu köylülerden oluşan Kuvayı Milliye adındaki gerilla birliklerinin lideri Çerkes Ethem, işçi ve emekçilerin sesi olan Halk İştirakiyûn Fırkası, daha sonra Azadi örgütünün liderleri arasında yer alacak olan Yusuf Ziya gibi Kürt vekiller, Alevilerin temsilcisi olarak Cemaleddin Ulusoy ve başkaları.

Elbette ilk meclisi önceki dönemle kıyasla değerlendirebiliriz. Birinci Meclis, Osmanlı saltanatının yıkıntıları içinde doğdu, halkçı demokratik nitelikte değildi, sınırlı da olsa burjuva demokratik içerikteydi. Onun bu burjuva sınırlı demokratik içeriği nedeniyledir ki Ermeni, Rum, Süryani, Keldani soykırımlarını kabul etme ve bu soykırımların sonuçlarını telefi etme konusunda adım atılmadı. Kürtlerin demokratik özerklik talepleri, Koçgiri ayaklanmasında olduğu gibi şiddetle ezildi, işçi ve emekçiler lehine herhangi bir ilerlemeye hizmet edilmedi.

BURJUVA DEMOKRASİSİNİN FESHİ VE DİKTATÖRLÜĞÜN İLANI

M. Kemal birinci meclisi neden feshetti?

Sorunun cevabı karmaşık değil çok açık: diktatörlüğünü ilan etmek için.

Birinci meclisin ilk döneminde M. Kemal’in istemediği kişiler de meclisten bakan seçilebiliyordu. Mesela içişleri bakanı seçilen Çerkes Ethem gurubundan Nazım Bey bunlardan biridir. Bunun üzerine M. Kemal’in dayatmasıyla yeni kanun çıkarıldı ve bakan adaylarını meclis başkanı seçecek denildi. Meclis başkanı hem meclisin kem de hükumetin başkanıydı. Bu da değiştirildi, hükumet ve meclis başkanının ayrı ayrı seçilmesi kararlaştırıldı, böylece meclis hükumeti ortadan kaldırıldı. Bakanların istendiği an meclis kararıyla görevden alınması uygulamasına son verildi. M. Kemal’e 1921 yazından 1922 yazına kadar başkumandanlık sıfatıyla kanun çıkartma yetkisi veriliyor. M. Kemal bu yetkiyi yukarıdaki içerikte, kişisel diktatörlük doğrultusunda kullanıyordu. 1922 yazında bu yetki meclis çoğunluğunun oyu ile kaldırıldı. Keza bakan seçiminde meclis başkanının aday göstermesi uygulamasına son verildi, vekillerin her biri daha önce olduğu gibi bakan adayı olabiliyordu yine. Meclisin İstiklal Mahkemeleri üzerinde hiçbir yetkisi yoktu. İstiklal Mahkemeleri yürürlükten kaldırılıyor ve yeniden kurulması halinde meclis denetimi şart koşuluyordu. Şubat 1923’de temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir yasa kabul ediliyordu.

M. Kemal, diktatörlük heveslerine karşı alınmış bu önlemleri Cumhuriyeti ilanı hamlesiyle yanıt verdi. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte ilk cumhurbaşkanı seçilen M. Kemal elinden alınan tüm yetkilere kavuşmakla kalmıyor bunlara yenilerini ekliyordu. “Seçilen” dedik ama bu da seçimden çok kendi kendini atamadır. Yeni meclise seçilen 287 kişinin 286’sı Halk Partiliydi. Bu vekilleri aday gösteren de M. Kemal. Görülüyor ki M. Kemal gerçekte seçilmiyor kendi kendini cumhurbaşkanlığına atıyor. M. Kemal yalnızca halkçı muhalefeti değil burjuva muhalefeti de meclisten çıkarıyor, meclis tek sesli hale geliyordu. Cumhuriyetin ilanından sonra İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulacaktı.

