Vaziyeti idare

Vaziyeti idare

Kendi yolunun sonundaki AKP’nin, rejimin başka kliklerinin dişlerini kamaştırdığı sır değil. Ancak bu yol da yol değil. Bu tür iktidar değişimleri, güç merkezi kaymaları, döner ve tekrar ezilenleri vurur. Ezilenlerin özgürlük mücadelesinin amentüsü olan bütün ezilenleri birleştirmek, hepsinin kapısını çalmak, bıkıp usanmadan kalplerini kazanmaya ve onları kendi özgürlük mücadelerinin kurucu özneleri olmaya çağırmak kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde. On milyonlarca yoksul ve emekçi bizim varlığımızdan, alternatif projelerimizden, gerçekte nasıl bir toplum tasavvurumuz olduğundan habersizce varoluşumuzun gereğini hakkıyla yapamadığımızı söyleyebiliriz.

Bora POYRAZ

14 Kasım 2018 – 10 Kasım törenleri, AKP’ye karşı kendiliğinden halk tepkisi ile bir proje olarak siyasette ulusalcı denge arayışını buluşturdu. Ulusalcı ekol, uzun zamanıdır aradığı siyasal denge kurma çabasında konjektürel bir psikolojik avantaj elde etti. AKP ise, iki sıfır öne geçen futbolda takımın bir gol yemesiyle yaşadığı paniğe benzer bir gerilim içinde. Muhtemelen bunu atlatmak için hızla ve ısrarla, daha iyi olduğu başlıklar üzerinden yeni tartışmalar açacaktır.

Ancak şurası kesin: Türkiye siyasetinde durgunluğu, tek merkezciliği, sükuneti görenler yanılıyor. Buz gibi çıkarlar var. Egemenler cephesinde kılıçlar bileniyor. Şu veya bu aşamada bu gerilimin açık kapışmaya dönmesi ve karakola taşınması kaçınılmaz.

AKP-MHP konsorsiyumunda işler sarpa sarıyor. Bahçeli’nin, ‘Af çıkarın diye size oy verdik’, diyen seçmenine, bir filmde “faşo ağa” lakabıyla anılan Şener Şen’in “Satarım bu köyü ha” tehditkarlığını hatırlatan çaresizlikle “Bir daha bunu duyarsam yasa teklifini geri çekerim” tepkiselliği dahil, hemen her gelişme buna işaret ediyor. “Andımız” tartışmasındaki keskin saflaşma da bunun katalizörü oldu ve MHP geleneksel devlet kadrolarına tekrar güven verdi, aslında nerede olduğunu ve nerede durduğunu hatırlattı.

Tek bir oy daha almak için her şeyi yapamaya hazır AKP ile, Bahçeli’nin ifadesinde kaynağını faşist otoriterlikten alan doktriner tutum görünür gelecekte nasıl bir tabloyla yüzyüze kalabileceğimizi anlatmaya yeter. En çok da ortaklar birbirlerine karşı koz biriktirmektedirler. Kuşku yok, günün birinde, kozlara kaynaklık eden yanlışlar bir savcı şeditliğiyle masaya sürülecektir.

Görkemini kaybeden, kudretini sağlamakta zorlanmaya başlayan bütün iktidarların başına gelenden şimdiki iktidar da nasibini alıyor. Tarih payı herkese farklı dağıtılıyor nihayet. Evvela canhıraş çalışıp hükümet ve giderek iktidar olmaya kilitlenenler, bunu başardıklarını ve kendilerini en güçlü zannettikleri anda tarihin diyalektiğine yakalanıp çoğu zaman tepetaklak oluyorlar.

İktidarlaşma, övünme, giderek kısım kısım kasılma halleri artık vaziyeti idare siyasetine gerilemiş ve bu kapana kısılmıştır. AKP için bu uzun sürmüş bir siyasal resesyondur. Şu anda, yeni bir faza geçen faşizm ile siyasal durgunluk mengenesindeki AKP çelişkili bir birlik halinde gün geçirmeye, ömür uzatmaya çalışıyor. Toplumsallaşmış bir alternatif siyasal proje geliştirilmediği için ve o oranda ömrün uzaması olağanlaşacaktır.

Daha dün üçüncü dünyacı dille ulusalcılarımızın ve dahi Kemalistlerimizin yüreğini hoplatan, gözlerini yaşartan ismin Fransa’daki devletlerarası buluşmada Trump’un yanına oturması üzerinden ilişkilerin aslında ne kadar güçlü olduğunu konuşanlar bu ulusalcıları ve Kemalistleri sükutu hayale uğrattı bile.