KARŞI DEVRİMCİ DARBE

Birinci meclis Osmanlı saltanatı altındaki meclise göre tarihsel olarak ilerici bir adımdı. Halk İştirakiyûn Fırkası gibi (bunun bugünkü karşılığı Halkın Komünist Partisidir) güçlü bir halkçı muhalefeti de barındıran burjuva demokratik nitelikteydi.*

Cumhuriyetin ilanı ise bu meclisin bütün demokratik kazanımlarını yok etti. Bu bakımdan Cumhuriyet birinci meclise göre tarihsel bir gerilemeyi temsil eder.

Birinci meclis burjuva demokratik 1921 anayasasına** dayanıyordu. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte 1924 anayasası yürürlüğe girdi. Bu anayasa öncekine göre bütünüyle gericiydi. Temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmasının yanı sıra diğer ulusları yok sayan, herkesi “Türk” yapma hedefi güden ırkçı faşist bir zemin taşıyordu. Nitekim bu zemin üzerinde tek ırk, dil, din ve mezhebe dayalı bir ulus; 1925 Takriri Sükûn Yasası; İstiklal Mahkemeleri; 1930’larda bütünüyle faşist bir nitelik alan Kemalizm ve onun tek parti diktatörlüğü inşa edildi. Türkiye’nin bugüne taşınan ne kadar hastalığı varsa bunlar cumhuriyetin ilanı ve 24 anayasası ile zuhur etti. Cumhuriyetin ilanı sonrası birinci meclis döneminde elde edilen bütün burjuva demokratik kazanımlar ortadan kaldırıldı. Kürtlere verilen demokratik özerklik sözü yerini inkâr ve soykırıma bıraktı. İşçi sınıfı ve köylülük üzerinde muazzam bir sömürü ve devlet zulmü rejimi kuruldu.

İşte Kemal Okuyan’ın M. Kemal’i budur.

Hiç kuşku yok ki M. Kemal olmasaydı da bütün bunlar olabilirdi. Bireyler belirli toplumsal koşulların ve ilişkilerin ürünüdür. Fakat kimi bireyler tarihte oynadığı rolle yalnızca belirli sınıfların temsilci olmaz, aynı zamanda birey olarak da o sınıflar adına eyleme geçer, o sınıflara yol gösterir, ortaya konan bütün olumlu ya da olumsuz eylemlerin de sorumlusu olur.

Hitler ya da Musolini olmasaydı belki başka birileri çıkardı ortaya ama Hitler ve Musolini Alman ve İtalyan burjuvazisinin sorumluluğunu üstlendi. Onlarla hesaplaşmadan Almanya ve İtalya için burjuva anlamda da olsa hiçbir gerçek tarihsel ilerleme olmazdı.

M. Kemal de Türk burjuvazisi adına ortaya çıktı. Ermeni ve Rum soykırımları ile palazlanan, Kuzey Kürdistan’ı sömürgeleştirerek politik varlığını sürdürebilen, inkâr, soykırım ve asimilasyonla iç pazarı oluşturabilen ve o pazara hâkim olabilen bir burjuvaziydi bu.

M. Kemal olmasaydı ne olurdu üzerine tartışma bir burjuva safsatadır ama M. Kemal’le hesaplaşmayan bir “Sol”un vay haline…

* Yukarıda da belirtildiği gibi burjuva demokratik nitelik Müslüman olarak kabul edilen halklar bakımından geçerlidir, Müslüman olmayan halklar bakımından herhangi bir demokratik haktan bu dönemde de söz edilemez. Bu nedenle birinci meclis için burjuva demokratik tanımlaması yapılan her yerde bu “sınırlı burjuva demokratik” olarak okunmalıdır.
** 1921 Anayasasına dair detaylı bilgi ve değerlendirme için bk.: Arif Çelebi, 1921 Anayasası- Özyönetim, Özerklik – Kürtler ve Emekçi Sol, Marksist teori sayı: 18, marksistteori.org