Bu medcezir sürer. Başkan Mao’ya atıfla söylersek gökkubbenin altı karmakarışık. Bundan Türkiye devlet/iktidar siyasetinin azade olması mümkün değil. Bu gelgitin, gerilimin ve horoz dövüşünü andıran sevimsizliğin maliyeti büyük oranda halka fatura edilir. Hep edildiği gibi. Yanlış yatay saflaşmalar bunların en yaygın olanıdır.

AKP siyaseten kendi azami haddine ulaştı. O cephedeki muhalefetin, yelkenlerini bir başka rüzgarla şişirmeye girişirken ezilenlerin ödeyeceği faturayı düşünmeyeceği kesin. Ancak AKP’ye o denli koyu tepki var ki ‘inceldiği yerden kopsun’ hissiyatının halk kitleleri arasında azımsanmayacak bir karşılığı var.

Önceleri çürümüş geleneksel faşizme karşı bir gelecek vaat eden AKP’nin günden güne ‘nalıncı keseri’ haline gelmesi, sonrasında hayal pazarlaması, üstelik bunları gerçekleştirmeye dahi girişmemesi, kendi otoriter despotluğunu inşa ettikçe illizyon yaratmaya odaklanması ona karşı kırgınlıktan nefrete uzanan geniş bir öfke biriktirdi. Gönül çelen, kalp kazanan AKP masalı da çoktan gerilerde kaldı.

Göstermezsen yoktur. Düşünmezsen yoktur. Yalanlarsan yoktur. Bazen idare eden ve durumu kurtarmaya yeten bu tür kurnazlıkların da pek işe yaramadığı günden güne açığa çıkıyor. En bilineni Kürdistan’da yaşananlardır. Ha bu kış bitiyor, şu ay yok olacak diye diye milliyetçilikle koşullanan kitleleri hakikatle ilgisi olmayan rakamlarla oyalamanın da sonuna gelindi. Bitti bitiyor denilen anda, Kürdistan direniş hareketinin, kendisi bakımından kaçınılmaz olan mücadelesini yeni araç ve biçimlerle takviye etmesinin yol açması muhtemel şoku engellemek için kırk takla atmak zorunda kalmak bunların başlıcası. Halktan gerçekler saklandığı için, geniş satıhlı ve hava üstünlüğünü boşa çıkaran bir dönem taktiğiyle girişilecek pratiklerin siyaseten darmadağın edici olması da muhtemeldir.

AKP şunu unutuyor. Bu devlet rejminde asıl içsel olan milliyetçiliktir. Mevcut ulus devletin yapıtaşında siyasal İslamcılık değil milliyetçilik vardır. Siyasal İslamcılık ancak ve sadece devlet denetiminde bir tali unsurdur. Kuruluşundan itibaren mevcut rejim, devlet dışı müslümanlara, Kürtlere ve sosyalistlere düşmanlık üzerinden bina edildi. Zaman zaman bunun şiddetindeki hafifleme yanıltıcıydı ve anlaşıldığı kadarıyla, devletin üveyi olan AKP, bu yanılsamaya kapıldı ve herkesten daha fazla milliyetçilik yaparsa rejimin yapıtaşına oturacağına inandı. Ne var ki ‘Devlet dersi’nde AKP dünkü çocuktur. Kurnaz, haşarı ve örgütçü olması, suya götürülüp susuz getirilmesine engel değil. Şu anda elindeki asıl koz kitle konsalidasyonudur ve onun da yavaş yavaş eritileceği, hiç değilse böyle sistematik bir karşı siyasetin olduğu görülüyor. Aynı biçimde yerel seçimlerde başarı çıtasını hiç değilse koruyabilmek için elindeki bütün kurşunları atıp belli başlı kadrolarını sahneye çıkarmaya hazırlanması da bu nedenle.

Kendi yolunun sonundaki AKP’nin, rejimin başka kliklerinin dişlerini kamaştırdığı sır değil. Ancak bu yol da yol değil. Bu tür iktidar değişimleri, güç merkezi kaymaları, döner ve tekrar ezilenleri vurur. Ezilenlerin özgürlük mücadelesinin amentüsü olan bütün ezilenleri birleştirmek, hepsinin kapısını çalmak, bıkıp usanmadan kalplerini kazanmaya ve onları kendi özgürlük mücadelelerinin kurucu özneleri olmaya çağırmak kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde. On milyonlarca yoksul ve emekçi bizim varlığımızdan, alternatif projelerimizden, gerçekte nasıl bir toplum tasavvurumuz olduğundan habersizse varoluşumuzun gereğini hakkıyla yapamadığımızı söyleyebiliriz.

(ETHA)